2001'i hatırlıyorum. Avusturya'yı 5-0 yendiğimiz ve Dünya Kupası'na gitmeyi garantilediğimiz maçın sonunu. Yine Ali Sami Yen'deydim, yine çalışıyordum. Tribünlerden çıkan insanların gözlerindeki pırıltı o kadar netti ki, büyük bir sevinç...
Bu kez 2007... Üstünden 6 yıl geçmiş. Uzun ve badireli bir yoldan geçilip sonunda final bileti alınmış. Havai fişekler patlıyor, gürültüden mikrofonda anlattıklarımı kendim bile duyamıyorum. "Burada büyük bir coşku var" diyorum finallere gidecek olmanın verdiği heyecanla. Tam göremesem de en azından öyle olmalı; "futbol tutkunu" bir ülkenin milli takımı dünya'nın en zorlu futbol şampiyonasına katılıyor.
Ama gözlerde, bedenlerde 2001'deki coşkudan eser yok. Büyük bir sevinçten çok, bir rahatlamışlık ifadesi... Derbi maçı kazanmış bir kulüp taraftarından farklı değiller; ötekileri yani "Terim-Ulusoy" karşıtlarını susturdukları için seviniyorlar belki de. Milli forma kazandığı için değil...
Bu topraklarda futbola hep olduğundan fazla değer biçildi, görevler yüklendi. Siyasette, sosyal hayatta, kültürde anlaşamayan, ortak noktaya gelemeyen milyonlar "milli takım ortak paydasında" birleşti, zaman zaman birleştirildi...
Aslında son aylarda yapılmak istenen yine buydu, futbolla birleştirmek. Yine Avrupa karşısındaki yenilmişliğimizi futbolla bastırmak, ülkenin tüm ciddi sorunlarını unutmak, hatta şehitlerimizin acısını gollerle azaltmak, nasıl olacaksa?
Bu kez olmadı, bu kez çok farklı noktalardayız? Evet, gidiyoruz... "Futbolun beşiği İngiltere'nin" olmadığı finallerde 6 yıl sonra biz de varız. Saha içinde, alın teriyle alınmış gerçek bir başarı. Kazandık.
Ya kaybettiklerimiz... Neler kaybettik 2008 Haziran ayı uğruna... En baştan başlayalım; FIFA'nın cezayı hafifletmesi için el öpmek gerekti öpüldü...
Bu ülkenin Milli Takımının Teknik Direktörü, bu ülkenin medyasına tavır aldı, konuşmadı. Bu ülkenin milli takımının kaptanı saha içinde basına "el hareketi" yaptı, cezasız kaldı, hatta üstüne destek aldı. Ne de olsa çok yetenekli futbolcuydu ya, 2008 yolunda ona ihtiyaç vardı. Bu ülkenin medyası bir mağlubiyet sonrası futbolcuların suratına siyah bant taktı. Bu ülkenin taraftarı sahadaki milli futbolcularını protesto etti, patronunu ıslıklarla istifaya çağırdı.
Sonra grubun final maçında "trajikomik anonslarla" bağırtılmaya çalışılan "seçilmiş" onbinler... Yıllardır kulüp takımı zihniyetiyle yönetilmeye çalışılan milli takımın geldiği son nokta. "Kırmızı-beyazlı camianın" tribün liderleri Mehmet, Sefa ve diğerleri...
Bu elemeler bizden çok şey götürdü, milli takıma duyduğumuz rekabetten uzak, masum, hesapsız, romantik sevgiyi, kıpkırmızı-bembeyaz güveni...
90 dakika bitti, Ali Sami Yen'in önünden anonsa başlıyorum. "Sayın seyirciler EURO 2008 finallerindeyiz, kazandık"
Emin miyim, ben de bilmiyorum...