Hakem konusunda yazmadığımı biliyorsunuzdur, birkaç yazımı okuduysanız. Hakem yorumu yapmayacağım yine. Ama üç kuruşluk bir keyfimiz var futbolsever olarak, o da abuk subuk kararlarla perişan edilince söylemeden de edilemiyor.
Nasıl canım sıkkın, ifade edemem. Bir futbol maçında hakemin maçın önüne çıkması ve oyun içinde belirleyici olması, her şeyden öte üzüyor beni. Futbol bir hata oyunu. Var olan her şey bir başkasının hatasından kaynaklanıyor. Buraya kadar eyvallah. Ama iş bu denli standartsızlığa, dağılmışlığa, kopmuşluğa gidince, ne tadı kalıyor, ne de tuzu. Tüm kararlar bir yana, Gökhan Gönül ve Volkan Yaman'ın taç atışlarında gördükleri sarı kartları (Ki Gökhan bu sebeple atıldı) uzun süre hiçbirimizin unutabileceğini sanmıyorum.
Güzel şeyler de oldu tabii. Gökhan Gönül'ün golü mesela; mükemmeldi. Hakan'ın golünde Ümit Karan'ın asisti; mükemmeldi. Bu güzelliklerle dolu olmasını isterdik maçın, olmadı maalesef. Siz bu yazıyı okurken çevrenizdeki herkes Cüneyt Çakır'ı konuşuyor olacak. Siz belki beni eleştireceksiniz, Çakır'ın hatalı kararlarını sıralamadığım için ya da yazıda ona hak ettiğinden daha az yer ayırdığım için. Çok yazık.
Galatasaray, Lugano atılana kadar gayet güzel bir oyun ortaya koyuyordu. Özellikle ilk 15 dakika, tamamen Galatasaray üstünlüğünde geçti diyebiliriz. Lugano, tam da Fenerbahçe'nin maça ciddi şekilde ortak olduğu dakikalarda gördü gereksiz ikinci sarı kartını ve haliyle kırmızı kartını. Bu kart Fenerbahçe'yi şok ederken, Galatasaray'ı da nedensiz şekilde rahatlattı ve durdurdu. İkinci yarının başları hariç, Lugano'nun atılışından maçın bitişine kadar Galatasaray son derece silik bir oyun ortaya koydu.
Galatasaray açısından bakacak olursak, 9 kişi kalmış Fenerbahçe'yi 90+1'de atılan golle yenmek, hiçbir koşul altında başarı değildir. Gökhan Gönül'ün golünden sonra oynanan 26 dakikalık bölümde atılan gol hariç izleyenleri heyecanlandıracak tek bir pozisyon dahi yoktu. Doğru düzgün hücum edilmedi, pas organizasyonu yapılamadı, heyecanlanılamadı bile. Maç ve tura olan inanç eridi gitti kalede görülen tek gol ile. Böyle bir şey kabul edilebilinir mi?
Ümit Karan'ın, o da Nonda'nın o andaki inatçılığından doğan golü olmasa, bugün Galatasaray'da yer yerinden oynamıştı. Kupada yarı finalist, ligde lider konumda olan bir takımın başarıya olan inancını bu denli çabuk yitirmesi olacak iş değil. Bu Galatasaray'ın önünde duran en büyük engeldir.
Cüneyt Çakır'ın maça her iki takım için de son derece olumsuz anlamda etki yaptığını biliyor olmakla beraber, Lugano, Lincoln ve Volkan'ın gördükleri kartlardaki amatörlüğe de dikkat çekmek istiyorum. Haklı ya da haksız bir sarı kart görmüş defans oyuncusu, kendi yapmadığı bir faul için gidip de hakeme gözlük işareti yaparak, önemli bir derbinin daha çok başında takımını 10 kişi bırakırsa, akıl mantık bunun neresindedir?
Takımı 90+1'de gol atan takımın en pahalı ve yıldız oyuncusu, sarı kartı varken, takımı 3 gün sonra ligde son derece hayati bir maça çıkacakken, atılan golün tadını çıkarmak da varken, rakibin kalecisini tahrik etmeye gider ve oyundan atılırsa, profesyonellik bunun neresinde?
Bu ülkenin milli kalecisi, arkadaşları tarafından ayrılmış bir kavganın ardından, hakem tarafından da uyarıldıktan hemen sonra, gider de rakibine diz atarsa, bunun da cezasının en az 3 maç olduğunu biliyor olmasına karşın bunu tahrik edilmekle falan açıklamaya kalkarsa, kaleci hatalarıyla yaşanacak olası bir şampiyonluk kaybı halinde kime ne diyebilir?
Bu işten para kazanan ve kendilerine ciddi yatırım yapılan futbolcular, koşullar ne olursa olsun sahada kalmak için gereken ne ise yapmayı başarmalıdır. Bunu örnek olması gereken uluslararası tecrübeye sahip oyuncular yapamazlarsa, bize söyleyecek söz kalmaz.
Konuyu yeniden Galatasaray ile bağlayalım. İlk 15 dakika bir yana, Galatasaray rakibi karşısında inançsızdı, başarısızdı. Fenerbahçe galibiyetleri önemlidir elbet ancak ortaya konan oyun, daha doğrusu takımın oyunun hakim bölümünde bize yansıyan duruşu, Beşiktaş ve Kayserispor maçları öncesinde umutsuzluk hislerimizin sürmesine yol açtı.
Bundan sonraki maçlar için dileğimiz, teknik adamların, kalecilerin, golcülerin damgasını vurduğu, hakemin varlığı ile yokluğunun anlaşılmadığı maçlar oynanması.