İlk kulüplerin oyuncuları ve yöneticileri zafer elde etmekten daha çok oyunu eğlenmek amacıyla, amatör bir ruhla oynamışlardır. Oyun ne bir iş ne de farklı ekonomik gelir düzeylerine mensup insanlardan oluşan toplum önünde sergilenen bir gösteri olarak algılanmıştır. 1880'e değin Cup'un tüm finalist takımları eski kamu okulları öğrencilerinden oluşmaktaydı. Oyunun yaygınlaşması 1870'lerin başlarında Lancashire'da başlar. Kısa sürede para ya da transfer ücreti görünümünde işin içine girmiştir.
Bu noktada Dursun Kırbaş'ın yazdıklarına göz atmak isterim; "Amatör ve profesyonel diye iki kategoride ele alınan futbolun amatör yanı hep ikinci planda kalmıştır. Zira profesyonel futbolda, futbolcu bir meta özelliği taşır. Alınır ve satılır. Kendine göre kuralları vardır. Piyasa ekonomisine bağlıdır. En fazla parayı veren futbolcunun sahibi olur."
Seçkin tabakanın egemenliği 1883 Cup finalinde Blackburn işçilerinin Eton karşısındaki zaferiyle simgesel olarak sona ermiştir. İleri gelenler komiteleri denetlemeleri sayesinde varlıklarını korumuşlardır. Ama bundan böyle daha fazla para yardımı yapılması kararlaştırılmıştır. Demir-çelikçi Sydney Yates kendi kulübü West-Ham'e 100 sterlin vermiştir. Bütçeler tırmanır gişelerdeki gelir 1630 sterlinken Bolton Wanderers'ın bütçesi 1949 sterlindir.
Bazı kulüpler hisse senedi satışlarıyla profesyonelliğe adım atarlar. 1891'de Arsenal 860 hissedar için 10 ve 20 sterlinlik hisseler hazırlamıştır. 1988'de 12 kulüp, FA'nin (Football Association) - İngiltere'nin güneyinde yer alan şehirlerin kulüpleri Eton, Wetminister ve Harrow'un yöneticilerinin karşılaşmaları kolaylaştırmak adına Londra'da kurdukları federasyon- otoritesine karşı çıkmaksızın ulusal bir şampiyona düzenleyen Football League kurmuştur. Bu tarihten itibaren artık futbolun tamamen profesyonelleştiğinden bahsetmek mümkün olacaktır.
Oyunun profesyonelleşmesi, oyunun başta futbolcular olmak üzere tüm aktörlerinin profesyonelleşmesi anlamına gelmektedir. Profesyonel sporda bireysel zevk ve heyecana dayalı, rekabetin çıkar değil kendini ve karşındakini geliştirme amaçlı olduğu, materyalleşmenin ve ticarileşmenin olmadığı, fiziksel ve zihinsel gelişim yoluyla yaşamsal etkinliklerin anlamlı kılınmaya çalışıldığı amatörlüğün dışlanması zorunluluktur.
Bu zorunluluk futbolun bugün geldiği nokta ile birlikte düşünülecek olursa aslında değişimin başlangıç noktası olmuştur. (Hatta bu çalışma dâhil konuyla ilgili birçok çalışmanın hazırlanma gereği, bu zorunluluğun ortaya çıkarttığı sonuçlardan biridir.) Zorunlu değişime en önemli örnek ise hiç kuşku yok ki 1992 yılında yaşanmıştır. Bu tarihte FA, sahip çıktığı futbolda amatör değerlere, kulüplerin baskıları sonucu daha fazla dayanamamış ve İngiltere'de liglerin ayrılması için gerekli adımların atılmasına destek olmak zorunda kalmıştır. Akabinde 1. Lig, geri kalan liglerden ayrılmıştır ve Premier Lig adını almıştır.
