l Mert ÖZLÜ
Türkiye'nin yıllardır en keyifli maçlarını izlememizi sağlayan iki takımın maçını, bir 3. tekil şahısın egosunun altında eriyip gittiğini görmek tahminimce bütün futbolseverleri ve özellikle de bu iki takımın taraftarını fazlasıyla hayal kırıklığına uğratmıştır. Maçı kontrol altında tutabilmek amacı ile peşi sıra çıkan kartlar, sonunda ortada ne anlatılacak bir enstantane, ne de yazılacak bir futbol bıraktı. Dışarıdan gözlemlediğimiz; futbolcular dahil herkes işin sonunun nereye varacağını merak ediyordu. İlk yarı sonunda, maçın skorundan ziyade, takımların maçı kaç kişiyle tamamlayacağı, kaç kişininin daha sarı kart göreceği kafaları daha çok kurcalıyordu.
Her şeye rağmen bu maçı konuşurken Gökhan Gönül'den bahsetmeden geçmek olmaz. Fenerbahçe'yi cesaretlendiren adam oldu. Topla korkusuzca ileri çıktı, çalım attı, şut çekti. Her zaman çizgiye inmesine alışık olduğumuz Gökhan bu sefer içeriye kat ederek, maça heyecan kattı. Hem hücumu, hem savunmayı bu kadar mükemmel yapan bir futbolcuyu epeydir izlememiştik. Onu da çok izlettirmediler zaten.
Maçın büyük bir bölümünü eksik oynamak ve Galatasaray'ın zaman zaman yaptığı etkili pres, Fenerbahçe'nin geriden oyun kurmasını engellerken, ileride Kezman ve Alex'in topa basamaması, 60 dakika boyunca hiçbir şey üretememesine neden oldu. Deivid'in Inter maçı seviyesindeki çalışkanlığı da maç içinde alkışlanması gereken başka bir unsurdu.
Maçı içinden çıkılmaz hale getiren Cüneyt Çakır'a sormak istediğim ve cevabını bir türlü bulamadığım bir kaç soru var.
1) Lugano'nun haraketini "Hocam, görmüyor musun?" dışında bir anlamla değerlendirmek mümkün değil. Bugüne kadar bunu dile getiren herkese sarı kart gösterdin mi?
2) Volkan Yaman'ın topu değiştirip, kaybettirdiği 3 saniyenin cezasının, uyarı olmaksızın sarı kart olduğu nerede yazıyor?
3) İkinci yarıda Deivid'e çıkaramadığın ikinci sarı karttaki pozisyonla, Lugano'nun ilk sarı kartı gördüğü pozisyon arasında ne tür bir fark var?
4) Lugano'nun itirazından daha fazlasını yapan Alex'i sadece uyarmanın mantığı nedir?
Gökhan Gönül'ün pozisyonunu sorma gereği bile hissetmiyorum. Bunun yanında, kesinlikle art niyetli olduğuna inanmıyorum. Maçı Galatasaray'a vereyim diye birşey düşündüğünü de zannetmiyorum. Sadece yanlış meslek yaptığına inanıyorum. Ayrıca, bu sarı kartlar anlık verilen kartlar gibi gelmedi bana. Maça çıkarken, Lugano'nun ilk itirazında kart göstereceğini yazmıştı kafasının bir ucuna. Alex'i alttan almaya da maçtan evvel karar vermişti. Kontrolu kaybetmeme adına çıkardığı kartlar ters tepti.
Maçı özetleyen iki cümle vardı. Birincisi, Lig TV spikerinden geldi. "Cüneyt Çakır elinde kartla dolaşmaya devam ediyor". İkincisi ise Adnan Polat'tan geldi. "Bizim açımızdan Fenerbahçe karşısındaki şanssızlık zincirini ancak böyle saçma sapan bir maçla kırabilirdik."
Bu maçları şölene çevirmek varken, Gökhan gibi, Arda gibi kendi değerlerimizi ön plana çıkarma şansımız varken, her şeyi bir düdükle yok etmek cidden Türk futbolu adına çok büyük bir kayıp.
Dipnot: Zico'yu Cumartesi günü çıkardığı kadrodan dolayı eleştirenlerin hepsi Sevilla'nın hafta sonu tam kadroyla çıkmasını örnek gösterdi. Bu tezi savunanlar, Sevilla'nın bu hafta içinde maç yapıp yapmadığının da cevabını umarım biliyorlardır.