Socrates "Mutlaka evlenin" demiş rivayete göre. "Karınız iyi çıkarsa mutlu, kötü çıkarsa filozof olursunuz." Belki de buna benzer bir yaklaşım, takımının istikrarsızlığından bunalmış Beşiktaş taraftarından bu kadar çok felsefi söz çıkmasını açıklayabilir.
Şaka bir yana, Beşiktaş'ın Galatasaray karşılaşmasından sonra büyük bir değişim ve düşüş yaşıyor. Fenerbahçe karşısında bunu çevirmek için önce bu düşüşün nedenlerini anlamak, sonra da tersine çevirmenin yollarını aramak gerekiyordu. Ancak bunu daha iyi anlayan Fenerbahçe oldu dün gece.
BEŞİKTAŞ'IN DÜZENİ VE HAZIRLANIŞI
Fenerbahçe orta sahasının Beşiktaş'tan çok daha iyi bir pas yüzdesine sahip olduğu ve Fenerbahçe'nin Beşiktaş'a göre çok daha kollektif bir takım olduğu biliniyordu. Bu nedenle Fenerbahçeyi iyi etüd etmiş bir Beşiktaş teknik yönetiminin sahaya mücadeleci bir orta saha sürmesi ve savunmayı Fenerbahçelilere daha yakın oynatması beklenirdi.
Aslında karşılaşma öncesi yazdığım yazıda, Galatasaray karşılaşmasının düzeni derken bunu kastediyordum. Bu çerçevede savunmanın sağında İbrahim Kaş ve önünde Ali Tandoğan'ın oynaması, savunmanın önünde ise İbrahim Toraman'a görev verilmesi, Fenerbahçe ile orta sahada daha dişediş bir mücadele anlamına gelecekti.
Bu 3 bölgede sırasıyla İbrahim Toraman, Serdar Özkan ve Cisse'nin oynaması normal şartlarda yanlış kabul edilemez. Ancak Cisse'nin sakatlıktan çıkması ve hiçbir mücadelenin içinde olmaması, Serdar Özkan'ın ise Delgado ile aynı karakterde olması nedeniyle Beşiktaş orta sahası hiç mücadele vermedi. Bu durumda, zaten 2-3 maçtır inanılmaz açıklar veren Beşiktaş savunması çaresiz kaldı.
Burada Beşiktaş takım savunmasına ayrı bir pencere açmak gerekiyor. Daha önce defalarca yazdığım gibi, futbolda çok basit bir kural var. Her oyuncunun istediği herşeyi yapabileceği bir mesafe vardır. Alex, Kazım, Uğur gibi teknik oyuncular için bu mesafe 5-6 metre civarıdır. Dolayısıyla Beşiktaş'ın oyuna hakim olmasının yolu Fenerbahçe'nin teknik oyuncularına yakın oynamak ve proaktif davranmaktı. Oysa Beşiktaş savunması her Fenerbahçe atağında geriye yaslandı ve paslaşmalara geç tepki verdi. İlk golde Kazım'ın önündeki topu istediği yere gönderecek çok fazla zaman ve mesafe vardı. İkinci golde ise Gökhan, Semih'i sadece seyretti ve ceza sahasının içinde rahatlıkla birkaç hareket yapmasına izin verdi.
FENERBAHÇE'NİN DÜZENİ VE HAZIRLANIŞI
Fenerbahçe'nin Beşiktaş'a oranla karşılaşmaya daha iyi hazırlandığı kolayca görülebilirdi. Deivid ve Selçuk'un yerinde Kazım ve Maldonado beklenenden daha rahattılar. Bunda en büyük neden, mücadele seviyesi çok düşük bir Beşiktaş orta sahasıydı. Nitekim Alex de Cisse karşısında istediği her hareketi yapabildi.
Ayrıca Fenerbahçe Nobre ve Holosko'ya özel önlem almıştı. Özellikle Galatasaray karşılaşmasının yıldızı Nobre, Edu'nun markajından hiç çıkamadı. Fenerbahçe savunmasının zayıf noktası Vederson, Uğur çıkana kadar Holosko karşısında dikkatliydi. Gökhan da Kazım'ın iyi oyunu sayesinde geride daha fazla kalarak Holosko'nun çapraz koşularını karşılayabildi. Ancak yine bu nedenle, Fenerbahçe ceza sahasına nadiren ekstradan giren Beşiktaşlı oyuncular topla buluşabildi.
Fenerbahçe'nin en zayıf ismi yine Kezman idi. Bu nedenle, Zico'nun Semih'i yedek bekletmesine ben anlam veremiyorum. Alex ile çok daha iyi anlaşan ve rakipten adam eksiltebilen bir oyuncu olan Semih'in oynaması Fenerbahçe'nin çok daha rahat bir galibiyet almasına yol açabilirdi.
DENGE
Tabii aklınıza şöyle bir soru gelebilir: Fenerbahçe için her şey bu kadar olumlu ve Beşiktaş için bu kadar olumsuzken nasıl oldu da, Fenerbahçe kalesinde en az rakibi kadar ciddi pozisyonlar yaşadı.
Bunun cevaplarından biri Beşiktaş'ın İnönü Stadı'ndaki ekstra performansı, daha doğrusu istekliliğiydi. Bu nedenle, Beşiktaş dengeyi fiziki performans fazlasıyla sağlamaya çalıştı. Bir diğeri Fenerbahçe'nin sol kanadında Vederson – Uğur ikilisinin herşeye rağmen savunma açıkları vermeye müsait olmasıydı. Özellikle Ali Tandoğan'ın girmesi ve Uğur'un çıkışı Beşiktaş'ın bu bölgeden üstüste pozisyon bulmasına neden oldu.
