Ligin sonu yaklaştıkça takımlardan kusursuz futbol beklentimiz azalıyor, stresteki artışa bağlı olarak. Kayserispor'u da sayarsak tarihimizin ilk 5 takımlı şampiyonluk yarışına şahitlik ediyoruz. Ligde her hafta oynanan 9 maçın 5'i şampiyonluk yarışını alakadar eden maçlar. Durum bu olunca herkes kazanıp kazanmadığına bakıyor, iyi futbol beklentisi ikinci planda.
Ankaraspor kendine bir kültür yaratmaya çalışan, bu doğrultuda para harcamaktan da kaçınmayan bir kulüp. Maç yayını öncesinde Hakan Ünsal'ın da dikkat çektiği, kameranın karşısındaki tribünün üzerine sıralanmış oyuncuların isim ve fotoğrafları müthiş bir jest. Takım ligdeki konumu itibariyle bu jeste layık mı, tartışılır ama uygulama güzel bir düşüncenin eseri. Saffet Susic'in göreve gelişi konusunda ise 2 haftada sıfır çekseler de gelecek için doğru kararı aldıklarını düşünüyorum, sabredebilirler ise eğer.
Galatasaray için yine zor koşullar altında oynanan bir maç oldu. Bu sezon Galatasaray'ı anlamak zaten güç. Teknik heyet ve takım arasındaki ilişkiyi, oturduğumuz yerden yorumlayabilmemiz mümkün değil ama izlenimlerimizi paylaşabiliriz sanıyorum. Dışarıdan bakan bir göz olarak bizim gördüğümüz ciddi bir kopukluk hali var. Feldkamp yine biraz daha saygı görüyor, kariyerine hürmeten ama Ahmet Akcan'ın takım üzerinde bir ağırlığı olduğuna inanamıyorum. (Feldkamp başarısız mı? Kesinlikle başarısız değil. Bu konuyu önümüzdeki haftalarda irdeleyeceğiz. Ama Ümit Karan başta olmak üzere birçok oyuncunun bu sezon içinde neredeyse taşlaşmış futbol karakterlerindeki değişiklikler herkesten önce Feldkamp'ın eseridir)
Zaten Akcan'ın teknik adam tecrübesi Galatasaray'da bu denli etkin bir ikinci adamlık için yeterli değil. Aynı pozisyon için daha önce adı geçen adaylar Abdullah Avcı, Hikmet Karaman idi. Bu isimler rahatlıkla birinci adam sorumluluğu alabilecek adaylardı, ikinci adamlığı kabul etmediler. Feldkamp'ın rahatsızlığı daha ne kadar sürecek bilmiyorum ama her maçta Ankaraspor maçı gibi şanslı ve başarılı sonuç alınamayabilir. Dahası, Akcan için bu maçta yapılması gereken bir hayati müdahale yoktu ama Gençlerbirliği ile oynanacak kupa maçında olmayacağı garantisini kimse veremiyor. Galatasaray Akcan'ı ikinci adam yaparak zaten riskli ve yanlış bir karar vermişti, bugün geldiğimiz noktada ise Akcan vekaleten de olsa birinci adam ve takım sezonun en hayati döneminden geçiyor.
Galatasaray 11'inde ekstra bir değerlendirmeye tabi tutulacak bir oyuncu seçimi yoktu. Maç öncesi hepimizin sayabileceği bir ilk 11 ile sahaya çıkıldı. Sakatlık ertesinde gelen Arda-Ayhan değişimi, Galatasaray orta alanının direnç ihtiyacının arttığı bir dönemde, iyi bir değişiklik oldu. (Bir parantez de burada açalım; Kalli olsa o noktada kesinlikle Ayhan değil Volkan Yaman'ı tercih eder ve Arda'nın pozisyonuna Hakan Balta'yı çekerdi. Ahmet hocanın Ayhan tercihi alkışı hak eden bir seçimdir, hakkını yemeyelim)
Sabri, bir haftalık değişiminin ardından ilk 11 çıktığı ikinci maçta çenesine yine mağlup oldu. Allah Galatasaray teknik heyetine sabır versin, nasıl sabredebiliyorlar Sabri'nin hakemlerin üzerine doğru koştuğu sahnelere, inanın anlayamıyorum. Bu çirkinlik Galatasaray'a yakışmıyor! Ya bu genç kardeşimiz insan gibi futbolunu oynayacak, ya da terbiye edilemiyor ise kapının önüne konma kararı Hakan Şükür ağabeyinin hatırına falan bırakılmadan dosdoğru uygulanacak. Galatasaray seyircisinin Sabri ve Hasan Şaş özelinde bu hakem diyaloglarına zerre kadar sabrı kalmadığını da bir kez daha buradan hatırlatalım, bilmeyen duymayan varsa haberi olsun.
Bu maç ve geride kalan birkaç maç özelinde dikkatimi çeken ve itirazım olan bir diğer konu ise siyah forma konusu. Endüstriyel futbol bakış açısı ile takımların sezona 3-4 ayrı farklı forma ile başladıklarını biliyoruz. Bu daha fazla forma satmaya yönelik bir hareket, saygı duymak lazım. Ama takımların bir de kendi renklerini taşıyan esas formaları olması lazım. Bu Galatasaray takımında alışılmış, klasik parçalı formadır. Fena sayılmayacak bir dizayn ile bu sezon da Galatasaray'ın bir parçalı forması var. Ama nerde?
Koskoca Galatasaray takımı şanslı geliyor gibi bir komik gerekçeye dayandırılarak siyah forma ile sahaya çıkar mı? İki hafta önce Hürriyet Spor ilavesinde stoklarda hangi forma fazla ise Pazarlama A.Ş. yönetimi ile konuşup forma seçildiği gibi kulaklarıma inanamadığım bir gerekçe vardı. Anladık futbolun ekonomisini falan ama abartmaya da lüzum yok; tartışmasız bir gerçek varsa o da Galatasaray'ın formasının tek olduğudur. Hele hele sarı ve kırmızı dışındaki renklerdeki formalar (Siyah, beyaz) yıl içinde bir iki kere ya kullanılmalıdır, ya kullanılmamalı. Ama heyhat, Galatasaray seyircisi haftalardır aynı çirkin (zevk meselesi elbette, bana çirkin, belki size değil) siyah forma ile seyretmek zorunda kalıyor takımını.
Son notumuz da Lig Tv yönetimine. Melih Şendil üstadı bir kenara koyalım; onun dışındaki tüm spiker arkadaşların emeğine sonsuz saygı duyuyor olmakla beraber, benim yıllardır kendi bütçem nispetinde çuvalla para verdiğim yayıncı kuruluştan maçların stajyer spikerlere anlattırılmaması konusunda ricam olacak.