Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof Dr. Ali Akay, Toplum Bilim Dergisi’nin 'Futbol Özel' sayısı önsözünde, disiplin amacıyla olmasa da 14. yüzyıl içinde 'futbol' adı verilen bir oyunun varlığından bahsedildiğine dikkat çekmektedir. Oysa Elias ve Dunning bu oyunun 'futbol' olup olmadığını bilmediklerini yazmışlardır.
Konuya ilişkin farklı görüşler olması, futbolun tarihsel görevlerinin tam olarak bilinmemesiyle ilgilidir. Oyunun kesin olarak bilmediğimiz geçmişine değinmek bir boşluk oluşturabilir, bu nedenle futbolun İngiltere'nin güneyinde yaygınlık kazanmaya başladığını (en azından bu çalışma özelinde) milat kabul etmek istiyorum.
Futbol 20. yüzyıla yaklaştıkça bir serbest zaman etkinliği olarak, sadece işçi sınıfına yönelik değil, aynı zamanda kamu okullarındaki eğitimin de bir parçası olarak ele alınan sporlar arasında sayılmaya başlanmıştır. Şehrin görece tehlikeli yerleşmelerinde, kamu okullarında okuyan çocukların boş gezinmemeleri için bulunan bir disiplin yöntemi olarak düşünülmüştür.
Oyun, kamu okullarda bütünleşme aracı olarak görülmüştür ve bu şekilde çocuklar kendilerini bir kuruma ait olarak saymaya başlamışlardır. İngiliz kültürüne veya sınıf kültürüne ait olmak üzere inşa edilen bu oyun, ayrıca sosyolojik kimliğin kurulmasında da önemli bir etken olarak durmaktadır. Diğer taraftan sınıflar arasında oyun oynama şekli ve amacı arasında farklılıklar olduğu da bilinmektedir.
Alain Corbin, futbolun yayılmasının perde arkasında 1880’li yıllardan itibaren başka bir görünümün ortaya çıktığından bahsetmektedir. Corbin’e göre, Aristokratlara ait olarak başlayan oyun, bu tarihten itibaren alt sınıflara hitap eden ve o sınıfların şiddete yönelik duyularını kanalize ederek kodlamayı planlar şekilde işlerlik kazanmaktadır.
Futbol, işçi sınıfına -başta liman işçilerine- kolektif bir aidiyet sporunun da olduğunu hatırlatmak maksadıyla ele alınmıştır. Bu stratejinin fabrikalar ve kiliselerde uygulandığı görülmektedir. Everton’da, Birmingham’da ve Aston Villa'da bu strateji gerçekleştirilmiştir.*
Bu değerlendirmelerden yola çıkarak futbolun, toplumsal yapı içerisinde önemli bir rol oynamaya başladığını söylemek sanıyorum yanlış olmayacaktır. Sınıflar arası diyalogun kurulmasında payda konumuna düşen futbol, öğretileriyle birlikte toplumda ortak bir dil geliştirmeyi de kolaylaştırmaktadır.
(Yeri geldiği için ufak bir hatırlatma) Futbolsever kimliğinin nasıl oluşmaya başladığının da bir araştırma konusu olabileceğini, belki bir gün diyerek not düşmek isterim. Çünkü futbolun yerel aitlik olgusunun nasıl evrenselleştiği, diğer toplumların bu oyunla nasıl tanıştığını da sorgulamak gerekiyor.
Biz geniş penceremizin başından ayrılmamaya özen gösterelim ve ikinci bölümü özetleyecek cümlemizi, masanın üzerine koyalım; "futbolun başlı başına bir kültür oluşturmaktadır”. Bu kültür nasıl oluşmaktadır, ne demek futbol kültürü, lafı daha fazla uzatmadan bu bölümün son sözünü Semih Gümüş’e verelim, bakalım neler anlatıyor;
"Futbolu anlayabilmek ve yaşayabilmek, onun gösteri heyecanını ve coşkunluğunu izleyebilmek için, futbolun da bir kültür olduğunu –ama bir alt kültür almadığını –kavramak gerekiyor. Futbolun kendisi bir toplumsal –popüler- kültürdür; ayrıca kendisiyle özdeşlenmemesi gereken alt-kültürleri de yanı sıra kuşkusuz taşımaktadır."**
* Corbin, Tyne'deki madencilere gösterilen ihtimamı anlatır.
** Semih Gümüş, Futbol ve Biz