Galatasaray – Fenerbahçe arasındaki karşılaşmayı izlerken her zaman olduğu gibi tarafsız bir gözle izleme avantajına sahiptim. Zira her iki takımın da taraftarı olmadığım gibi, her iki takıma da aynı mesafedeyim.
Bu tür sıkıntılı bir karşılaşmada (sıkıntılı çünkü rakiplerin biri kupayı kazanamamanın, diğeri ise rakibini uzun süredir yenemememin gerginliğini yaşıyordu) sporcuların ve yöneticilerin alışık olduğumuz "düşünmeden konuşmaları" –hak verilemez ama- beklenebilirdi.
Ancak medyadan bunu bekleyemezsiniz. Beklememelisiniz. Çünkü medya tarafsız olmalıdır. Oysa medyanın büyük çoğunluğu, taraflardan biri adına taraflıca konuştuğu yetmezmiş gibi, bir de "hakem kurban etme" kolaycılığını seçiyor.
Aslında medyamız bu konuda istikrarlı. Örneğin sınır dışı operasyonda medyanın büyük kısmının performansı yerlerde süründü. Duyarlılıkları anlamak yerine savaş çığırtkanlığı yapması, içerikli haberler vermek yerine sloganlar atması ve savaş karşıtlarının görüşlerini tartışmak yerine onları vatan haini gibi yansıtması, dünyadaki medya kuruluşlarının tavrından da, habercilik prensiplerinden de çok uzaktı. Siyaset yapanların, toplumun bir kesimi için kutsal bir anlam ifade eden "şehitlik" kavramını, "acımadı ki" propagandalarına dönüştürmesine alet olması ise rahatsız ediciydi.
Medya, benzer şekilde, hakem üzerine oynamaktan da bunca yıldır vazgeçmiyor. Hiçbir zaman doğru soruları sormuyor veya soracak insanlara başvurmuyor. "Hakem hocaları" unvanlı kişiler çıkıyor ve diyor ki: "Hakem öncelikle maçı bitirmeye çalışmalı" veya "Hakem maçın tansiyonunu kaldırabilmeli."
Oysa kimse şöyle söylemiyor: "Futbolcular öncelikle maçı bitirmeye çalışmalı," veya "Futbolcular ve onların motivasyonundan sorumlu yöneticiler maçın tansiyonunu kaldırabilmeli." Ve buna hepimiz dahiliz.
GÖKHAN…
Ancak biliyoruz ki, hakemin kurallarla oynama alanı çok daha dardır. Farklı kişiliklerdeki hakemlerin farklı psikolojiyle davranmaması için kurallar son derece basit ve net belirtilmiştir. Örneğin sarı kartın kuralları çok açıktır. Faul yapılan oyuncunun pozisyon içindeki durumu, ayağın yerden yüksekliği, hakeme itirazın boyutu, vakit geçirme süresi yeterli ifadelerle belirtilmiştir.
Nitekim, karşılaşmaya genel olarak baktığınızda, kart gösterilen pozisyonların hemen hemen hepsinin kurallarca açıkça belirtilmiş sarı kartlık davranışlar olduğunu görebilirsiniz. Sadece Gökhan’ın 2. sarı kartının ağır olduğu ortak bir görüş, ki ben de böyle düşünüyorum. Her ne kadar yaptığı hareket anlamsız olsa da ve hakemi zorlasa da.
Ancak Gökhan için duyduğum üzüntünün asıl nedeni, attığı olağanüstü goldeki karar alma cesareti ve karşılaşma sonrası yaptığı mütevazi açıklamaların hakeme saldırılar arasında heba edilmiş olması. Özellikle onca kişi kendini kaybetmiş şekilde kameralara konuşurken, onun Fenerbahçe taraftarı için, "takımımı eksik bıraktığım halde beni çağırdıkları için teşekkür ederim" sözleri alkışlanacak bir tevazu örneğiydi.
KURALSIZLIĞIN KURALLARI…
Aslında, buralardan bir türlü söküp atamadığımız zihniyetten midir bilmiyorum, ama bu ülkede yaşayan bizler kurallara rağmen kuralsız yaşamak isteyen veya böyle yaşayanları kanıksayan bir tavır içindeyiz. Ancak buna isyan denilemez. Sadece kuralların kendimiz hariç herkese işlemesini isteriz.
Basit bir örnek vermek gerekirse, trafik kuralları belirlidir, ancak kurallara yıllardır uymayan toplu taşıma araçlarını kullananların büyük kısmı kuralların kendileri için olmadığını düşünmektedir. Üstelik kendilerine sarı kart gösterecek bir mekanizma olmaması bu inançlarını daha da pekiştirmektedir.
Böyle bir zihniyetin yerleşik olduğu kültürlerde futbolcuların da tavrının bu olması kaçınılmaz oluyor. Yanlış davranışları cezalandırılmadığı zaman, yaptıklarında yanlış bir şey olmadığına inanıyorlar. Üstelik taraftarlar da buna inanmaya başlıyor. Bu nedenle, kurallar arada bir kendilerine uygulandığında, futbolcular buna tahammül edemiyorlar. Hakemlere yakalandıklarında kendilerine kızmaları gerekirken, suçu -onca taraftarı kışkırtmak uğruna- hakeme yıkmaya çalışıyorlar.
Böylece kimse "Falancaya futbolcu bile denilemez" demiyor, ama herkes "Falancaya hakem bile denilemez" diyebiliyor.
Kısacası hakemin sırf oyunun tansiyonuna ve maçı bitirme kaygısına dayanarak davranması halinde, psikolojik ve etik olarak bu tansiyonu kaldıramayan oyuncularla ipin ucunun kaçacağı ve bu durumda adaletsizliğin daha da artacağını görmek zor değil. Bunu anlayabiliyor olmamıza rağmen bu kadar ağır yorumları görmek ise çok üzücü.