Orta Asya Türkleri ile ilgili 'La Tartarie' adlı Fransızca eserde, Tsang kentinde, kız ve erkeklerden kurulu takımların ayak topu oynadıkları ifade edilmektedir; bu farklı ve heyecanlı oyunu izleyen Hiuan adlı bir Çinli şunları anlatmaktadır; "Büyük mabetlerde sık sık ayak topu müsabakaları yapılır. Bu oyunda topa elle dokunulamaz. Ya ayakla, ya da başla vurulur ve böylece topu hasım kaleden içeri sokmak için uğraş verilir."
Türkiye'nin yetiştirdiği önemli spor tarihçilerinden Rüştü Dağlaroğlu ise 1957'de çıkardığı 'Fenerbahçe Tarihi' adlı eserinde; bu oyunun ilk kez Türkler tarafından oynandığını iddia etmektedir: "Futbol denilen sporun düzenli bir şekilde kurallarıyla ilk kez İngiltere'de oynandığı, günümüzde en çok kabul gören görüştür. Ancak bugünkü şekliyle olmasa da çok eski zamanlarda, günümüzden yaklaşık 8 bin yıl önce Türklerin Orta Asya'da bir çok spor türü arasında ayakla oynadıkları ve adına 'Tebük' yani tekmelemek anlamına gelen ad taktıkları bir sporu yaptıkları, eski Türk destanlarında yazılıdır."
Eski Türklerin 'Tepük' oyununu, belirli aralıklarla karşılıklı dikilmiş mızrakların arasından topu, ayakla vurmak suretiyle geçirerek sayı kazanma esasına göre oynadıkları bilinmektedir. Tepük'ün, Orta Asya'da yaşayan Türk boylarında yüzlerce yıl oynandığına dair, "Hıtay-ı Name" ve "Baybars Tarihi" ile Ayasofya Kütüphanesi'nde 3029 numarada kayıtlı değişik kitaplarda da değinilmiştir. Seyyid Ali Ekber'in yazdığı "Hıtay-ı Name" de bahsedilen "ayak topu", günümüzün futboluyla büyük benzerlik göstermektedir. Eserde,
"Ve top oyunu Hıtay'da güzeller işidir. Ve dahi harabeti çok olan ve sığır kursağından top yüzmüşler ve mahbub ve mahbubeleri durdurmuşlar. Ve topa ayaklar ile ururlar. Şöyle ki; elin ol topa değdirmeye ve ol topu yere düşürmeye ve nazik ayak ile dürde, saklara ve usulsüz vurmak ve yere düşürmek ve daireden taşra (dışarı) çıkmak vaki olmaz." değerlendirmesinde bulunulmaktadır.
Önemli bir nokta, İslamiyet'ten önce eski Türklerde sporun bir zevk ve ihtiyaç konusu değil, doğrudan doğruya dini bir görev kabul edilmesidir. İşte bu inanç, spora Türkler tarafından büyük değer ve kutsallık yüklenmesini sağlamıştır. Buna ait örneklere özellikle Çin tarihlerinde sıkça rastlanır.
Yine Çin tarihindeki; Türk Hakanları, savaşa girmeden önce, sonucu yaptırdıkları futbol maçları ile öğrenmeye çalıştıkları yazmaktadır. Maçın hakeminin takımlardan birini niyet ettiği, niyet edilen takımın galip gelmesi durumunda savaşın kazanılacağı, kaybederlerse mağlup olunacağı anlamına geldiği belirtilmektedir. Maç kazanılınca, savaşa başlamadan önce, mabette her spor gibi futbolu temsil eden ilahenin huzurunda büyük merasimle bir beyaz at kurban edilirdi. Ölen Türk Hakanlarının mezarları önünde top oynanması futbolun taşıdığı kutsallığın derecesine bir ölçüydü.
Futbolun ilk oynandığı yer ve tarih konusunda farklı düşünceler bulunmaktadır. Dolayısıyla Dağlaroğlu'nun ifadesi dâhil olmak üzere futbolun ortaya çıkışı ile ilgili kesin bir yargıda bulunmak, net bir adres vermek doğru değildir. Bu nedenle, olası bir adres değişikliği bütün bu yazılanları geçersiz kılmakla kalmayacak, bundan sonraki çalışmalara da yanlış referans olmak durumuna düşecektir.
