Ligimiz üç çeşit skor üretebildi bu hafta: Üç 0-0, üç 1-1 ve üç 1-0. Yekûnu 9 gol. Yani "top 10"u golün çirkiniyle bile doldurmak mümkün olmadı. Oysa havalar yumuşuyor, beyaz sahalar çokça kahve tonları olsa da yeniden yeşile çalmaya başlıyordu. Neden o zaman, bu kısırlık?
Futbol oynamak için Tanrı'dan yetki almış yetenekli ayaklar teknik direktör kompleksi içinde oynamayı değil, oynatmamayı geliştiriyor artık: Mevzunun açıklaması galiba sürekli maç sonu demeçlerinde ortaya çıkıyor: Meselâ Nurullah Sağlam, 1-1 biten Ankaraspor maçından sonra rakibe fazla pozisyon vermedikleri için başarılı olduklarını söylüyor. Rize'de 0-0'ın mimarları Erdoğan Arıca ve Osman Özdemir de aynı söylemle karşımızdalar. Fakat kendi takımlarının da pozisyon ürettiği falan yok. Yani teknik direktör "üretemedik, kötüydük" demek yerine "ürettirmedik, iyiydik" deme eğiliminde. Sonuç: dokuz maçta (810 dakikada) dokuz gol. Golsüz maç ille kötü değildir, kabul, ama bari bir atma çabasının karşısında, yememe çabası olsa... Ankaragücü-Fenerbahçe, Ankaraspor-Gaziantepspor, Kasımpaşa-Gençlerbirliği, Rizespor-Oftaş, Beşiktaş-Galatasaray topu topu üç gol üretilen, ama oyun olarak da bir şey vermeyen maçlardı bu hafta. Fakat futbolsuzluk bir yana, bir puanlık mesafede duran dört takımlı zirve yarışı da bambaşka bir heyecan yaşatıyor. Onun hakkını vermek lazım.
Beşiktaş Kayseri'de aldığı yenilgiyle biraz uzağa düşmüştü, iki haftadır her şey kendi lehlerine gelişip lider Galatasaray'ı da bizzat kendileri yenince 137 haftalık hasrete son verip zirveye kuruldular. 1-0 Beşiktaş'ın bu sezonki altıncı tokgözlü galibiyeti. Tek golü Nobre'nin atması da Fenerbahçe'yle Sinan Kaloğlu arasındaki korelasyonu hatırlatıyor.

Derbiye Galatasaray iyi başladı ama Beşiktaş derhal güzergâhı kendi bildiği yöne çevirdi: Galatasaray'ın bol pozisyonlu, maceraperest maçlarından ziyade karşılaşmaya Beşiktaş'a has müdafaa ve atma kaçma görüntüsü hâkim oldu. Bu işin erbabı Beşiktaş istediğini aldı. Özellikle 1-0'dan sonra Kalli yine Hakan Şükür, Ümit Karan ve Nonda üçlüsünü hep birlikte gol peşine sürüp Beşiktaş'a da hayli "geniş" olanaklar tanıdı. Üçlü vuruş timiyle Galatasaray ısıramazken, Beşiktaş arkadaki o geniş alanda farkı da kaçırdı aslında. Kalli takımın uzun top oynamasını eleştiriyor. Herhalde Lincoln'ün yokluğu ve Arda'nın etkisizliği bunun sebebi. Hakan Şükür'ü görünce topu şişirmek de Galatasaray'ın oyun anlayışına kazınıp kalmış bir gelenek... Bir diğeri de Barış'ın şutları olacak belli ki. Hele soluyla, isabetine şahit olamadık ama, denedikçe deniyor. Gökhan Zan'ın sakatlanmaması maçtaki sürprizler hanesine yazılabilir.
Ankaragücü'yle Fenerbahçe haftanın en öldürücü seyir zevkine imza attılar. Rakibi kilitlemek açısından mükemmeliyeti yakaladı her iki takımın teknik direktörü de. Takdire şayan bu futbolsuzluğa Brezilyalı Zico'nun tahammülü haliyle daha erken tükendi, ancak onun hamleleri de "çağdaş futbol"a uymadığı için pozisyonları bulan Ankaragücü oldu. Karşılaşmada kaleyi bulan ilk şut, Zico'nun sıkışıklığı açmak için Kemal'i çıkartıp İlhan Parlak'ı oyuna almasından sonra, 65'te gerçekleşti. Ve bir iki duran top dışında hiçbir heyecan üretemeyen Fenerbahçe, yenilgiden kaleci Serdar'ın performansıyla kurtuldu. Sevilla heyecanıyla iki haftadır kaybedilen beş puan var. Takım üçüncü sıraya indi. 3-2'lik Sevilla galibiyeti çok alkışlanıyor ama, Galatasaray Real Madrid'i aynı skorla yendiği zaman o dönemin Madridlisi Roberto Carlos "3-2 İspanya'da asla bir avantaj değildir" açıklamasını yapmıştı. Kader! Şimdi bu kayıpları kazanca tahvil etmenin yolu, Sevilla'yı elemek. Zira kupa da gitti artık...
