l Mert ÖZLÜ
Arthur Zico maçtan sonra şöyle diyordu : "Beni tanıyanlar bilir pes etmeyi sevmem". Bu söz, bize Deivid'i anlatıyordu. Kadıköy'de ıslıklanan, gazete köşelerinde dalga geçilen birinin bu noktaya gelmesi ancak ve ancak bu sözle açıklanırdı. Bu söz Edu için de geçerliydi. CSKA maçı, sonra bir CSKA maçı daha, sonra Sevilla maçı. Hata üstüne hata.Kuşkusuz, bu hatalar en çok onu üzüyordu. Şu hatalardan sadece bir tanesini yapan futbolcu, bir sonraki maça ayakları titreyerek çıkardı.Edu, 3 kere yapmasına rağmen dün akşam adeta ben pes etmem diyordu.Oynadığı kusursuz futbolla bütün hatalarını temizliyordu. Kadıköy'ün sevilmeyenlerinden, İlhan Cavcan'ın hala unutamadığı, Uğur Boral da kendisine inanmayanlara, onu ıslıklayanlara inat akıyordu sol kanattan. Her atakta, kendisine inanmayanların yüzünü kızartıyor, onu geçmişte ıslıklayanları özür dilemek zorunda bırakıyordu.Her topu ayağına aldığında, asla pes etmediğini, etmeyeceğini defalarca kanıtladı.
Geçen sezon, Aziz Başkan, ayağa kalkıp Alex'i alkışlamasa, o Cruzerio'da, sokaktaki taraftarlarda kuvvetle muhtemel dün gece evinde olurdu. Ülkesine gidip rahat rahat futbol oynamak varken, Kadıköy'de kalıp pes etmeyeceğinin sinyallerini sezon başında vermişti.Alex, mücadele etmiyor, koşmuyor diyenlerin dün akşamki Alex'in top çalma sayısını muhakkak bir yerlere not etmeleri gerekir. Kezman savaşmıyor, Kezman gönderilmeli, Kezman'la olmaz... Bunlar sadece 2 ay evvel söylenmiş cümleler. İlk maç golünü atmıştı. Dün gece, her ne kadar forvette çok başarılı olamasa da, Semih oyuna girdikten sonra orta sahanın sağına gelip gösterdiği mücadeleyle, turu ne kadar çok istediğini tekrar tekrar göstedi. Kezman karakterinde bir insandan zaten pes etmesini, kaçıp gitmesini beklemek çok gerçekçi olmazdı.
Pes etmemekten bahsederken Volkan'dan bahsetmemek olmaz. Çok kötü bir sezon geçirip yerini Serdar'a kaptırdığında pes etmedi. İki tane asla yemeyeceği golleri yedi, pes etmedi. İlk penaltıda güvensizce ters köşeye yattı pes etmedi.Ayağa kalktı, 3 tane penaltı kurtardı ve turu getirdi. Bu isyankar tayfaya Aurelio, Gökhan, Lugano, Semih ve Wederson gibi 4 tane istikrarlı performans gösteren futbolcuyu da ekleyince, çeyrek final kaçınılmaz oldu.
Selçuk'un oyun kurmadaki zaafı Alex'in sürekli geri gelip oyunu kurmasını gerektiriyordu. Bu da ilerde Kezman'ın yalnız kalmasına sebep oluyordu.İleri giden bütün toplar, hemen geri dönüyordu. Semih-Selçuk değişkliği, Alex'in geriden daha rahat top çıkarmasını sağladı. Fenerbahçe, bu değişiklikten sonra, Sevilla'nın yoğun presinden bugüne kadar hiç görmediğimiz kadar rahat çıktı.Göbekte Alex, Aurelio ve Deivid üçlüsün pas trafiğini izlemek bile büyük keyif veriyordu. Ayrıca Selçuk'un performansı da, Maldonado transferinin ne kadar doğru bir transfer olduğunu bir kez daha gösteriyordu.Uğur Boral'ın, Sevilla'nın meşhur sağ kanadını, delik deşik etmesi, Gökhan'ın da erken ve haksız bir sarı karta rağmen, Capel'e karşı geri adım atmaması gurur verici olaylardı.
Bu saatten sonra artık, şu turu geçemeyiz, şu takımı yenemeyiz, şu takımı çok güçlü gibi düşünceler kalmamalı. "Neden Olmasın?" diyerek çeyrek finale kaldık. Maçların sadece sahada kazanıldığını, mücadele edince her şeyin kolaylaştığını şu ana kadarki 10 maçta çok net gördük. Bundan sonra olucaklar da artık süpriz sayılmamalı.
Dün akşam gördük ki, Fenerbahçe, Kıraç'ın 100. yılındaki marşı gibi aşkla, coşkuyla bayrağı arşa doğru yükseltiyor. Sevenleri mutluluktan, sevmeyenleri de huzursuzluktan uyutmadığınız için hepinize tekrar tekrar teşekkürler.