FUTBOL
DÜNYA'DAN FUTBOL
BASKETBOL
NBA
VOLEYBOL
FORMULA 1
MOTOR SPORLARI
TENİS
OLİMPİYAT
DİĞER
RÖPORTAJLAR
YAZARLAR
Ercan Taner
Güntekin Onay
Cem Dizdar
Can Belge
Kıvanç Koçak
Cevahir Evren
Nevzat Aydın
Nurullah Bakır
Kaan Tunçbilek
Ömer Gözü
Mert Özlü
Adnan Bostancıoğlu
Fırat Bayar
CANLI SONUÇLAR
İSTATİSTİKLER
VİDEO
YAYIN AKIŞI
HAFTANIN MAÇLARI
NBA TV'DE BU AY
LİNKLER
Ana sayfam yap
NTVMSNBC
NTV
CNBC-e
NBA TV
e2
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
N. Geographic
İletişim

Donuyoruz, donuyorum, dondum!

Ben kendi adıma ilk devresi heyecanlı, ikinci devresi 'negatif heyecanlı' bir maç izledim. Üşüdüm, sesimi yitirdim ama olsun, maç güzeldi.


NTVSPOR
Güncelleme: 19:18 TSİ 26 Şubat 2008 Salı

Evden çıkana kadar anlamadım, meğer dünyamız epey soğumuş.. O soğumuş biz üşümüş, hasta olmuşuz. Marsilya maçında Bobo'nun 88'de attığı golde sevinçten üzerimize bir çığ gibi yuvarlanan insanlar, bir yerini incitmesin diye gözüm gibi koruduğum Burcu da üşütmüş. Kaç yıldır aynı tribüne birlikte gittiğimiz Adnan da. Yani hastalıklar fazladan iki kombineyi boşa çıkarmış oldu.

Yine geç kaldım. Arabayı Cahide'nin otoparkına bıraktığımda saat 18.59'du. Kapıya yanaştığımda ise maç başlayalı 7-8 dakika olmuş olmalıydı. İlk aramayı geçerken kapıda karşılaştığım gençlere, "Bileti olmayan varsa biri gelebilir. Bir kombine fazla..." dedim. Karşılığı, "Sağol hocam. Biz de bir kombi fazla var" oldu.

Turnikeye yürüdüm, gözüme kestirdiğim bir başka gence, "Var mı biletin?" diye sordum. "Yok abi" dedi. "Gel" dedim, daldık.

Aynı yaştaki iki genç arasındaki 'hocam' ve 'abi' farkını belirleyen şeyin biletin varlığı olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Para kazanan evladın, babaya karşı dilinin değişmesi gibi, hayatın iktisadi tarifinin yarattığı acı gerçek... Bu gerçek ast/üst, büyük/küçük dengesini bozuyor. Neyse...

Elindeki detektörle bir güvenlikçi baştan ayağa bir röntgenimizi çekti önce. Sahi ya, acaba bu x-ray denen aletlerin kanser patlamasında bir etkisi var mıdır? Valla şüpheleniyorum bu işten. Yine neyse, diyelim ve 'yürüyelim...'

Bu iki arama yetmedi - ilki en dış kapıda- bir polis daha daldı üstümüze. Kurcalanmış bedenimizi bir kez daha kurcaladı ve içeri buyur etti bizi.

En öndeyiz, demirde... Yusuf Canlı'ya sordum; "Oldu mu bir şey" diye... "Abi çok iyi başladık, sağdan soldan bindiriyoruz." Bunun dediği an da, soldan bir bindirmeye yapıyor takım. Ben, "Çok iyi atak be..." dediğimde Yusuf, "Abi bunun gibi üç tane yaptılar sen gelmeden" diye yapıştırdı.

Takır takır top oynuyor Beşiktaş ilk devre, yapamadığı sadece gol.

'Ali gel!' 'Ali orta yap!'
Biz her üç dört dakikada bir yırtınıyoruz yukarıda, "Ali geelll, Ali geelll" diye. Tandoğan'ı önümüzdeki koridora çağırıyoruz.. Fotoğraf şu çünkü; oyun solda, numaralı önünde Koray Avcı, İbrahim Üzülmez ve Mehmet Sedef üçgeninde hazırlanıp Rize sahasına akarken, sağ taraf, yani kapalıdaki bizim önümüz bomboş. Oradaki koca arsa bir futbolcu bekliyor.

Ali Tandoğan gelmediğinden oyun da bir türlü iki kanatlı oynanamıyor. Ne zaman ki bindirmelere sağ çizgiye kadar inen Serdar Özkan katılıyor, o zaman o bölge bir canlanıyor. Diyelim ki, top o alanda sıkıştı ve ortaya Koray Avcı ya da Mathias Delgado'ya doğru açıldı. Bu kez de sol kanat aynı sıkıntıyı yaşıyor.