Geçmişte topla oynanan her oyuna futbol diyebilir miyiz? Burası muğlâk, ama futbol diyebildiğimiz andan itibaren de bu coğrafyada da oyunun bir geçmişi olduğu gerçeğini de unutamayız. Geçmişte topla oynanan oyunları anlatırken, genel ifadelerde oyuna futbol denildiği için, günümüz futboluyla ilgili detayları irdelerken 'modern' ön adını kullanmak sağlıklı olacaktır.
Modern futbolun Osmanlı topraklarına gelmesini ise belli başlı ticaret limanlarına yerleşen İngilizler sağlamıştır. Bu liman kentlere yerleşen İngiliz ailelerinin erkekleri, pipoları ve viskileri gibi, tiryakisi oldukları futbolu da beraberlerinde getirmişlerdir. Dünyanın pek çok yerine olduğu gibi bu coğrafyalara da futbolu İngilizlerin getirmiş olması şaşırtıcı değildir. İstanbul, İzmir, Selanik futbolun oynandığı ilk 3 şehir olmuştur. Buralarda İngilizler futbol oynarken Rumlar da onlara katılmışlar ve hem futbol oynayanlar hem de takımlar önemli sayıda artmıştır. İngilizlerin kendi aralarında iddialı futbol maçları yaparlarken buradaki komşuları veya yakın dostları olan Rumlar onlara katılmışlar, böylece futbol oynayan kişilerin olduğu gibi takımların sayısında önemli bir artış görülmüştür.
Bugüne kadar ulaşılabilen kaynaklarda, Osmanlı topraklarında ilk futbol maçlarının 1875 yılında Selanik'te oynandığı belirtilmektedir. 1877 yılında ise, İzmir'in Bornova çayırları futbolla tanışmıştır. Oralarda en büyük eğlence, Rumlarla takviyeli İngiliz takımları arasında oynanan bu maçlar olmuştur. Bu maçların ilk taraftarlarının da bu ailelere mensup kadınlar oldukları bilinir. Daha sonra semt gençleri de bu eğlenceli oyuna ilgi gösterip maç yapılan alanların etrafını çevirmeye başlamışlardır.
Selanik ve İzmir'de Müslümanlar, bu oyuna karşı büyük bir ilgi ve heves duymalarına rağmen, baskıların etkisiyle futbol oynamaktan uzak kalmışlardır. 1890 yılına gelindiğinde ise, Selanik'te futbol faaliyetinin geniş boyutlara ulaştığı görülmüştür. Selanik'te oturan İngiliz, Rum ve İtalyan gençlerinin oluşturdukları takımlar arasında başlayan büyük rekabet, Selanik'teki futbol heyecanını körüklemiştir.
1897 yılında, İzmir'den bir karma takımın İstanbul'a gelerek burada İstanbul karmasıyla karşılaşması, Osmanlı topraklarındaki futbolun tarihinde bir başka önemli dönüm noktası olmuştur. İstanbul ile İzmir karma takımları ilk kez 1897 yılında İstanbul'da karşılaşmıştır, ikinci maç 1898 yılında İzmir'de, üçüncüsü ise 1899 yılında yine İzmir'de oynanmıştır. Bu üç karşılaşmanın da İzmir takımının galibiyetiyle sonuçlandığı bilinmektedir. 1900–1903 yılları arasında, gelenekselleşen maçlar birden kesilmiş; 1904 yılında İstanbul'da oynanan dördüncü ve son maçı ise yine İzmir karması kazanmıştır (4–2).
İzmir ve Selanik, futbolda İstanbul'dan çok daha ileri durumda bulunmaktaydılar. Bunun sonucunda 1906 yılında Yunanlılar, Modern Olimpiyat Oyunları'nın 10. yıldönümü nedeniyle Atina'da bir 'Ara Olimpiyat' düzenlediklerinde, Osmanlı İmparatorluğu'ndan Selanik ve İzmir futbol takımları gitmişlerdir, kadronun önemli bir bölümünü Whittal ve Giraud ailelerinin fertleri yer almıştır. Ara Olimpiyat'ta yapılan futbol maçlarında Danimarka Karması, İzmir Karması'nı 5–1, Atina Karması'nı 9–0 yenerek birinci olurken, Atina Karması da Selanik Karması'nı 5–0 mağlup etmiştir. Ancak Atina Karması, bilinmeyen bir sebeple İzmir Karması ile yapacağı maça çıkmadığından, hükmen yenik sayılarak diskalifiye edilmiş, böylece İzmir Karması ikinci olurken, 3–1 yendiği Selanik Karması üçüncülüğü almıştı.