Christian Bromberger'ne göre 'dünyanın en ciddi saçmalığı' futbolun diğer oyunlardan daha önde olmasının en önemli nedeni basitliğidir. Futbol mahalle arasında, bahçede, okulda, herhangi bir meydanda, plajda, toprak ya da çim gerçek bir futbol sahasında, her yerde oynanabilir. Ayrıca oyunun çok basit olmasının yanı sıra, çok fazla araç gerece ihtiyaç duyulmaması da benimsenmesini sağlamıştır. Çünkü bir top ya da küresel yumuşak herhangi bir cisim bu oyunu oynamak için yeterlidir.
"Sosyolog Christian Bromberger: Neden öteki sporlar değil de futbol? Çünkü futbol evrensel bir referans. Basit bir oyun, örneğin bisiklet sporunun tersine oynandığı yer ve zaman belli ve bütün dünyada oynanıyor. Çağdaş bir dünyanın değerlerine uygun olarak demokratik, dikey geçişlere açık (en alttaki en üste çıkabiliyor) başarı ve dayanışma söz konusu (toplumsal örgütlenmeyi, işbölümünü gerektiriyor) ayrıca şansa yer veriyor ve tesadüfler sonucu değiştirebiliyor. Nitekim futbol insanın kendi kalesine gol atabildiği tek spor!" (Koyulaştırdığım cümleyi tekrar okumanızı istiyorum, futbolu neden sevdiğinizi bir kez daha düşünerek)
Futbol, iki takım arasında oynanan, her takımda 11 oyuncunun bulunduğu ve oyuncuların küre biçiminde şişirilmiş bir topu sadece ayaklarını kullanarak rakip kaleye sokmasına dayanan spor dalıdır. (Çok beylik laflar ediyormuşum gibi başlayıp herkesin bildiklerine getiriyorum konuyu değil mi? Değil, en azından bundan sonrası…)
İlk çağlardan itibaren, yuvarlanan cisimler bir oyun ve spor aracı olarak insanoğlunun dikkatini çekmiştir. Futbol oyununun ilk defa nerede ve ne zaman oynandığı kesinlik taşımamakla birlikte yapılan araştırmalara göre ayakla oynanan top oyunlarının Sümerler'e kadar ulaştığı bilinmektedir. (Bu bilgi futbol üzerine konuşurken şöyle bir yutkunmayı da gerektirecek sanırım)
Bir taraftan yutkunurken diğer taraftan Veysel Atayman'ın değerlendirmelerini okuyalım isterseniz; "Futbol'un temeli oyun olgusuna dayanır. Johan Huizinga'ya göre oyun, yapay kuralları dıştan konmuş, ama gündelik hayatın rutini dışında yer alan, bu yönüyle de insanı kendi isteği ve iradesiyle içine çeken özgür eylemlerin alanıdır. Sınırları belirlenmiş belli bir süre ve belli bir mekân içinde gerçekleşen bu eylemlerin amaçları kendilerindendir, herhangi bir sosyalizasyon amaçlarına, maddi çıkarların elde edilmesine hizmet etmezler, ettikleri yerde "oyun" biter." ("I love this game" sloganının(!) cuk oturacağı yer sanıyorum.)
Biraz daha eskilere gidelim:)
Yok artık daha neler diyeceğiniz cümle… FIFA'nın resmi sitesinde ne yazıyorsa buraya sizler için taşıdım; Mısır'da mezarlardaki duvar resimlerinde ayakla top oynayan insan figürlerine rastlanmıştır. Hatta bu zamandan kalma, 7,5 cm çapında deri veya ketenden yapılmış toplar 25 asır önceden günümüze kadar ulaşmıştır ve kimi müzelerde sergilenmektedir.
Homeros da, ‘Odiesa'da top oyunlarından bahsetmektedir. M.Ö. 2500 yıllarında da Çin'de yere dikilmiş iki mızrak arasından bir topu tekmelemek suretiyle geçirmeye çalışarak talim yapıldığı bilinmektedir.
Orta Asya Türklerinin de kız ve erkeklerden kurulu karma takımlarla, topa elle dokunmadan, sadece ayak ve kafa ile vurularak rakip kaleden içeri atmaya çalışarak bir oyun oynadıklarına ilişkin bütün bu bilgilere FIFA tarafından hazırlanan tarihçede rastlamaktadır.
İçlerinde Kaşgarlı Mahmut'un da bulunduğu pek çok tarihçinin kitaplarında da Türklerin oynadığı ‘Tepük' isimli bir oyundan bahsedilmektedir. (Geçen bölümde sözünü ettiğim konu, "herkes ilk biz oynadık futbolu" diyordu ya, evet işte tam ordayız) Bu oyunun söylenen kuralları günümüz futbolununkilere oldukça benzemektedir. O dönemlerde de belirlenmiş kurallar bulunmaktadır; elle oynamak yasaktır, faullü hareketler tespit edilmiştir, top oyun alanının dışına çıkamaz. (Oldukça benziyor değil mi?)
