
Lazaroni adını duyduğumda uzun süre inanamadım. Türkiye'deyken yaşadıklarını ve Fenerbahçe'den gönderilişini çok iyi hatırlıyorum. Daha çok, güçlü veya ikinci ligden yeni çıkıp ligde tutunmak isteyen bir takımın yapacağı bir transfer gibi geldi bana. Hele ortada dönen ama gerçekleşemeyen Hector Cuper, Santini gibi isimlerden sonra. Buna da 'Olan oldu artık. Bize desteklemek düşer' deyip futbolculara geçeyim.
Umut ve Ersen Martin… Türkiye Süper Ligi'nde hemen hemen her takımda oynayabilecek ve belirli bir gol sayısının altına düşmeyecek kalitede futbolcular. Ancak şampiyonluğa 20 senedir özlem duyan ve geçtiğimiz 2 sene Avrupa'da ardarda hüsran yaşayan bir Trabzonspor'u taşıyabilecek nitelikteler mi, tartışılır. Forvette Fatih Tekke gibi bir yıldızın eksikliğini Trabzonspor kuşkusuz hissedecek. Takımın geçen sene en çok aksayan yönü olan savunmada ise Beşiktaş'ın istemediği ancak daha bir sene önce Galatasaray ve Beşiktaş'ın formalarını giydirmek için yarıştığı Çağdaş var. Stepanov ile iyi bir ikili oluşturdukları takdirde o bölgede Trabzonspor geçen sene kadar sorun yaşamaz. Ancak bu ikiliden biri formsuzluk veya sakatlık gibi bir sebeple takımda yer bulamaz ise yedek kulübesinde bekleyen Erdinç'e kesinlikle güvenmiyorum. Kendisinin neden gitmediğini veya gönderilmediğini de anlamış değilim. Fatih Akyel'in bildiğimiz hızlı, inatçı, top kullanmada sıkıntılı performansını aynen yansıtacağını düşünüyorum.
Ortasahada ise Hüseyin'in yanında oynarsa çok iş yapabilecek ama küstürülmek üzere olan bir Syzmek var. Ortasahanın savunma yönünü Hüseyin'in tek başına kaldırması mümkün gözükmüyor. Takımda Marcelinho, Yattara, Syzmek, Gökdeniz ve Ersen Martin'in aynı anda oynadığını, buna ek olarak bir kaleci ve 4 savunmayı da eklersek geriye yükü kaldıracak birtek Hüseyin kalıyor. Bakalım defansif futboluyla bildiğimiz Lazaroni, Trabzonspor'u nasıl bir saha yerleşimiyle oynatacak. Forvette Umut, Ömer Rıza ve Ergin'i sayamıyorum bile.
'MARCELİNHO'NUN BONSERVİSİNİ BAŞKANIMIZ KARŞILIYOR'
Trabzonspor'un resmi web sitesine girdiğimde bir haber dikkatimi çekti. 'Marcelinho'nun bonservisini başkanımız karşılıyor.' Aklıma 1999 yılındaki saat 17:00'ye kadar hizmer veren, mesai saatleri dışında yayın yapmayan Türkiye Futbol Federasyonu internet sitesindeki sayfanın ¼'ünü kaplayan Haluk Ulusoy fotoğrafı geldi. Neden bu kadar şov yapmayı seven bir toplumuz anlamıyorum. Trabzonspor geçen sene halka açılmış kasasında ciddi anlamda para bulunan ve senelik bütçesi 30 milyon doların üzerinde bir futbol takımı. Marcelinho'nun bonservisi bildiğim kadarı ile 800.000 EURO civarı.
Başkanın 'Bu adamın parasını ben veriyorum' demesine gerek var mı? Hem de Marcelinho'nun bu rakamlara alınmasının zaten çok net bir yöneticilik başarısı olduğu ortada iken. Ben bu takıma cebinden çıkarıp para koyan yönetici istemiyorum. Başarılı yönetici zaten 29 yaşındaki Fatih Tekke'yi Türk futbol tarihinin en yüksek rakamı olan 8 milyon euroya satarken belli olur. Bir de takımın resmi futbol sitesinde bunu yayınlamak bence hiç olmadı.
FATİH TEKKE = 8 MİLYON EURO
Fatih çok büyük bir golcü ve Trabzonspor'u son 4 senede çok ciddi yerlere taşıdı. Ancak geçtiğimiz sene yaşadığı tehdit olayları, bahis çetesi skandalı ve ardarda yaşadığı sakatlıklar yine de potansiyelinin altında performans göstermesine sebep verdi. Gönlümde Fatih'in en azından maçlarını seyredebildiğim bir lige gitmesi vardı ancak tahminim St.Petersburg'da başarılı olacaktır. 8 milyon euro 29 yaşındaki bir futbolcu için çok büyük bir para. Beni düşünmeye sevkeden ise Fatih Tekke yokken Trabzonspor'un ne yapacağı değil de, bu paranın Trabzonspor için doğru şekilde kullanılıp kullanılmayacağı. Geçen sene de halka arzdan gelen çok ciddi bir para vardı. Ancak aylarca yapılan sayısız görüşme sonunda Tomas Jun ve Eller transfer edildi. Trabzonspor da tarihi fırsatı kaçırdı.
APOEL
Doğrusu Anorthosis faciasından sonra bir Rum takımı ile eşleşmek çok istediğim bir şey değildi. Apoel gerçekten güçlü bir Rum takımı. Trabzonspor'un rahat bir şekilde turu geçeceğini zannetmiyorum. Umarım giderek Avrupa'da geri giderek bu sefer daha ilk tura çıkmadan Avrupa'ya veda etmeyiz.
KAYSERİ DEPLASMANI VE CEM PAPİLA
İki senedir Kayserispor maçı ile sezona başlayan Trabzonspor bu iki maçtan da galibiyetle ayrıldı. Bu sefer daha önceki senelerden daha sert ve daha hazır bir takım var karşılarında. Bu maçtan güzel bir futbol ve galibiyetle ayrılındığı takdirde bir seri yakalanabilir. O seri ve moral umarım Trabzonspor'u Ağustos ayında yeni transferlere götürür. Geçen seneki takıma eklenen 2-3 oyuncu ve bu kadro yapısı ile bu takımın şampiyonluğa yürüyeceği bana ihtimal dahilinde gelmiyor. Bir de Mustafa Çulcu politikası sonucu henüz ilk maçta Trabzonspor maçına verilen Cem Papila olayı var. İlk haftalardaki karşılaşmalarda Cem Papila'nın kötü veya yanlı bir yönetim göstereceğini hiç zannetmiyorum.
NOT: Her seneki gibi bu sene de Trabzonspor kombinesi satın aldım. Eskiden 2 günde Trabzonspor forması ile beraber gelen kombine bu sene 10 günde gelmeyince merak edip araştırdım. Klüpten kombine, benim en son 20 sene önce duyduğum şekilde PTT iadeli taahhütlü olarak gönderilmiş ve nerede olduğu belli değilmiş. 'Neden geçen seneki gibi kurye ile göndermediniz?' dediğimde 'Bize böyle talimat verildi' cevabıyla karşılaştım. Umarım bu bir kötü tesadüftür ve kulübü yöneten zihniyet 1 milyarlık kombineyi PTT ile gönderen zihniyet değildir.