Tarih boyunca düşünürler ve bilim adamları insan zihninin çalışma ve algılama şeklini anlamaya çalışmıştır. Bu mücadele özellikle 11.-12. yüzyıllardan itibaren hız kazanmış, ve -çok farklı inançlara sahip olsalar da- özellikle Gazzali, Newton, Hume, Kant gibi düşünürlerle şekillenmiştir.
Örneğin, David Hume'a göre bilgi, duyumlar ve deneyimlerimiz sonucu oluşan algılarımızdan gelmektedir. Bundan dolayı, nedensellik, inançlara ve alışkanlıklara dayalı varsayımlara bürünmektedir. Başkabir deyişle, bazı şeylerin birbiri ardına gelmesi ya da sürekli aynı şekilde gelişmesi psikolojik beklentiler yaratmakta ve insanlar bundan yola çıkarak sebep sonuç ilişkileri kurmaktadır.
İşte bu nedenle de, gelecekle ilgili öngörüler, evrensel yasaların -bilindiği şekliyle- değişmez olduğu varsayımıyla yapılır. Oysa olayları kendimiz için anlamlı kılmak adına, "gerçek" veya "doğru" olarak adlandırmamız onları evrensel kılmaz.
Üstelik bu eksik bakış açımız nedeniyle, dış dünyaya, genel kabul gören algıları reddederek bakmaya çalışanları "hayalci" olarak nitelendirirken, aynı dünyayı belli sabitlerle ve kabullerle yorumlayanları "gerçekçi" olarak nitelendiririz. Oysa bunun tam tersinin de doğru olduğunu düşünebiliriz. "Hayalci" olarak küçümsediklerimiz ya da övdüklerimiz, aslında evrensel gerçeklerin daha fazla farkında olabilirler. Ve belki de asıl hayal kuranlar, dış dünyaya yönelik değişken ve göreceli algılarımızın olabileceğini kabul etmeyenlerdir.
Örneğin, geçtiğimiz yüzyılda bunun en iyi kanıtları Einstein ve Tesla gibi dahilerde şekil bulmuş ve bu dahiler uygarlık tarihinin akışını değiştirmişlerdir. Üstelik, Einstein'ın izafiyet teorisi de tamamen bunu özetlemektedir aslında.
Bu bağlamda, kendi adıma en çok önem verdiğim konulardan biri ezberimi bozmak olduğundan, toplumsal kabullerimize meydan okumak ve bunu yapmayı başaranları takdir etmek de en çok vurguladığım konu oluyor haliyle.
Son zamanlarda çevremizde bunu yapmaya çalışanların sayısının artması umut verici. Örneğin, sinemada Çağan Irmak, oldukça etkilendiğim aykırı filmi Ulak ile ezberimize meydan okuyor. Zaten kendisi de, belirli kalıplara alışık olanların filmini sevmeyeceğini çok önceden ima etmişti. Nitekim, Irmak filmde adeta bizi farklı düşünmeye ve duvarlarımızı yıkmaya zorluyor. Filmi şu basit ama derin cümleyle bitirmesi ise herşeyi açıklıyor: "Hayal kuran tüm çocuklara ithafen."
GELELİM FUTBOLA...
Ezberimize meydan okuyanlardan biri de, Sivasspor takımı ve teknik direktörleri Bülent Uygun oldu bu sezon. Bu nedenle, Trabzon'dan sonra "üç büyükler" dışında bir şampiyonun çıkmayacağını değişmez bir varsayım olarak gören ve idrak sınırlarının zorlanmasından hoşlanmayan bir kısım futbol medyası -yeterli bilgi edinme ihtiyacı duymadan- acımasızca eleştiri yapabiliyor kendileri hakkında.
Bülent Uygun'un sık sık demeç vermesi, Fenerbahçe karşısındaki yetersiz oyun, Mehmet Yıldız'ın milli takım performansı gibi şeyler adeta olası bir Sivasspor başarısızlığı için yedekte bahane olarak biriktiriliyor. Bülent Uygun'un özgürce kurduğu hayalleri motivasyona dönüştürme çabaları küçümseniyor. Hatta zihinsel dünyaları çok daha dar olan bir kısım, Sivasspor hakkında konuşmayı bile gereksiz buluyor.
İşin aslı, Sivasspor önümüzdeki karşılaşmalarda puan kaybetse de, gerilere düşse de, kısıtlı imkanlarla ligin bu haftasına kadar zirvede gelmeleri önemli bir başarıdır. Dahası ligin yarısından fazlasını bu kadar puanla tamamlayan bir takımın şampiyon olması o kadar da imkansız bir düşünce değildir. Ve yine dahası, önemli olan Sivasspor'un şampiyon olmasından ziyade, şampiyon olmak için mücadele vermesidir. Bundan da fazlası, bu mücadele, her sene "üç büyüklere" biraz daha zor kaybeden diğer takımlara ve Sivasspor'un kendisine önümüzdeki seneler için ışık tutacak ve değişmezliğine inanılan kabullere meydan okuyacaktır.
Çünkü klişelerle arası olmayan ben şu fikre fazlasıyla inanıyorum: "Her şeyin bir ilki vardır."
DİĞERLERİ...
Öte yandan, bu ülkede başkaları da var kalıpları yıkan. İşte sadece bu hafta dikkatimi çekenler:
Örneğin, Hidayet Türkoğlu. Hafta sonu izlediğim karşılaşmada, Amerikalı yorumcudan duyduğum ifadelerin bizim sporcularımızdan biri için söyleneceğini hayal bile edemezdik bundan birkaç sene önce. Üstelik bu yorumları hak etmek için sadece yetenekli olmanız, ya da sadece çok çalışmanız yetmiyor. Belirli bir zihniyeti kazanmış olmanız, evrim geçirmiş olmanız gerekiyor.
Örneğin, Fenerbahçe – Galatasaray karşılaşmasını mükemmele yakın yöneten Fırat Aydınus. Aydınus son yıllarda işini en mükemmel yapan insanlardan biri. Sadece doğru kararlar vermekle kalmıyor, oyunun tansiyonunu mükemmel kontrol ediyor ve seyircinin ve oyuncuların baskılarından etkilenmeyerek bunları sönümlüyor. Daha da ötesi, güler yüzüyle futbolculara gereksiz bir sinir harbi yaşadıklarını hatırlatıyor adeta. Bu yazdıklarımı da, sadece çok çalışmakla kazanamazsınız. Meslektaşlarınızdan farklı bir zihniyet taşıyor olmanız gerekir. Hiç çekinmeden kehanette bulunabilirim ki, Fırat Aydınus, bundan sonraki 2-3 şampiyonadan birinde önemli roller üstlenecektir.
Hayal kuran tüm okuyuculara ithafen…