Ünlü tarihçi Alfred Wahl ise, ortaçağ ve modern Avrupa'da top oyunlarının halka özgü ve kaba bir özelliğe sahip olduğundan bahsetmektedir. Bu dönemlerde futbol, yazılı bir kural olmaksızın, geleneğin kurallarına göre oynanmaktadır. Bu model kendi içerisinde sayısız değişikliğe sahiptir. Bu değişikliler oyunun basit yapısından kaynaklanmaktadır. Amaç aynı olsa da kurallarda bir takım değişiklikler olduğu belirtilmektedir.
(Bana oldukça ilginç gelen bir bölüm başlıyor…) 19. yüzyıla kadar Bretagne ve Picardie bölgelerinde yaygın olarak oynanan bu halk oyununun geçmişi, kırsal ve endüstri-öncesi toplumun geleneklerine dayanmaktadır. Oynanış biçimine bakıldığında, nasıl ortaya çıktığı belli olmayan, dinsel ve kiliseye dayalı bir boyutu olduğu anlaşılmaktadır. La Soule iki komşu köyün gençlerini ya da aynı köyün bekâr ve evlilerini karşı karşıya getirmektedir. Soyluların da bu oyunu ara sıra oynadıkları bilinmektedir. Örneğin, Rosand'ı bu oyuna II. Henry alıştırmıştır.
Taraflar içine ot, talaş vs. doldurulmuş ya da sorgun ağacından yapılmış bir tür top olan soule'ü rakip takıma karşı hareket ettirme çabasındadır. Oyunun belirlenmiş kuralları olmamakla birlikte, yazılı kurallara dayanmayan ve yalnızca geleneğin meşru kıldığı bu uygulamalar son derece yavaş bir gelişim gösteriyordu. Katılımcıların sayısı, oyunun süresi hatta oyun sahasının sınırları bile kesin olarak belirlenmemişti. Bu tanımlamayla birlikte bahsettiğimiz oyun için futbol demek doğru olmayabilir. Çünkü sürekli değişim gösteren bu oyun, zaman zaman elle de oynanmıştır.
Oyuncular tüm fiziksel güçlerini kullanarak soule'ün üzerine çullanıyor, topla birlikte ilerlemek amacıyla elleri ve ayaklarıyla sakınmasızca birbirlerine girişiyorlardı. Yalnızca güç ve hız hesaba katılıyordu. Oyun, taraflardan birinin topu, önceden belirlenmiş alana getirmesiyle sona eriyordu. Hatta ölümle dahi sonuçlanan karşılaşmaların olması oyunun sertliğinin ne derecede olduğunun bir göstermektedir. Ayrıca oyunun bildiğimiz futbolla tek benzerliği topu taşımak ve bir hedefe ulaştırmaktır. Bu haliyle günümüzde ‘Amerikan futbolu' olarak bilinen oyuna daha çok benzemektedir.
(Şiddet konusu önemli…) Orhan Koçak'ın tespitlerine bu noktada yer vermek istiyorum; "Bütün sporlar gibi futbol da saldırgan dürtülerin boşaltıldığı ve dönüştürüldüğü alanlardan biridir. Golü atan futbolcunun yüzünde beliren ifade sevinçten çok öfkeye yakındır çoğu zaman. Yarışmacı sporların zamanla savaşın barışçı bir alternatifine dönüştüğü de düşünülebilir. Eski Yunan Şehir devletlerinin en savaşçısı olan Sparta, kendi gençlerinin olimpiyatlara ve öteki panhelenik oyunlara katılmasına izin vermezdi; Tudor Hanedanı zamanında İngiltere'de defalarca yasaklanmıştı futbol maçlar. Devlet gücün ve şiddetin biriktirilerek sadece düşman öldürmek için kullanılmasını istiyor olmalıydı. Erkek çocukların ergenlik çağının sonlarına kadar anne himayesinde büyüdüğü geleneksel Hint toplumunda ise yarışmacı sporlar hiç gelişmemişti. Bu örnekler, savaşla sporun aynı enerji üzerinde hak iddia ettiğini gösterir."
Ortaçağ İngiltere'sinde de popüler top oyunlarına rastlanmaktadır. Shakespeare'in 1592'de yazdığı ‘Yanlışlıklar Komedyası'nda, bir karakterin yakınmalarını dile getirirken futboldan yararlandığını görülmektedir, "Beni futbol topu mu sandınız? Bir o tarafa, bir bu tarafa tekmeleyip duruyorsunuz. Bu görevim sürecekse, beni deriyle kaplamanız gerekecek." Birkaç yıl sonra da, yine Shakespeare'in ünlü trajedilerinden Kral Lear'da da, Kent Kontu karşısındakini şu şekilde aşağılamaktadır: "Sen! Aşağılık futbol oyuncusu!"
