Peş peşe alınan iki önemli mağlubiyetin ardından, ligin ikinci yarısına fırtına gibi girmiş bir Kayserispor ile oynanacak maç, takımın dökülmekte olan form durumunu da düşünecek olursak, kritik ve zorlu olacaktı. Erken gelen goller ve Kayserispor'un dirençsizliği maçı beklenenden daha kolay getirdi Galatasaray'a.
Ama söylemeden de geçmeyelim, gol erken gelmese ve galibiyet stresi takım üzerine çökmeye başlasa idi Galatasaray seyircisi için bu maç ciddi eziyet potansiyeli taşıyordu ve puan kaybı gayet yüksek bir ihtimaldi. Takım için daha önce de söylediğimiz gibi, hızlı başlar ve golü bulursa ne ala. Gol gecikirse ya da geri düşerse geçmiş olsun. Ortası yok.
Maça ilişkin en önemli ve belki de estetik anlamda tek güzellikten bahsederek başlayalım mı söze? Sabri'yi vitrine çıktığı 2000 yılından beri takip ediyoruz, yani çocuk yaşından bu yana. Bu süreçte, kendini geliştirme yönünden birçok konuda tembel bulduğumuzu yazdık. Dahası, yaşından ve konumundan çok öte sivrilikte hareketleri yüzünden sert de eleştirdik. Ama son kadro dışı hadisesinden bu yana üzerindeki formanın kıymetini anlamış gibi gözüküyor. “Huylu huyundan vazgeçmez” endişesini hepimiz taşıyoruz ama toparlanmışlığının ödülünü Kayserispor maçında aldı. O nasıl bir vuruştu öyle, mermi gibi, gelişine. O top o ayağa öyle mi güzel otururmuş? Maçı seyreden herkesin alkışladığı mükemmel golü bize izlettirdiği için Sabri Sarıoğlu'na teşekkürlerimizle.
Bir diğer önemli not; sahadaki dört üst düzey yerli stoperle bu maç A Milli Takım teknik heyeti için açık büfe formatındaydı. Dikkatle seyretmişlerdir. Bir kısa özet de biz geçelim. Servet zaten milli takımın halen birinci stoperi. Mücadelesi ile maçın da önemli isimleri arasındaydı. Aydın Toscalı zor durumlarda başvurulan isimler arasında. Bir kez ilk 11 çıkmışlığı da var. Ali Turan ve Emre Güngör ise sezonun en iyi çıkış yapan iki stoperi konumundalar. Kilitlenmiş bir futbol maçında bir stoper ne yapabilirse dört oyuncu da onu yaptılar. Türk stoperlerinin çizgi savunmaya intibak konusunda son iki sezondur gösterdikleri başarı, gelecek için beni umutlandırıyor diyelim ve takımlara geçelim..
Önceliği Kayserispor'a verelim. Ligin kadro yönüyle en dengeli takımlarından biri var Tolunay Kafkas'ın elinde. O da elinden geldiğince bu kadrodan alabileceği azami verimi almaya çalışıyor. Takımın yıldızları ile yaşadığı alışma evresi daha kısa sürseydi, biraz daha yukarılarda olmaları kuvvetle muhtemeldi. Takımını klasik 4-4-2 düzeni ile oynatıyor ancak benim bir iki itirazım olacak, müsaadenizle.
Her şeyden önce elinizde orta alanda kullanılabilecek çok önemli bir koz var; Mehmet Topuz. Yetenek yönü ile Mehmet Topuz La Liga ya da Premier League ayarında bir oyuncudur. Oralarda da yıldızlık mertebesini zorlayabileceğine de inancım tam. Futbol altyapısı da her platformda mücadele etmek için yeterli. Şimdi bu Mehmet Topuz'a sahipken, ona forvet arkasında yer verip sahanın patronluğunu teslim etmek yerine onu çizgiye hapsetmek, açıkçası bana makul gelmiyor. Mehmet Topuz'u yıldız yapan performansları da çizgiden almıyorsunuz zaten. Onun içeri kaçtığı anlarda ya da duran toplarda öne çıkıyor farkı. Ayrıca çizgide yıldızlaşabilecek bir kanat oyuncusunun süratine de sahip değil.
Kayserispor'a Gökhan Ünal ya da Leo Iglesias'ın arkasında oynayacak (Sağdan sola) Mehmet Eren, Mehmet Topuz, Cangele üçlüsü ile kurgulanmış bir 4-2-3-1'in daha oturaklı bir sistem olacağını düşünüyorum, nacizane. Sen rakiplerden bu kadar uzun bahsetmezdin diyenler olabilir, sebepleri var. Birincisi her yazıyı uzatıp sizi sıkmak istemiyorum, ikincisi her rakip yazarın memleketinin takımı olmuyor. Özetle Kayserispor bu sütunda torpilli.
Feldkamp ise maça Mehmet Güven tercihi ile başlamıştı. Mehmet Güven iyi bir orta alan göbek oyuncusu ama o da tıpkı yukarıda bahsettiğimiz gibi kanat için uygun değil. Ancak Feldkamp ondan asli olarak çizgiye hapsolmasını değil, Mehmet Topal'ı desteklemesini istediğinden, sahada kaldığı süre zarfında vasat da olsa Mehmet Güven görevini yapmıştı.
Sağ bekte oynayan Sabri, mükemmel golü bir yana, Uğur Uçar için şu an en makul alternatif konumunda. Fiziksel yetersizliği münasebetiyle bekliğine karşı olsam da, “2” numaralı pozisyonun Kalli sistemindeki verimini Uğur'a yakın şekilde sağlayabilecek yegane alternatif o.
Gelelim Galatasaray'ın en travmatik konusuna; Cassio Lincoln! Sezonun başındaki iki-üç maçtan bu yana Lincoln Galatasaray'a katkı sağlayamıyor. Sakat olduğu zamanlar zaten sahada değil, sahadayken de güçsüz ve isteksiz. Kayserispor maçında da manzara değişmedi. Risk alan, sorumluluk alan, lider oyuncu Lincoln olması gerekirken, değildi. Sahada ben Lincoln'ü ya bir ikili mücadeleyi kaybetmiş yerde yatarken, ya da 20-30 metreye süzülerek giden genelde umutsuz paslar atarken görüyorum.
Hal bu diye Lincoln'ü kesecek miyiz? Bu en basit ve en kaotik sonuçları doğuracak yöntemdir. Lider oyuncular zaman zaman takımlarını bir kişi eksik oynatma lüksüne sahiptirler. Biz bunu Hagi'de gördük, Alex'te de bazen izlemekteyiz. Ama bunun için önce yeterli kredibiliteyi yaratmak lazım.
Salt beden dilini takip ederek Lincoln hakkında bundan daha fazla derinlemesine analiz yapabilmemiz mümkün değil ancak takımla beraber yatıp kalkan teknik heyet ve ilgili idarecilerin bu soruna bir çare bulmaları gerekiyor. Bu sürecin evrelerinden biri (şu an yaşanan) sabırsa, bir sonraki “kapı”dır. Bu denli maliyetli bir transfere kapıyı gösteremeyeceğinize göre, sabrı göstermek zorundasınız. Sabrı ve varsa sorunlarını çözebilmek için gerekli ilgi ve alakayı. Tribün de şu an aynı sabır evresinden geçiyor ancak sorun çözülmez ise patlamayı Lincoln'e değil, yöneticiler ve Feldkamp'a yapmaları büyük olasılıktır.