Bu değişim aslında profesyonelleşme kavramının futbolun tepesindeki isimlerin bile engel olmayacağı bir boyuta ulaştığını göstermektedir. Böylelikle FA, ilk kez bu tarihte kendi kurallarını çiğnemek zorunda kalmış, futbolun ticarileşmesiyle ilgili ilk adımların atılmasına seyirci kalmaktan öteye geçememiştir. (Oyunun meyvelerinin ilk defa toplanmaya başladığı dönemlere kısa bir yolculuk)
Matthias Marschik konuyla ilgili neler anlatıyor bir okuyalım; "Profesyonelliğin yerleşikleşmesi böylelikle hem kapitalist futbol işletmesinin zaferi, hem de işçilerce oynanan futbolun yani futbolcu işçilerin başarısıdır. Kaybeden, centilmenliğe ve cemaate değer vermek, sportif faaliyette zevk ve neşe bulmak, kaybedene de sonsuz hürmet duymak gibi idealleri ile proleter-sosyalist futboldur. Tam da hep talepkar olunan, bu ideal tasarımların karşılığının futbol sporunda pek az bulunabilmesi, yaşanan bu gelişmelerden ötürüdür ki, hiç şaşırtıcı olmamalıdır. Zirvedeki futbol açısından daha 30'lu yıllarda kaybolan bu değerleri o zamandan beri bugün de, ancak futbolun spor zevki için yapıldığı kesimlerde bulunabilir belki…"
Futbolcuların Profesyonelleşmesi…
Profesyonel sporcular, profesyonel sporun yaşam kaynağıdır. Seyirciler profesyonel futbolcuların performansı için para öderler, şirketler en iyi profesyonel futbolcuların oynadığı kulüplere sponsor olurlar, televizyon kanalları en ünlü profesyonel futbolcuların oynadığı karşılaşmaları yayınlar ve reklam alırlar, tüketiciler en kaliteli profesyonel futbolcuların kullandığı spor malzemelerini kullanmak isterler. Bütün bunlar profesyonel futbolcuları en iyi, en ünlü, en kaliteli, mükemmel olmak gibi unsurlarla çerçevelenmiş bir rekabete zorlamakta ve becerilerinin çok yüksek meblağlar karşılığında pazara konu edilmesine olanak sağlamaktadır.
İslam Çupi'nin konuyla ilgili şu tespiti oldukça önemlidir;
"Bir oyuncuya bozulmuş ekonomik düzen yüzünden profesyonel futbolcu olarak ayda kazandığı paranın elli misli fazlasını bir rantiye ruleti yolu ile sağlayacaksın, sonra da insanı karşına alıp "renk aşkı" nutku atacaksın, "Profesyonel futbolcu gibi oyna" diyeceksin, ondan "özel yaşam-kamp-disiplin" gibi özverileri isteyeceksin. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Brunei sultanına "eve bir kilo pirinç yerine, yarım kilo pirinç alalım" demeye…Hep görüyoruz, seyrediyoruz gazeteci olarak…Bu tip futbolcuların takımlarının bir beraberlik ve yenilgi halinde yüzlerinde gerçek bir gram üzüntü ve kahır oturttuklarına tanık oldunuz mu? Her şey suni bir maskenin altında hüzün ve balodur anlayacağınız."
Galeano futbolun profesyonelleşmesinin önemli krizlerinden biri olan, futbolun bir sektör, futbolcuların da alınıp satılan bir ‘meta' halini aldığını şu şekilde özetlemektedir;
"İş adamları onu alırlar, satarlar, kiraya verirler; oyuncu daha fazla para ve şöhret vaadi karşılığında kendini akıntıya bırakır. Ne denli başarılı olur ve çok para kazanırsa tutsaklığı o oranda artar. Askeri disiplin altında, her gün yorucu idmanlar altında ezilir. Bedeni, sağlıklı bir görünüm altında acıyı unutturan analjezik bombardımanlarına tutulur, kortizon iğneleriyle delik deşik olur. Önemli maçlar öncesinde onu toplama kamplarına hapsederler, buralarda zorla çalıştırılır aptalca yemekler yer, suyla sarhoş olur ve yalnız uyur."
Eduardo Galeano şöyle devam etmektedir;
"Rekabete dayanan serbest piyasada geçerli olan kurallar günümüzde başarıya ulaşmak için, haklı ya da haksız her yolun denenmesine izin vermektedir. Profesyonel futbolda vicdana, ahlaki değerlere yer yoktur, çünkü profesyonel futbol her ne pahasına olursa olsun başarıya ulaşmayı hedef alan ve vicdanla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir sistem üzerine oturtulmuştur. Zaten vicdan denilen kavrama tarih boyunca fazla önem verilmezdi; İtalya Ronesansında vicdan en düşük, en önemsiz ağırlık biriminin adıydı. Yirminci yüzyıla geldiğimizde ise durum nasıldır? Köln takımının oyuncusu Paul Steiner bir zamanlar şöyle demişti: Ben para ve yıldız için oynuyorum. Rakibim ise paramı ve yıldızımı elimden almak için oynuyor. Bu yüzden rakibimle karşılaştığımda kazanmak için her yolu denemekte bir an bile tereddüt etmem. Holandalı Ronald Keoman vatandaşı Gillhaus'un Fransız Tigana'ya tekme atarak onu hastanelik edişini şu sözlerle mazur göstermeye çalışıyordu: Bu son derece klas bir hareketti. Tigana en tehlikeli olanıydı, ne şekilde olursa olsun onu durdurmak gerekiyordu"
Dursun Kırbaş, Futbola Hekim Bakışı
M. Bilal Arık, Top Ekranda
Derya Öcal, “Halkla İlişkiler Endüstrisi, Popüler Spor ve Futbol”, Toplumbilim
İslam Çupi, Futbolun Ölümü