Bu ülkede, birilerinin bizimle dalga geçtiğini düşünmemek için bakabileceğimiz hiçbir gerçeklik kalmıyor bazen. Hatta çoğu zaman. Zaten gerçeklik denilen şeyle ilişkisi de hepten tuhaf bir yer haline geldi bu topraklar. Zira aslında kimsenin aldırmadığı bir şey "gerçek"; herkesin kendi matematiği var, herkes ikiyle ikiyi toplayıp farklı sonuçlar çıkarıyor.
Mesela Fenerbahçelisiniz. Diyelim ki Inter maçını İtalya'da seyretmek gibi bir güzellik yakalamışsınız. Kabul edelim ki Inter'i duymuşsunuz, hayatta bir anlamı olduğunu, mesela Milan'la "kanlı" olduklarını, o stada Milanlıların başka Interlilerin başka bir şey dediğini de futbolla ilgili biri olarak biliyorsunuz. Kuruluş hikâyesini, yabancı oyuncuları dışlayarak İtalyan oyuncuların hâkimiyetine giren Milan'a karşı bir tepkiyle ortaya çıktığını falan bilmek zorunda elbette değilsiniz; takımınızın her rakibinin tarihini öğrenecek değilsiniz ya, o kadar da değil yani! Ama tıpkı kendi takımınızın kutladığı gibi onların da bu sene 100. yıllarını kutladığını bir yerlerden duymuş olma ihtimaliniz var. Hele bir de gazeteciyseniz; hele bir de her hafta televizyona çıkıp, futbol konuşuyorsanız...
Daha da mühimi memleketin en önemli gazetelerinden birinde köşe yazıyorsanız, mesela biraz daha sağınıza solunuza bakarak yazmanızı beklemek fazla mı olur? Yapmazsanız ne olur? Aslında bir şey olmaz. "Haçlı Ordusu sahaya çıktı. UEFA nasıl izin veriyor? Federasyon hesap sorsun" minvalli bir şey yazarsınız. Sonra, önce kendi köşenizde durup duran yazı bir anda gazetelerin internet sayfalarında manşete taşınır. Ardından bu haberlerin altına girilen yüzlerce yorumda en hafifinden "Aman Tanrımmmm! Hakikaten, olmaz böyle şey"ler görülmeye başlar. Ve tam da böyle bir dürtüklenmeyi bekleyen bir "hukuk savaşçısı", işi UEFA'ya resmî şikâyete götürür.
Aslında maçı seyredenler, üzerilerine yağan onlarca bilgi içinde bunu da duydular: Inter, 100. yılını kutluyordu, formasını bu yüzden Milano şehrinin bayrağı şeklinde dizayn ettirip, "bu şehrin tek takımı siz değilsiniz" diye Milan'a "ayar veriyordu". Üstelik o formanın başka bir anlamı daha vardı: Faşist Mussolini zamanında kulüplere getirilen İtalyanca isim taşıma zorunluluğu yüzünden ismini "Ambrosiana"ya çeviren Inter, o takımın giydiği formayı da anıyordu.
Inter'in bu formayı ilk defa giymediği "gerçeğini" bir kenara koyalım ama Interlilerin maçtan önce "karşımızda Müslüman Fenerbahçe var, Haçlı formasını giyelim de şöyle bir gaz alalım" diye düşündüğüne sahiden inanmayı, bunu bir kampanyaya çevirmeyi "akıl tutulması"ndan başka neyle izah edebiliriz? Kimsenin dinsel seçimi üzerine konuşmak bize düşmez, ama Fenerbahçe'nin sahaya çıkan ve sonradan oyuna giren on birinde kaç oyuncu için Müslüman diyorsunuz: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Lugano, Edu, Roberto Carlos, Selçuk Şahin, Alex, Aurelio (Appiah), Gökçek Vederson, Deivid (Tümer), Semih (Colin Kazım), teknik direktör Zico. Peki aynı formanın sarı lacivertli versiyonunu Parma'nın da giydiğini söylesek, onları da şikâyet dilekçesine eklemek gerekir mi?
"İnsanın elinde çekiç olunca her şeyi çivi gibi görür" diye bir laf vardır ya, Türkiye'de bu artık sahiden saçma bir hal almaya başlamadı mı? Hepimiz elimizde çekiçlerle, çivi arıyoruz. Bulamayınca, aslında öyle olmayanlara da öyle muamele etmekte bir beis görmüyoruz. Çünkü herkes düşman, herkes komplocu, kimse bizi "ayak oyunları olmadan yenemez", bizim kafamızda yarattığımız gerçeklik, gerçeklerin en yücesi!
Tüm bu saçmalık arasında yine de iyi bir yan bulmak isteyenler, en azından, "Aaa, Kızıl Haç'ın futbol takımı da varmış?" gibi bir naiflik bekleyemez hale gelmiş/getirilmiş olduğumuza bir kere daha ikna olabilirler tabii. Ki bu da ne kadar iyi bir şey, esas mesele orada işte...