Kimsenin ağzının tadını kaçırmak istemem, lakin Marsilya galibiyeti Beşiktaş'ın futboluna dair sorunları görmemizi engellemesin.
Dün gece Beşiktaş, kendi ortalamasının üzerinde bir enerjiyle oynadı. Özellikle maçın ilk bölümlerinde alışkın olmadığımız bir pres ve yardımlaşma anlayışı hakimdi. Dahası, futbolun sınırlarında bir sertliği de uygulamaktan imtina etmediler. Fransa'daki maçta her biri gladyatör gibi oynayan Marsilya'nın maçın başında sindirilmesi, 90 dakikanın kaderini çizdi.
Maçı seyreden herkes mutabıktır sanırım, sahanın en iyisi Tello idi. Hırsı, takımı ateşlemesi, dikine oynaması bir yana, oyunu yönlendiren bir aklı da sahaya yansıttı. Attığı gol de hakikaten az rastlanır güzellikteydi.
Tek tek oyunculardan söz etmek yerine, sezon başından beri gözlenen bir zaafa işaret etmekte fayda var. Beşiktaş bu sezon hiç bir maçını 2 farklı kazanamadı. Ya da şöyle diyelim, kazandığı maçların hepsinde rakibinden sadece bir gol fazla atabildi. Neden?
Birincisi, Beşiktaş az adamla hücum ediyor ve gol şansı sadece kişisel becerilere endeksleniyor. (Allahtan Bobo gibi bir oyuncuya sahip.) Dört-beş oyuncuyla organize bir hücumun sonunda fileleri bulan bir top var mı 14. haftanın sonunda? Hatırlamıyorum. Varsa bile sayısı her halde ikiyi geçmez. Dün geceki maçta bile, top Beşiktaş'a geçtiğinde tribünde en çok duyulan haykırış "Çııııkkk! Çıııkkk!" sesleriydi. Sanırsınız, taraftar kulübeden takımı idare ediyor.
İkincisi, Beşiktaş öne geçtiği her maçta, kalan bölümü kendi yarı sahasında kabulleniyor. Ve şansı yaver gitmezse, rakipleri geri çekilmenin cezasını kesiyor.
Hasılı, Beşiktaş'ın oyun anlayışı bazı maçların belli bölümleri dışında; (mesela Marsilya maçının ilk 20 ve son 15 dakikası buna örnek teşkil edebilir) rakibi tehdit eden, bunaltan, sıkıştıran ve teslim alan bir enerjiden, daha kötüsü akıldan yoksun.
Tekrar aynı soruyu sorarsak, peki neden böyle? Bunun teknik kadro dışında bir nedeni olduğunu sanmıyorum. Ertuğrul Sağlam, soyadının hakkını verircesine ‘sağlamcı' bir futbol düşüncesinden ileri gidemedi, bugüne kadar. (Kaldı ki, asıl büyük risk bir farklı galibiyeti korumak için geri yaslanmak, yani bu tarz bir futbolun ‘sağlamcılık'la da ilgisi yok.) Sanırım, Beşiktaş'ı yönetiyor olmanın yüküne hala alışamadı. "Neme lazım, 1-0 olsun benim olsun" ile sezon geçmez. Zaten geçmiyor.
Evet, başta da dediğimiz gibi, kimsenin keyfini kaçırmak istemeyiz ama bunları şimdi konuşmakta fayda var. Yani bir Şampiyonlar Ligi galibiyetinin ardından. Yoksa gereksiz havalara girmenin bedeli ağır oluyor. Düşünsenize, herkesin enfarktüsün eşiğinde seyrettiği İnönü'deki 2-1'lik Liverpool maçının ardından, bu ülkenin spor yazarları Beşiktaş'ın oyunundan "muhteşem" diye söz ettiler. İşin kötüsü buna Beşiktaş'ın hocası ve oyuncusu da inanıyor. Ve maalesef bu yanılsama, başımıza gelen malum felaketlerin sebebi.