Geçen hafta konuşuyorduk; Maradona mı, Pele mi yoksa Cruyff mu diye… 1974 Dünya Kupası, Hollanda mucizesi derken, Ajax'ın kupalara ambargo koyduğu yıllardı yetmişler… Haşmet Babaoğlu, 90 Dakika programında, "Biz biraz da Cruyff'a haksızlık yapıyoruz. Yeni nesil, Maradona ve Pele'yi çok iyi tanıyor. Ama modern futbolun profesörü diye kabul edilen Cruyff'u daha iyi tanıtmalıyız" derken ne kadar haklıydı.
Küçüklüğünde çok yaramaz olan bu çocuk, futbola merhaba diyerek, yeşil sahalara adımını attı. Ama onun yüreğinde teknik ve cesaret doğuştan vardı… Sokak futbolu oynamıştı. Sokak futbolu deyip geçmeyin. "Eğer sokakta oynuyorsan, düşmek zordur. Düştüğünde canın acır, bu yüzden kısa boylular, fizikli oyunculardan nasıl uzak duracağını çok kolay öğrenirler. Bu gibi özellikler artık yok ve öğretilmiyor"… Böyle diyor üstat… Çok doğru.
İstanbul'da arsa futbolu bitti. Müthiş yetenekler artık çıkmıyor. Rio'da veya Buenos Aires'de plaj ve mahalle futbolu halen var olduğundan, fabrika çalışmaya devam ediyor. Her şey alt yapı ve bilimsellik değil. Bazen maçların 6'da devre olup, 12'de bitmesi gerekiyor. Tabii komşunun camı kırılırsa, maç daha önce de bitebilir!
1964 yılında, 17 yaşında Ajax forması ile sahaya çıkan Cruyff, Michels ile birlikte Total Futbol'un devrimini yapar. Dünyada moda Almanya, Arjantin, İtalya veya Brezilya değildir artık… Moda Ajax'tır… 1971'den 73'e, 3 Avrupa Şampiyonluğu, 522 maçta 291 gol, milli forma ile 48 maçta 33 gol... 1973 yılında başlayan Barcelona dönemi, tarihe altın harflerle yazıldı. Bernabau'da, Real Madrid karşısında alınan 5-0'lık galibiyet ile bir anda Katalanlar'ın sembolü oldu. O yıl Barcelona çifte şampiyonluk yaşarken, Cruyff bir kez daha Avrupa'nın en iyisi seçildi.
1974 Dünya Kupası, futbolun tarihinde ayrı bir yer tutar. Gönüllerin Şampiyonu deyiminin futbolun sözlüğüne girdiği Dünya Kupası'dır 1974... Almanya, finalde Hollanda karşısında 2-1 kazanır. Ama dünya 'sarı fare'ye hayran olmuştur. Macaristan efsanesinden sonra bir finali kaybetmesine rağmen, kalplerde şampiyondur.
Beckenbauer, "Cruyff benden daha iyi oyuncuydu. Ama kupa bizim oldu" derken Cruyff, "Kaybettik ama dünya bizi daha fazla tanıdı" açıklamasını yapmıştı o Dünya Kupası'nın ardından...
Onun felsefesi bambaşkaydı. Sahada çılgınca bir şeyler deneyip, güzel oyun için mücadele, onun hayatının en önemli prensibi oldu. Anarşist ve radikal bir ruha sahip olan 'sarı fare' 1978 Dünya Kupası için şunları söyledi: "Arjantin'de insan hakları ihlal ediliyor. Diktatörlük rejimini protesto ediyorum." Hollanda ondan yoksun çıktığı kupayı finalde kaybetti. Dünya büyük bir fırsat kaçırdı... Medya yeni yeni şekilleniyordu. 'Sarı fare'yi fazla seyredemedik. Pele bir idol olduğu ve Amerikan medyası tarafından devamlı pompalandığı için Cruyff, Maradona kadar ünlü olamadı.
Sonra antrenörlük yılları… 2-6-2 denilen sistem Cruyff'undur. Barcelona'da 4 sezon şampiyonluk, 2 İspanya Kupası ve bir Avrupa Kupa Galipleri Kupası… Müthiş bir teknik direktördü. Şimdi Hollanda futbolunu yeniden canlandırmak istiyor. Özellikle Ajax'ı...
En büyük hatası, sigarayla olan kötü dostluğu oldu. 1991 yılında iki defa kalp krizi geçirdi ve şöyle dedi: "Hayatımın en önemli iki şartı futbol ve sigaraydı. Biri tüm hayatımı oluştururken, ötekisi beni bitiriyordu". Cruyff sonraki yıllarda önemli bir sigara düşmanı oldu ve İspanya'nın sigaraya karşı mücadelesinde, marka isimlerin başında geldi. 1999 yılında 20'nci yüzyılın en iyi Avrupalı oyuncusu seçilen Cruyff, UEFA tarafından da tüm zamanların en iyi Avrupalı oyuncusu olarak ilan edildi. 14 numaralı formasıyla, Maradona ve Pele kadar, hatta onlardan daha değerli bir oyuncuydu. Öyle bir de sözü var ki, herhalde hiç unutulmayacak: "Futbol basit bir oyundur, önemli olan bu oyunu basit oynamaktır".