Buna rağmen ilk devre boyunca ortalık mis gibi gol kokuyor. Rize müdafaası daha çok solda, daha az sağdan zorlanırken Delgado ve Koray Avcı sinsi sinsi göbekten gol arıyorlar. Fakat ne hikmetse top bir türlü Bobo ya da Nobre'ye aktarılamıyor. Yapılan daha çok Rizeli oyuncuları kendi alanlarında tutup hataya zorlamak. Onlar da kale önüyle ceza sahası yayı içini kontrol edip Beşiktaş'ı kanatlara itiyorlar. Yapılan ortalar da o geniş birikintinin içinde tehlikesizce eriyip yitiyor.

İlk devre Nobre'nin ceza sahası dışından attığı şut kalıyor aklımda iyi bir pozisyon olarak. Bir de Hayati Kurt'un "Ara şu gazeteyi (daha doğrusu gaste demişti)" dediği Nobre'nin ofsayt diye sayılmayan golü. Gazeteden gelen haber hepimizin yüreğine su serpti; "bariz ofsayt."

Hayati tribüne dönüp bilgiyi taraftara deklare ederken benim aklımdan geçen şuydu; "Ya bu gol nizami olsaydı... İşte o zaman tam yanmıştı hakem! Ve elbette federasyon."

Donuyoruz, donuyorum, dondum!
Tribün ziyadesiyle neşeli. Yusuf, kulağımın dibinde "Abi artık eldiven zamanı gelmiş" dedikçe ben de üşümeye başladım durduk yerde. Düşünün, aslında sigara içmem ama öyle üşüdüm ki, belki ısıtır diye Serdar'ın ve Mahir'in sigaralarından otlakçılık bile yaptım. Tabii ki nafile.

Nihayet, kışın gelmiş olduğu kafama dank etti. Çünkü, kapalının en önünde yarı belinden üstü her maçta çıplak olan o genci bu kez göremedim. Ya Marsilya maçında o da üşütüp maça gelmedi, ya çok önemli bir işi çıktı ya da giyinikti ve ben onu hiç giyinik görmediğim için tanıyamadım.

‘Dale Boca’, ‘Dale Cavese’, ‘Dale Kartal’
İkinci devre Boca'nın ünlü tezahüratı 'Dale' (Yürü) ile başlıyor altlı üstlü. İtiraf edeyim, kapalı bu şarkıya başladı mı benim maçla ilgim kopuyor. Yerim uygun, hep bu tezahüratı izliyorum. Hem melodi ve ses uyumu güzel hem de gösteri sanatları için kullanılan tabirle söylersek 'tribün koreografisi...'

Hele Marsilya maçında kapalının en önündeki birilerinin trompetlerle çalıp, diğerlerinin düdüklerle eşlik ettiği versiyonu çok daha güzeldi. Bir benzerini ve en az Beşiktaş tribünleri kadar güzel bir örneğini görmek isteyenler 'youtube' girip "Dale Cavese" yazıp izleyebilirler. Bu klip, İtalya 3. lig takımı Cavese taraftarının futbolu sevmek için ligin çapının önemli olmadığını, genel olarak taraftarın nasıl olması gerektiğini, tribünde eğlenebilmenin ne demek olduğunu, futbolun aslında bütün bunların toplamından daha fazlası olduğunu göstermesi açısından şahane bir örnek.

Yumuşak karın Baki Mercimek
Biz yine kaldığımız yerden maça devam edelim. İkinci devre maça bir şeyler oldu. Belli ki Rize'nin hocası Saffet Susiç hedefi belirlemiş. Devre başlar başlamaz Rizeli oyuncular, ne yapıp edip topu Baki Mercimek'in olduğu noktaya ulaştırmaya çalışıyorlar.

Emrah Eren başta, Serhat ve Cumhur oyunu sürekli Beşiktaş'ın sağ/orta bölümüne yıkıyorlar. Baki samimiyetle oynayan, işini yapmaya gayret eden ama gelişim hızı diğer Beşiktaşlı yerli oyuncular gibi çok çok ağır olan bir futbolcu. Golün olduğu pozisyonda akıl almaz bir hata yapıyorsa da Baki, bence bir o kadar hata da Rüştü yapıyor. Golde çıkış için yaptığı zamanlama feciydi.

Golden sonra Beşiktaş takım olarak öyle afalladı ki, Zafer Biryol biraz dikkatli olsa fark 5 dakika içinde ikiye, üçe çıkabilirdi.