Ayrıca Cornouailleslılar, topu rakip kaleye atmak amacıyla dört bir yana doğru amansız koşular çıkartmaya ve hatta nehirleri aşmaya dayanan ‘hurling' oyununu oynuyorlardı. Bu tür oyunlarda zamanla, görevleri kısmen de olsa sınıflandırılmasına ve bir takım taktiklerin hayata geçirilmesine başlandı. Her takımın kanat oyuncularının, mücadelenin sınırlarını belirlemek amacıyla topu kazanmaya çalışan atlılar tarafından çevrelenmesi de bu gelişmenin sonuçlarından biridir. Futbolda taktik geliştirme ile ilgili ulaşabildiğimiz en eski veriyi de bu bilgiler oluşturmaktadır.
Rönesans İtalya'sında, Bologna ve Floransa'da, topa ayakla müdahale edilen ‘quico del calcio' adlı bir oyun oynanmaktadır. Paskalya ya da karnaval bitiminde oynanan calcio, kesin çizgilerle belirlenmiş ve küçültülmüş alanlar içinde oynanan kentli bir oyundur. Sahanın iki uç çizgisi hedef nokta olarak belirlenmiştir. Oyuncuların topu ellerinde taşımasına izin verilmektedir. Görev dağılımı ve kolektif oyunun ilk belirtileri üstünkörü de olsa ortaya çıkmaya başlamıştır; Yine Alfred Wahl'a göre calcio, her ne kadar top elle taşınıyor olsa da, modern futbolun ilk işaretlerini vermektedir.
18. yüzyılın sonuyla 19. yüzyılın başlarında geleneksel cemaatlerin bir araya gelişini sağlayan bağların gittikçe gevşemesi, eski top oyunlarını içinde barındırmayan ve böylelikle ortadan kalkmalarına neden olan yeni toplumsal ilişkilerin oluşumuyla sonuçlanmıştır. Buna rağmen özel okullarının zengin tabakadan gelen öğrencilerinin ilgisi sayesinde bu oyunlar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Top oyunu bu okullarda öğrenciler tarafından özerk biçimde düzenlenen bir eğlence haline gelmiştir. (Bugün futbol literatürüne geçmiş olan "kolej havası" klişesi acaba bu dönemlerden mi kalmaktadır?)
Sözü kısa bir süreliğine Matthias Marschi'ne bırakalım; "Futbol sporu, toplumsal-politik statüsüne ilişkin olarak gerçekten değişken bir gelişme sürecini arkasında bıraktı. Bu sporun öncülü, köy cemaatleri arasında oynanan dövüş benzeri mücadelelerdi; yani her adamın katılımına açıktı; hatta görev gibiydi. 19. yüzyılın ortalarında bu "proleter" karakter esastan değişti: Futbol oyunu, ilkin seçkin İngiliz üniversiteleri Rugby ve Wimchester'de olmak üzere, aristokratik, sonları ise burjuva bir spor türü olarak kurumlaştı. Futbolcular bir "amatörlük maddesi" ile çoğunlukla işçi sınıfından gelen ve meslek olarak, ücret karşılığı spor yapan oyunculardan ayırt edildi. Amatörlük maddesi, işçileri futbol sahalarından uzak tutma çabasını yansıtıyordu."
1830'dan sonraki dönemde, sanayileşmenin de etkisiyle İngiltere'de, özel okullarda, top oyununun uygulanmasında kesin dönüşümü beraberinde getiren bir değişim süreci başlamıştır. Söz konusu değişimin en önemli nedeni, toplumun istikrarının burjuvazinin yükselişine sırtını dayamış olmasıdır. Bu değişim sayesinde, önceden belirlenmiş kurallar yardımıyla oynanan, şiddet oranını azaltan, daha çok kişilik gelişimine katkı sağlamayı amaçlayan bir oyunun yaratılması kolaylaşmıştır. Artık oyun ölüm-kalım savaşından çok zevk için oynanır bir hale gelmiştir.
1845'li yıllarda özel okullar, oyunlarını kalıcı kılacak kuralların tescil edilmesine karar vermiştir. Eton ve Harrow adlı okullar, ellerin kullanımını ve baldır kemiğine tekme atmayı yasaklayan kuralları belirler ve 'dribbling game' ortaya çıkar. Bence günümüz futbolunun temel atma töreni bu tarihlerde gerçekleşmiştir. Çünkü ellerin kullanımı ilk kez burada yasaklanmıştır. Futbol (football) adından da anlaşılacağı üzere 'ayak topu'dur.
Alemdar Korkmaz – İrfan Erdoğan, Popüler Kültür Ve İletişim
2 FIFA, Futbolun Tarihi
3 Metin Kurt, Veysel Atayman, Turgay Kurultay, Arena’da Show: Modern Sporun Dünü ve Bugünü
Orhan Koçak, Futbol ve Kültürü: Feyyazın Tekmesi,
Celal Üster, Yeryüzü Kitaplığı
6 Matthias Marschik, Futbol ve Kültürü: Austro-Faşizm’de İşçi Futbolu