Kronometreler 15. dakikayı gösterirken 2-0'lık bir skor, 3 sarı kart (Dk. 5 Selçuk, Dk. 7 Deivid, Dk. 13 Gökhan) ve akın akın gelen bir Sevilla vardı sahada. Hatta 17. dakikada Fabiano'nun kafa vuruşunda, top az farkla üstten dışarı çıkıyor, ekran başındaki, tribündeki, saha kenarındaki tüm sarı lacivert yürekler, "eyvah" demeye başlıyorduk. Bu "eyvah" ünleminin futbol dilindeki açılımı "fark mı olacak yoksa" tadında bir korkuydu aslında!
Volkan rakibin sert şutları karşısında çaresiz, defans bloğu şaşkın, orta saha karamsar, forvetin yalnız elemanı Kezman daha bir yalnız kalmıştı. Maçın ilk 20 dakikası bir karabasandı, elleri kolları bağlayan. Bu korku dolu rüyadan uyanmak, "eyvah" ünlemini "oh be" iç çekmesine çevirmek ise, büyük maçların büyük oyuncusu Deivid'in işiydi. Sevilla cephesinin henüz maçın başında yaşadığı tur coşkusu ve futbolda özellikle Şampiyonlar Ligi gibi organizasyonlarda hiç de kabul görülmeyecek rehavet ortamını, karşılıklı gerginliğe havale etti, Brezilyalıların "matador" lakaplı çocuğu.
Sevillalıların rahatlayan, "tur attık artık fark atalım" havasını almıştı sarı lacivertli kramponlar. Adam paylaşımında sıkıntı çeken İspanyol ekibinin yan toplarındaki çaresizliğini gören Prof Alex, maçın da reçetesini yazıyordu bir taraftan. 2-1'lik skor işe yaramıyordu, ama umutları bol keseden suluyor, ekranı rengarenk çiçeklerle beziyordu. Deivid karambole abanınca, skor tabelasında sarı lacivert bir tebessüm belirdi, daha da önemlisi, futbolcuların ayaklarına güç geldi. (Şunu da belirtmek gerekir ki, Fenerbahçeli futbolcuların maçın başında yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen oyun disiplininden kopmamış olması da çok önemliydi. Kanımca işte bu anlayış Fenerbahçe'yi Avrupa'nın dev takımlarından biri haline getirdi.)
Avrupa'nın yükselen değeri Sevilla hiçbir şeyden korkmuyordu olası beraberlikten korktuğu kadar. Ve baskılı oyunları netice vermişti ilk yarının son anlarında, Mali'li golcü Kanoute kendisinden bekleneni yapıyor, takımını yeniden iki farklı üstünlüğe taşıyordu. Bu skor Fenerbahçe'nin yeni hedefini de belirliyordu; bir gol daha atarak maçı uzatmalara götürmek…
Maçın ikinci yarısıyla birlikte sahanın her yerinde onlar vardı… Uğur Boral solda harikalar yaratırken, Dani Alves şımarık bir çocuk gibi sürekli hakeme küsüyor, sağ bekte Capel'in onca şovuna karşın Gökhan Gönül rakibine adım attırmıyordu. Alex orta sahada rakiplerini birer birer geçerken Sevillalı taraftarlar "eyvah" demeye başlıyordu! Fenerbahçe hırslı futbolunun, etkili oyunun meyvesini öyle güzel bir zamanda aldı ki, rakip yüklenip gol aramaya dahi korkar hale geldi. Çünkü yiyecekleri bir gol tura elveda demelerine neden olacaktı.
Maçın normal süresi bittiğinde, aslında her şey yeniden başlıyordu. Zico'nun akıllı hamleleriyle yorulan ayakların yerini taze kanlar aldı. Fenerbahçe uzatma dakikaları da dahil olmak üzere inanılmaz bir efor sarf etti ve bu mücadelesi karşısında Sevilla adeta tuş oldu. İlk 20 dakikalık karabasan, Sevilla'yı geldi penaltı atışlarında vurdu. Ceza sahası dışından şutları içeri alan Volkan devleşti, Maresca ve Alves, Escude'nin atışlarını çıkarak Fenerbahçe'nin turu geçmesinde en önemli paylardan birine sahip oldu.
Fenerbahçe "imkansız" denileni başardı, en zor rakiplerden birini Şampiyonlar Ligi'nden saf dışı etti. Bu sevinci tüm Türkiye'ye yaşatan futbolcuları, teknik heyeti alkışlamak gerekir. Gerçekten Fenerbahçe Aziz Yıldırım'ın hedeflediği yolda yürümeye devam ediyor. Yönetimsel başarılar sportif alana da yansıyor. Bunun sonucunda Fenerbahçe giderek büyüyor, korkulan bir rakip haline geliyor. Avrupa'nın yükselen değeri Sevilla'yı eleyerek, Avrupa'nın gerçek yükselen değeri olduğunu dosta düşmana gösteriyor.