l Mert ÖZLÜ
Maç için karşıya geçtiğimde herkesin parmakları ayrı bir sayı gösteriyordu. 3 ve 5 gösteren çoğunluktaydı. Herkes sonuçtan çok emindi. Bu kendine güven tribünlere de yansımış olacak ki, genelde görmeye alıştığımız çoşkudan ve şölen havasından eser yoktu. Herkese maç başlasın, goller olsun da o zaman biz de başlarız havası hakimdi. "Çaresizliğin cesareti" diyordu Fenerbahçe'nin resmi sitesi Galatasaraylı futbolcuların haftaiçi yaptığı açıklamalara istinaden...
Maç başladığında da herkes bu "çaresizliğin cesareti" ile saldıracak bir Galatasaray umuyordu ve haliyle onların arkasına bekleriyle ve orta sahasıyla sarkacak bir Fenerbahçe'yi bekliyordu. Halbuki sahaya çıkan takımda bu "cesaretten" eser yoktu.
Sahada tamamen kapanan bir Galatasaray vardı. Kenardan gelen ortaları Emre-Servet ikilisiyle savuştururken, Mehmet Topal'ın başarılı futbolu, Fenerbahçe'nin ortadan oluşturabileceği atakları önlüyordu. Pozisyon üretememek ise; 4-1-3-1 taktiğiyle oynayan Fenerbahçe'nin Semih ve Selçuk arasında oynayan 4 futbolcusunun giderek isteksizleşmesine ve maçtan kopmasına sebep oldu.
İlk yarım saatin sonunda Zico bir hamle yapmadığı taktirde maçın 0-0'a bağlanacağı belli olmuştu. Üstüne bir de Servet'in ‘pozisyon gereği' tekmesi gelince ibre giderek Fenerbahçe'nin alehine dönmeye başladı. Herkes Servet'in de Semih'le beraber oyundan çıkmasını beklerken, pozisyonun sarı kartla geçiştirilmesi maçın dönüm noktası oldu.
Fenerbahçe'nin o dakikaya kadar ayağında top tutan tek oyuncusu Semih'in çıkması ve Kezman'ın oyuna girmesiyle Fenerbahçe 15 hafta önceki Fenerbahçe'ye döndü. Sarı lacivertliler pas yapamamaya, hücumda top tutamamaya başladı. Kezman'la paslaşmak neredeyse imkansız olduğundan Deivid, Uğur ve Marco'nun top kayıpları sürekli arttı; savunmanın Alex üzerindeki baskısı da iki katına çıktı.
Zico'nun yapabileceği sayısız hamle vardı. Oyun kilitlenmişken ilk düşünce oyuncu değişikliği değil, taktik değişikliği olmalıydı. Zico, ligin ilk yarısındaki Gençlerbirliği maçı ve ikinci yardaki İBB maçlarında geçen sene hiç yapmadığı maç içinde taktik değişik hamlesini uygulamış, ikisi de sonuç getirmişti. Orta sahası, belki de son yıllarda ilk kez bu kadar teslim olan bir Fenerbahçe'de Zico'dan umulan hamle, klasikleşmiş Uğur-Wederson değişikliğinden ziyade Kemal takviyesiydi. 4-3-2-1'e dönmek, ilerleyen dakikalarda da Deivid-İlhan degişikliğiyle oyunu tamamen Galatasaray kalesine yığmak, Marco-Selçuk-Kemal üçlüsüyle Galatasaray'ın orta sahasındaki üstünlüğünü kırmak, hem Alex'in pas alışverişlerini arttırırdı, hem de ona gelen desteği güçlendirirdi. Ayrıca bütün maç önleri tıkanan Gökhan ve Roberto Carlos'un kulvarlarının da açılmasını sağlayabilirdi.
Zico buraya kadar hep üstüne koyarak geldi. Takımı hep bir seviye yukarı çıkarttı. Takım savunması, pas alışverişi, kontratak futbolu, yardımlaşma, özgüven bunlar hep Zico'nun sayesinde takımda oluşan güzellikler. Zico kendi yaptığı ve yapmadığı hamlelerle kendi yarattığı futbol güzelliklerinin üstünü örttü. Bugüne kadar Zico'nun takımına ne kadar güvendiğini demeçlerinden gördük. Belki de takımına olan bu güveni yukarda belirttiğim gibi biraz daha riskli bir düzene geçip maçı Kadıköy'de bitirme hamlesini yapmaktan onu alıkoydu. Zico'nun futbol zihniyetinde stadyum farkı olmadığını düşünürsek, bu haraketi çok da yadırgamamamız gerekir. Eminim ki Zico, Kalli'nin Saraçoğlu'nda yaptığı gibi Ali Sami Yen'e beraberlik için gitmeyecektir.
Ben bu skorun Galatasaray'ın lehine olduğuna inanmıyorum. Galatasaray'ın, Ali Sami Yen'de sadece mücadele edip bir şey üretmeyi aklından bile geçirmeyen, bir nevi "atletizm takımı" görüntüsünde olmayacağını tahmin etmek zor değil. Bu da Fenerbahçe'nin bugüne kadar işleyen büyük maç taktiği için geçerli ortamı oluşturucak.
Selçuk Şahin, Fenerbahçe adına sahadaki en olumlu görüntüydü. Top çaldı, çalım attı, kademeye girdi, hücuma çıktı. Takımın kesinlikle en iyisiydi. Maldonado transferine isyan edercesine hem kendi için hem Deniz için hem Kemal için oynadı. Deniz, Selçuk ve Kemal bu sene bütün verilen şansları çok iyi değerlendirmelerine rağmen aynı bölgeye transfer yapılmış olmasını ve forvete takviye yapılmamış olmasını -eğer Semih'in sakatlığı ciddiyse- daha çok tartışırız.
Maç içindeki futbol ve maçtan sonra gelişen hadiseler Galatasaray'ın şapkayı önüne koyup artık biraz daha detaylı düşünmesi gerektiğini gösterdi. Tribünlerin maçın 85. dakikasında Selçuk Şahin diye inlediği bir maçı kazanamıyorsan, ilk tehlikeli şutu 80. dakikada gelen bir takıma karşı 61. dakikada forvet çıkarıp orta saha alıyorsan, 90. dakikada iki oyuncu değişikliği yapıyorsan, berabere kaldığın bu maçtan hemen sonra futbolcuların sahanın ortasında seviniyorsa, soyunma odasından tekrar sahaya çıkıp taraftarınla karşılıklı tezahürat yapıyorsa, yöneticin 11 aslandan bahsediyorsa, 103 yıllık camiaya yakışmayan birşeyler oluyor demektir.