Sivasspor son haftalarda istikrarsız sonuçlar aldığı halde, bu hafta Bursa deplasmanından üç puan çıkarıp zirvedeki grubun içine girdi yeniden. Yenilgiye karşın Bursaspor'un futbol oynama çabası takdir edilmeli. Sivas ise yine mecburen müdafa becerisiyle kutlanacak. 90'a kadar iyi direndiler, son dakikada Selçuk Dereli'nin güzel bir avantaj uygulamasının ardından tek golü bulup maçın hakkı gibi görünmeyen üç puanı aldılar. Bursa adına yenilgi şanssızlık, ama Sivas'ın zirvenin içine sokulması da güzel oldu.
Altı haftadır sabırla zirve takibi yapan ve sürekli kazanarak yavaş yavaş
yukarıya yaklaşan Kayserispor tam yarışa katılma imkânı bulduğu hafta kendi evinde Denizlispor'a takıldı: 1-1. Aydın 57'de uzun çabalar sonucu Kayserispor'u öne geçirdi, fakat 67'de kendi kalesine de bir tane atarak skoru belirleyen isim oldu. Burada da, Kayserispor'un puan kaybedip yarıştan uzaklaşmasına üzülmekle beraber, aslında galibiyeti Denizlispor'un kaçırdığını söylemek lazım. Verilmeyen bir penaltı, bir kırmızı kart, bir de gol var. Güvenç Kurtar'ın isyanı da buna.
Kayserispor'un tersi Konyaspor. İkinci yarıya altı yenilgiyle girip bütün kredilerini tükettiler, nihayet bu hafta Trabzonspor'u Da Silva'nın muhteşem frikik golüyle 1-0 yenerek şeytanın bacağını kırdılar. Haftanın tek kırmızı kartı da bu maçta Gökdeniz'e, hakemi aldatmaktan çıktı. Diğer maçlarla birlikte dikkat çekiyor, anlaşılan hakemi aldatmaya yönelik hareketler artık alışık olmadığımız kadar sert cezalandırılacak. İlk kurban Lincoln'dü, ikincisi Gökdeniz. Her ikisi de, penaltı gerektirmeyen darbeler aldılar hakikaten. Ama belli ki, futbolcu penaltıyı alamıyorsa artık ayakta kalacak, yoksa kartı görecek.
Ligin düşme hattını oluşturan bölgede bu hafta üç puan alan çıkmadı, dört maç da berabere son erdi. Ankaraspor Gaziantep karşısında öne geçtikten sonra Hikmet Karaman iki forveti kenara alarak savunmaya çekilmenin bedelini ağır ödedi. Önce, kulübede De Nigris'le çatıştı, 88'de Ekrem'le Gaziantepspor beraberliği yakaladı ve maçtan sonra da başkan Ahmet Gökçek'ten tepki aldı. "İkinci yarıda takım yanlış oynadı, özellikle oyuncu değişiklikleri çok yanlıştı" diyor Gökçek. Hikmet Karaman da gayet sinirli görünüyordu demeç verirken. Ankaraspor'da bir değişiklik olabilir. Beraberliği son dakikada kurtaran Nurullah Hoca'nın deyişini başta söylemiştim zaten: Fazla pozisyon vermedik!
Altı maçtır kazanamayan Rizespor'la üç maçtır kazanamayan Oftaş'ın Rize'deki buluşması temayülü bozmadı, 0-0'la her iki takım da galibiyetsizlik zincirine birer halka daha taktılar. Gerçi ikinci yarıya çok kötü başlayan Rizespor adına bir düzelme söz konusu; beş maçta 19 gol yiyen Rizespor iki haftadır yemiyor. Ama, iç sahadaki bu beraberlik de, netice olarak Oftaş'a daha çok yarıyor. Yememeyi becermek, atmaya da bir noktada başlayacaklarsa iyi hakikaten.
Büyükşehir maçlarının kuralı belli artık, ilk golü atan maçı kazanamaz. Manisa'da, bu kez geriye düştüler ama son dakikalarda Necati beraberlik golünü atarak beraberliği kurtardı. Hatta son dakikada Efe'nin kaçırdığı mutlak pozisyon, Belediye'yi galibiyetten etti. Bu beraberlik de, ev sahibi Manisaspor açısından daha kötü, hele Yılmaz Vural'ı kahreden bir geleneksel son dakika golüyle gerçekleştiği düşünülürse. Soyunma odasının çıkışında, yine elinde kâğıt kalem, kalan on haftada kaç galibiyet gerektiğinin hesabını yapıyordu.
Kasımpaşa'yla Gençlerbirliği'nin 0-0'ı kimseye yaramayan türden: İki galibiyetle kıpırdayan Kasımpaşa için beraberlik falan, hele iç sahada, gayet yararsız. Ligde kalmak için ümitlenecek hale gelebilmeleri için bile daha çok mesafe ver, birer birer olmaz bu iş. Mesut Bakkal'la üçte üç yapan Gençlerbirliği'ni de Kasımpaşa beraberliği kesmiyor diğer taraftan. Dolayısıyla iki taraf adına da neden müdafa üzerine kurulu bir oyun tercih edildiğini anlamak zor. Futbol artık böyle oynanıyor demekten başka bir yol yok herhalde.