Takım afallayınca taraftar da düşer gibi oldu oyundan. Kapalının alt/üst dengesi kayboldu. Kısa bir bocalamadan sonra formül bulundu; kapalı üst dikine ikiye bölündü ve "Kartal gol gol gol" başladı. İki dakika içinde bağırtı öyle bir hal aldı ki, Engin Ağır'ın yorumu "Tribünün şuuru yine kapandı" oldu.

O arada Delgado, nefis çaktı. Şahitim. Delgado sağ ayak içiyle vuruşunu yaptığı anda top ayaktan çıkarken Hayati Kurt, "Gol" dedi. Top köşeye gidip gol oldu. Hayati, yeni ve modern bir Nostradamus edasıyla arkaya döndü ve parmağıyla beni göstererek ortalığa seslendi; "Aha şahit! Top havadayken gol dedim." Tahmin edersiniz ki, büyük bir mutlulukla birbirine sarılmış o tuhaf erkek topluluğundan Hayati'yi umursayan kimse çıkmadı.

İş 'tesadüf perisi'ne kaldı
"Artık yol açıldı arkası gelir" diye düşünüyorduk ama Rizespor (Bu takım isimlerinin sonundaki 'spor' eki nedir Allah aşkına!) oyunu iyice rölantiye aldı. Ertuğrul Sağlam ne zamanki İbrahim Akın'ı oyuna soktu, ben içimden "Yine tesadüf perisinin yardımına muhtaç kaldık" diye geçirdim. İbrahim Akın gibi sıfır seviyesinde gelişen, hatta 'tersine gelişen' bir oyuncunun idmanlarda ne yaptığını merak eder dururum öteden beri. Herhalde maçlarda yapamadığı her şeyi idmanlarda yapıyor olsa gerek.

Birilerinin kulağına "Kahraman yapma kahraman ol" diye fısıldadığı ve eğer bu sözü kulağına küpe yaparsa muhtemelen hiçbir şey olamayacak olan Batuhan'ın sonuçsuz çırpınışları da fayda etmeyince maç 1-1 bitti.

Hatırlarsanız Sinan Engin, Sivas maçı bitiminde yenilgiyi taraftarın takımı desteklememesine bağlamıştı. Bu maçın da en iyisi, son yıllardaki çoğu maçta olduğu gibi yine Beşiktaş tribünüydü. Acaba şimdi de, "Taraftar çok bağırdı, paralize olduk" derler mi?

Ben, sen, o... Biz, siz, onlar...

Ben kendi adıma ilk devresi heyecanlı, ikinci devresi 'negatif heyecanlı' bir maç izledim. Üşüdüm, sesimi yitirdim ama olsun, maç güzeldi.

Çıkışta Serdar ve Zeki Demirkubuz'la arabaya yürürken Zeki, kısa ve çok kafa açıcı bir konuşma yaptı; "Ya bu Ertuğrul sürekli 'biz' diye konuşuyor. Bu 'biz'i hep 'takım' diye düşünüyordum. Sonra anladım meğerse 'ben' diyormuş ya da demek istiyormuş..."

Donmuş bedenimizi Beyoğlu Ocakbaşı'nın ocağının başında ısıtmaya çalışırken Ertuğrul Sağlam televizyonda "Kredimizi bitirdik" diyordu. Zeki geldi aklıma, "Yahu bak" dedim Serdar'a "Hakikaten sürekli 'birinci çoğul' şahıs konuşuyormuş..."

Yüzüme baktı, kendine bir çöp şiş dürüm yaptı, bir yudum çekti... Bekledim belki bir yorum yapar diye, döndü, kızarmış domatesin yanmış kabuklarını soymaya başladı...

   • En çok puan alan haberler
 ADEM POLAT - İstanbul 01 Mart 2008, Cumartesi 15:38  
Güzel bir yazı.Nedense Beşiktaşın son maçlarda Rize'ye karşı şansı tutmuyor.
 murat - Erzurum 01 Ocak 2008, Salı 20:11  
Güzel bir yazı,maçın havasını teneffüs etmiş gibi oldum.
 emre ünlü - 18  - İstanbul 06 Aralık 2007, Perşembe 17:48  
cevahir evren beyfendi okusunda örnek alsın cem dizdardan ! elaleme sataşmadan nasıl yazışıyomuş öğrensin !

ARAMA:
LİGDE PUAN DURUMU
    O P
1 Galatasaray 34 79
2 Fenerbahçe 34 73
3 Beşiktaş 34 73
4 Sivasspor 34 73
5 Kayserispor 34 55