l Mert ÖZLÜ
Taraftarların maç başladığındaki coşkusu, Kanoute'nin 4. dakikadaki şutundan sonra yerini strese bırakmıştı. Tribünlerde macera filminden çıkıp, gerilm filmine girmiş bir hava vardı. Stres o kadar baskılıydı ki, insanların ağzını kilitlenmişti.Çıt çıkmıyordu. Maçın geneline bakarsak trübünler ve futbolcular rol değiştirmiş gibiydi. Tribünler takımı değil, takım tribünü itiyor ve ateşliyordu. Taraftarlar sadece ilk golden sonraki 6 dakika, ikinci golden sonraki 9 dakika ve 3. golden sonraki 6 dakika da takıma koordineli tezahürat yapabildi.
Aslında trübünlerdeki gerginliğin yarattığı sessizliği yadırgamak biraz ayıp olur. Roberto Carlos, defalarca bu seviyede oynadı, o rahattı. Lugano, Dünya Kulüpler Şampiyonasında Liverpool'u yenen Sao Paulo takımında 90 dakika oynamıştı, o da rahattı. Kezman, Chelsea'de bu seviyede futbol oynadı, o da rahattı. Alex, Brezilya milli takımıyla kupa kaldırmış bir oyuncu olarak, o da rahattı. Deivid, zaten futbol sahalarında gördüğümüz en rahat adam. Buna ek olarak da Ugur, Mehmet, Volkan, Selçuk ve Gokhan'ın oynadıkları kusursuz futbolun getirdiği özgüven ve rahatlık vardı. Ama, tribündekiler bugüne kadar hiç bu seviyede Fenerbahçe'yi izlemedi. Yenilen golden sonra, tribünlerden daha evvel ayağa kalkan bir takım görmedi. Ondan huzursuz ve rahatsız olmaları gayet normaldi. Futbolcuların zamanında çeşitli takımlarda maç yapa yapa kazandığı rahatlığı çok eminim ki yakın gelecekte taraftarlar da kazancaktır ve bunun sonucunda bütün maç takımı iten desteği sağlayacaktır.
Maça gelirsek, Fenerbahçe bugüne kadar hep yabancı futbolcularıyla öne çıkan bir takımdı. İlk defa olarak, Türk futbolcuların sürüklediği, yabancıların ise onlara yardım ettiği bir takım vardı sahada.
Maçın en verimli adamları hiç kuşkusuz Gökhan ve Uğur Boral'dı. Gökhan Gönül, Goal filmindeki "Santiago" karakterini gerçek hayata yansıması gibi. İkinici ligden gel, ilk olarak PSV maçında Farfan'ın karşısına çık, adamı öyle bir bunalt ki, adam ikinci yarı kanat değiştirip Roberto Carlos'un olduğu tarafa geçsin. Sonrasını da zaten hepimiz biliyoruz. Dün akşam yine Sevilla'nın sol kanadını tüketti. Önünde oynayan Deivid'den çok daha fazla hücuma katıldı.Deivid ise, her ne kadar oyunun hücum yönüne katkı yapmasa da, son derece disiplinli oynadı. Gökhan'ı neredeyse hiç bir pozisyonda tek başına bırakmadı.
Gerektiğinde de içeri kat etip takımın oyunun açılmasını sağladı.Buna ek olarak da kritik top kaybı sayısı yok denecek kadar azdı. Sol kanatta ise Ugur Boral'ın bıkmadan usanmadan bindirmesi, "çıt kırıldım" Alves'in oyuna girmesini engellerken, Roberto Carlos son derece dikkatli oyunu, Navas'ın verimini çok azalttı. Ayrıca Selçuk, Volkan ve Mehmet'te kusursuza yakın performans sergilediler. Kezman'ın PSV'den kalma futbolu cidden bu takıma renk katıyor. Semih'le aralarındaki rekabet ise en çok Fenerbahçe'ye yarıyor. İkisinin de bu kadar formda olması yakında Zico'yu çift forvetli sisteme geri dönmesini sağlayabilir. Alex, bu seneki diğer şampiyonlar ligi maçlarına oranla biraz daha geri planda kaldı. Bunun sebebi, sürekli geri gelip oyunu kurmaya çalışmasından dolayı kaynaklanıyor.İlerki maçlarda, bu sorumluluğu zaman zaman Selçuk alabilirse, Alex'in daha çok hücumda kalıp, daha da etkili oynayabilir.Özellikle üçüncü golden evvelki, ısrarla topu taşıması, mücadeleyi bırakmaması ve dogru zamanda dogru yerde Semih'le buluşturması belki de bu turun anahtarı olucak.
Sevilla'ya bakacak olursak, kanatları çok iyi tıkayan Fenerbahçe'ye karşı, alternatif üreterek ortadan kısa ve hızlı paslarla gelmeye çalıştılar. Fabiano ve Kanoute gibi çok güçlü iki forvete sahip olmaları da bu planlarının zaman zaman işlemesini sağladı. Gerçi 90 dakika süper oynayan Lugano ve Selçuk ile 89 dakika çok iyi oynayan Edu onların bu paslaşmalarının tehlikeye dönüşmesini engelledi. Topu kaptıklarında, kanatlardan çok hızlı atağa çıktılar ancak her defasında karşılarında Carlos, Gökhan veya Selçuk üçlüsünden birini buldular. Rövanş maçında kanatları ve göbeği bu kadar iyi kapayan Carlos, Gökhan, Edu ve Lugano 4'lüsüne karşı erken gol bulamazlarsa veya dün akşam ki gibi basit hatalar olmazsa işleri baya zor olacaktır. Dün akşam da çok net görüldü ki Fenerbahçe, Sevilla'ya çok ters gelecek bir savunma kurgusuna sahip. Hızlı bekler ve güçlü stoperler, Sevilla'nın oyun planını tıkıyor.
4 Mart günü Fener'in yapması gereken şeyler aslında çok basit. Oyunu kanatlara yayıp bol bol orta yapmak ve ceza sahasında karambol yaratmak muhakkak golü hatta golleri getirecektir. Hatta Zico'nun kanattan bindirip orta yapma konusunda Deivid'e oranla daha başarılı olan Colin Kazım'ı tercih etmesi bile mümkün olabilir. Alex'i de geriye çekip oyun kurmasını istemek yerine daha çok kanatlara kayıp orta yapmasını sağlamak, Sevilla'ya öldürücü darbe vurabilir. Dün akşam gösterdi ki, iki takım birbirine çok denk. Deplasmandaki maçta da her skor olabilir. Fenerbahçe'nin turu geçmesi sürpriz sayılmamalı. 'Eduvari' hatalar yapılmazsa, gol yeme ihtimalimizin düşük olduğuna inanıyorum. Fenerbahçe turu geçer mi? Neden olmasın?