Ve en önemlisi, Fenerbahçe iyi savunma yapmaya odaklı bir takım düzenine sahip olduğundan, bu savunma ileriye çıktığında (özellikle duran toplarda) ve rakip hızlı ve seri paslarla hücuma çıktığında alışıldık düzenine geçemiyor. Beşiktaş nadiren yapabildiği bütün hızlı ve isabetli paslaşmalarda pozisyon yaratmayı başardı, ancak bunların sadece bir tanesini gole dönüştürebildi.
DELGADO VE ALEX
Karşılaşmanın kaderi bu 2 futbolcunun ayaklarındaydı. Karşılaşma öncesi yazımda birbirlerine göre üstünlüklerinden (ki Alex ağır basıyordu) bahsetmiştim. Bir tarafta Alex, diğer derbilerden çok daha farklı şekilde, müthiş bir mücadele verdi. Kendisine baskı uygulanmaması bunda en büyük etken olsa da, ilk golde 3 Beşiktaşlı (ki herbiri kendisinden daha iriydi) arasında topa kafa vurması, 2. golde ise yaşadığı çarpışmaya rağmen ayağa kalkarak pozisyonu kovalaması alkışlanacak hareketlerdi.
Buna karşılık Delgado ayağına gelen toplarında hemen hemen tamamını rakibe verdi. Hızlı hücuma çıkarken sürekli top kaybetti. Fenerbahçe'nin ilk golünde Beşiktaş'ın oyundan düşmesini sağlayan hatalı pas da ondan çıktı. Ayrıca duran topların tamamını olumsuz kullandı. Ceza sahasında ayağına gelen çok net bir pozisyonu ise harcadı. Ve o pozisyon dışında, Nobre'ye alınan önlemleri görmesine rağmen, ceza sahasındaki mücadeleye hiç destek vermedi. Sadece Beşiktaş golünden önce Ali Tandoğan'a düzgün bir pas verdi, ki bu da son derece kolay bir pastı.
Aslında Alex'in karşılaşma sonrası sözlerinde çeşitli ipuçları bulabiliriz. Birinci goldeki pozisyona çalıştıklarını söylüyor. Ancak daha da önemlisi, 2.golde Nobre ile yerde kaldıklarını, ancak Semih'in desteğe ihtiyacı olduğunu görünce koştuğunu söylüyor Alex. Oysa Beşiktaşlı oyuncuların çoğundaki sorumluluk anlayışı bunun tam tersiydi. Baki'nin top tekniğinin çok zayıf olduğu bilindiği halde, Baki defalarca rakip sahada top sürmeye ve rakip oyunculardan topu kaçırmaya uğraştı. Genelde de topu kaybetti. 2. gole sebep olan pozisyonda olduğu gibi. Ve bu pozisyonların hiçbirinde arkadaşları, özellikle de Delgado, Baki'den top almak için boşa kaçmak ve pas istemek gibi bir çaba göstermedi.
Karşılaşmanın ne kadar yakın sonuçlandığını düşünürsek, bu iki oyuncu arasındaki fark karşılaşmanın gidişatını büyük ölçüde etkiledi diyebiliriz.
COLIN KAZIM
Bence karşılaşmanın en iyi oyuncusu Kazım idi. Bunun en büyük nedenlerinden biri, Fenerbahçelilerin en fazla endişelendikleri, zaman zaman gereksiz hareketlerinden dolayı kızdıkları isim olmasıydı. Dolayısıyla beklentileri en fazla aşan futbolcu oydu. Oysa Fenerbahçe'nin ilk 15 dakikadaki büyük üstünlüğünün mimarı Kazım idi. Topu ayağına her aldığında İbrahim Üzülmez ve Tello'nun yanından yürüyerek geçti. İkinci yarıda ise Baki'nin sert oyununa karşılık yine ayakta kalmayı başardı. Tek hatası, az kalsın takımı aleyhine bir penaltıya sebebiyet verecek olmasıydı.
ŞU NEFRET ZİHNİYETİ
Büyük usta Can Yücel, "Dünyadaki en uzak mesafe, iki insanın zihni arasındadır." demişti. Hafta içi yazdığım yazıda karşılaşmayı tek kaybedenin "nefret" olmasını dilemiştim. Ancak bazı Beşiktaş taraftarlarının sahadaki oyunculara tehlikeli şeyler fırlatması kabul edilebilir gibi değildi. (Ayrıca güvenlik önlemlerinin daha fazla sorgulanması gerekiyor.) Benzer agresif davranışlara Anadolu yakasında bazı Fenerbahçeli taraftarlarda da tanık olmam rahatsızlık vericiydi. İnsanların sadece farklı takımları tutması veya farklı takımları temsil etmesinin kimi insanlarda nefret ve şiddet isteği doğurması benim anlayamadığım şeylerden biri...
ERTUĞRUL SAĞLAM'A YAKIŞMAYAN SÖZLER
Son sözler Ertuğrul Sağlam'a. Sağlam herşeyden önce dürüstlüğü ve centilmenliğiyle tanınan bir teknik adam. Karşılaşma sonrası Fenerbahçe'yi tebrik ederek söze girmesi de bunu yansıtıyordu zaten. Ancak Sağlam'ın hakem hakkındaki son derece gereksiz ve anlamsız sözleri kendisine hiç yakışmadı. Kendisinin hakem kavramını kafasından tamamen çıkarmasını beklerdim..
Yazının sonunda bize de Fenerbahçe'yi tebrik etmek düşüyor…