Takımın adı Galatasaray, hocanın adı Feldkamp, rakibin adı Fenerbahçe, maçın adı da derbi olmayabilirdi. Aklınıza gelecek en iddiasız maç da olabilirdi. Bizim bankanın halı saha turnuvasının finali vardı mesela, derbi ile aynı gün; o maç bile olabilirdi. Ama ne olursa olsun, tek ön liberolu oynayan bir takımın ön liberosu Sabri Sarıoğlu olamazdı. Oldu...
Bankacı, hobi amaçlı bir spor yazarı olan ben bile utanıyorum; "Sabri ön libero oynatıldı, hata yapıldı" diye yazmaya. Sezon başında sisteminizin can damarı Linderoth. Oyun planı onun varlığı üzerine kurulu Galatasaray'da. Derbi günü Linderoth sakat. Sezon süresince çeşitli zamanlar eksikliği görülmüş ve yerine 3 isim tercih edilmiş; Mehmet Güven, Mehmet Topal ve Ismael Bouzid. Bu isimlerin üçü de yedek kulübesinde, sahada bu görev teslim edilen kişi Sabri Sarıoğlu. Bunun açıklayacak mantık zerresi içeren tek kelime yok.
Şimdi herkes hata olduğunu yazacak zaten, biz de neden hata olduğunu yazalım, madde madde:
1) Tek ön liberolu oyunda bu görevi üstlenen oyuncu, oyunun savunma tarafında yarı stoper görevi yapar. Sabri'nin boyu 170 var-yok. Savunmanın arasına girdiğinde değil alan kapamak, yer tutmak, görünmüyor bile. Savunma yönünde bu görevi üstlenebilmesi tek kelime ile imkansız.
2) Tek ön liberonun hücumdaki asli görevi, oyunu başlatmak. Bundan daha önemli bir hücum görevi yok sahada. Zira başlamayan oyunun devamına ilişkin hiçbir şey yapamazsınız. Sabri'yi ben kariyeri boyunca pas verirken görmedim desem, kabul abartmış olurum ama durumu doğru açıklayabilmek için abartmam da lazım. Sabri kim, pasörlük kim? Onu piyasada var eden ve tutunmasını sağlayan vasfı, mücadeleci olmasıdır. Arada güzel orta da yapar ama ben şöyle araya öldüren bir pas attığını hatırlamıyorum. Sabri Galatasaray hücumlarını, doğal olarak başlatamadı. Başlamayan hücumlar da sonuç getirmedi. Sonuç ortada.
3) Tek ön libero orta alanın şefidir. Orta alana patronluk eder. Hataları gösterir, boş alanlara takım arkadaşlarını yönlendir, işini yapamayanı uyarır, hücumun yönünü-şeklini belirler vs… Sabri, şeflik şöyle dursun, kendini toparlayamadı ki orta alanı toparlasın.
4) Rakibiniz Fenerbahçe, onun forvet arkası da Alex ise, tek ön liberonuz ona yakın oynar, gerektiğinde adam adama markaj da yapar. Sabri savunma tarafı zayıf bir oyuncu olduğu için, savunma altyapısı olmadığı için, esasen de bir kanat oyuncusu olduğu için; böyle bir markajı yapması da mümkün değildi. Nitekim yapamadı da.
Bu kadar yeter. Ama hemen belirteyim, burada Sabri'nin zerre kadar günahı yoktur. Olmadığı gibi elinden geleni de yapmıştır. Ancak oyunun can damarını eline alamayan Galatasaray futbol falan oynamamış, maçı da bir kere daha kaybetmiştir. Bu hesabı sorulması gereken bir seçimdir.
İşin daha da enteresanı, Galatasaray maça savunmanın önünde Sabri, sağında Barış, solunda Hakan, forvet arkasında da Arda ile başladı ya; peki maç biterken kurgu nasıldı? Savunmanın önünde yine Sabri, sağında Serkan Çalık, solunda Barış, forvet arkasında Nonda. Yani Feldkamp, Sabri'den başka herkesin yerini değiştirmiş, sadece ona dokunmamıştı. Galatasaraylılığımı falan bir kenara koydum, bir futbol sever olarak canımı fazlası ile yakan ve kendimle alay edildiğini hissettiğim bu konuya bu kadar fazla yer verdiğim için sizlerden özür diliyorum ama kendime hakim olamıyorum.
Kabahatin kimde olduğunu hepimiz biliyoruz. Hata vardır, tolore edilebilir. Bunun adı hata falan değil; dumur. Karl Heinz Feldkamp'ın böyle bir tercih yapacağını duysam ve adım Burak Dilmen, Ahmet Akçan, Nezihi Boloğlu olsa, görevden istifayı bile düşünebilirdim. Dumurun vehametini sizlere anlatmaya çalışıyorum, yanlış anlamayın.
Galatasaray hakkında son bir not daha ileteyim. Bu organizasyon fakirliğinde sahada kim olsa, ve hatta rakip hangi Turkcell Süper Lig takımı olsa Galatasaray için sonuç değişmezdi. Bu sebeple başarısızlığı bugün görev alan Serkan, Barış, Uğur, Hakan, Volkan gibi gençlere bağlayanlar olacaktır; kulak asmayınız. Daha önce de bir mağlubiyet Uğur ve Ferhat'a fatura edilmek istenmişti, hatırlarsanız. Bu çirkin bir kolaycılıktır, haksızlıktır. Siz bu gençleri sahada dosdoğru kurgular ve takımı sahaya doğru yollarsanız, onlar da yıldızlaşır, işlerini yaparlar. Bu tehlikenin de altını çizmek istedim.
Fenerbahçe'ye gelirsek; Zico, tıpkı Lucescu gibi, gayet güzel bir şablon oturtmuş, futbolun gerçeklerini sonuna kadar özümsemiş ve oyuncularına da ezberletmiş. Saygı duymak gerek. Konsantrasyon sorunu yaşamadıkları maçlarda, daha doğrusu statik oynamanın avantaj sağlayabileceği özellikle büyük maçlarda son derece başarılılar. Nispeten zayıf rakiplere ve kapalı savunmalara karşı statik oyun sonuç vermediği için, Zico da takımını bir iki fırça darbesi ile dinamik hale getiremediği için sorun yaşayabiliyorlar ama büyük maçlarda şablon kusursuz. Nitekim Glatasaray'a karşı da son derece akılcı oynadılar ve kazandılar. Tebrik ediyor, CSKA önünde de başarılar diliyorum.
Zico'nun en büyük şansı ne diye soracak olursanız, Hıncal Uluç'un Galatasaraylı olmasıdır derim. Aynı sistemi geçmişte gayet güzel oturttuğu halde, getirdiği şampiyonluğa da rağmen Hıncal Uluç tarafından oluşturulan kamuoyuna yenik düşen Lucescu'ya da selam olsun. Zico eğer bu mevcut anlayışını Galatasaray'da deniyor olsa idi, "korkak"lığı cümle alemin dilindeydi şimdi.
Aynı gün oynanan hem basketbol, hem de futboldaki maçların ikisinin de saha içinde ve tribünlerde, geçmiş tecrübelerimize kıyasla son derece sorunsuz tamamlanmış oluşundan duyduğum memnuniyeti de belirtmeliyim.