29. hafta şampiyonluk yarışına yeni bir ivme kazandırabilirdi; Galatasaray ve Fenerbahçe rakiplerine hak ettikleri puanları verseler, Beşiktaş'ın Sivas galibiyeti, Sivas'ı da daha az yıpratacaktı kuşkusuz. Yine dörtlü bir heyecana kavuşacaktık. Ama hakemler çıktı ön plana, Galatasaray ve Fenerbahçe'yi iteklediler, Beşiktaş da Sivas'ı yarıştan koparıp yanına aldığıyla kaldı.
Hakem hatalarının futbolun homojen yapısına ait olduğunu düşünürüm, dolayısıyla maçın neticesini etkilediklerine inanmam. Ama işte bazan öyle işler yapıyorlar ki, nefret ettiğim halde değinmek zorunda kalıyorum. Tuhaftır, böyle durumların altından da, bir şekilde vaktiyle beni huylandırmış biri çıkar hep. Bu haftanın ası Sivriservi: Zico kendi dinamiği içinde, ölü gibi oynayan takımına klasik canlandırma müdahalelerini yapmakta. Eksik kalan son hamle Semih'in girmesi. Zaten, Semih dursa bile, artık başlı başına rakibi tedirgin eden bir hamle bu! Beş dakika içinde gülünç bir penaltı, 90 +5'i geçtikten sonra ofsayttan Semih maçı alıp gidiyor.
Ne oluyor? Kayserispor sahaya "başarılarınızla gurur duyuyoruz" pankartıyla çıkarken her şey güzel. Fener taraftarı da Kayserispor lehine tezahürat yapıyor. Maç başlıyor, Kayseri takımı iki sarı kartla kontrol altına alındığı halde, kornerden 1-0'ı buluyor. Bulana kadar iyi, büyük takım gibi oynuyorlar, 1-0'dan sonra skoru korumak için kapanıyorlar, zaman çalma oyunları başlıyor, dostluk bitiyor. Taraftar "satılmış" diye bağırıyor, Mahmut Uslu "birşeyler" söylüyor, sonrası malûm... Oysa, maçın esprisi bana sorsanız, yine 60'ta oyuna giren Semih'in maçı kazandıran golü atması, iki golün de Semih'li dönemde gelmesi, vs... Sivriservi, bütün bunları rahat rahat söyletmiyor insana.
Ve Galatasaray: Ankara'da alıştığımız kötü oyunlarından birine imza atarken, takımın en sevimsiz figürü haline gelmeye başlayan Sabri'nin aleni kabalıkla süslü net penaltısı Müftüoğlu'nca münasip ve nizami telakki ediliyor: Gençlerbirliği bir penaltıdan oluyor, 88'de uyurgezer Lincoln'ün gösteri golüyle, maçı alan Galatasaray oluyor. Burada, maçın skorunu hakeme bağlayacak kadar ileri gitmem, gözden kaçan bir penaltı, hakemin hak hududuna girer rahatlıkla, lâkin onun da gözden kaçabilirliğinin olması önemli. Yine de, Galatasaray'ın galibiyetinde, hakem iteklemesinden ziyade Galatasaray'ın (ve Lincol'ün) balından bahsedilmeli. Zira iyi oynamadıkları halde (başta Lincoln) 90 dakika içinde ve nizami, hatta şık bir golle aldılar maçı. Fakat Gençler'in durumu da Kayseri gibi değil. Kayseri puanı ne yapsın, onlar prestij peşinde. Oysa Gençlerbirliği her puana muhtaç durumda. Bu yenilgiyle, ligden koptuğuna hükmettiğimiz Kasımpaşa'nın bile, ancak altı puan önündeler artık. Üst üste beş yenilgi, altı haftada tek puan, Mesut bakkal'ın başlangıç karizmasını yedi bitirdi. Son dakikalarda sahaya bakamıyor bile artık.
İki yenilgiyle zirveden uzaklaşan Beşiktaş'la Sivas'ın karşılaşması, gündüze de denk gelmesiyle, biraz gündemden uzak kaldı. Oysa haftanın en önemli maçlarından biriydi: Zalim fikstürün, birbirlerini öldürsünler diye arenaya attığı iki gladyatör misali... Yenilen için çok kötü, beraberlik ikisi için de kötü... Piyango Sivas'a vurdu.
Beşiktaş'ı bu eşleşmede öne çıkaran, genç Aydın'ın yüksek performansı ve Holosko bilhassa. İlk gol ikisinin ortak ürünü, Holosko ikinciyi de atıp Sivasspor'u Beşiktaş'ın yanına çekti ve takımını psikolojik dağılmadan kurtardı. Galatasaray ve Fenerbahçe de böyle şanslı galibiyetler alınca, olan Sivasspor'a oldu. Kâbus gibi haftada tek teselli, 90 +5'te buldukları tek gol: O gol, gizliden "1" puan anlamına geliyor. Eğer genel averajlarını bozmazlarsa, Beşiktaş'la puan eşşitliği halinde (şimdi olduğu gibi), bir sıra üstte zuhur edecekler, karşılığında belki UEFA'ya, belki Şampiyonlar Ligi'ne gidecekler.
Altıncı sıra için kapışan Trabzonspor'la Denizlispor bu hafta Trabzon'da karşı karşıya geldiler. Altıncılık sahibine bir ödül sunmadığı için buranın rekabeti de ölümüne olmuyor tabii. Denizlispor kendi iç meseleleri, bu doğrudan rekabet maçına yarım kadroyla gelinecek kadar önemli demek: Zaten Yusuf'suz bir Denizli kime ne ifade eder ki? Maçı 2-0 kazanan Trabzonspor, ilk yarıdaki maçın rövanşını da aynı skorla almış oldu. Yanal'ın Trabzonspor'u belli ki Yattara merkezli, Gineli en etkili dönemini yaşıyor. Keyfi de yerinde dolayısıyla; fakat morali bozuk rakiple dalga geçmenin cezası ağırdır: Öyle topun etrafında dans ederken, Santos geldi bir çaktı, hakem bile sesini çıkaramadı (niyeyse?), hatta maç sonunda özür dileyen yine Yattara oldu. Barış Memiş'in bol falsolu golü, haftanın en şık eserlerinden; genç oyuncu son dönem hızlı bir yükseliş içinde. Yıldız adayı Trabzon'dan çıkınca benim beklentim de, umudum da daha fazla oluyor.
Bu arasıcaktan sonra Rizespor-Konyaspor'a geçelim: Haftanın en zor maçı olmakla, Oftaş-Kasımpaşa maçı kadar gürültü çıkaramadılar. İkinci yarıya külliyen beter girmiş iki takım, Rize bu haftaya galibiyetsiz, Konya ise tek galibiyetle gelmişti. 12. maç da düzeni bozmadı. Evinde iki puan kaybeden ve arayı kapama fırsatını kaçıran Rizespor'da ümitsizlik belirtileri var doğrusu. Kadir Çalık'ın hakeme veryansını eski başkan klişelerinden bir güzelleme gibi, lâkin ezberlediği klişeleri doğru sırayla okumaya çalışırken bir müsamere çocuğu havası da vardı. Rize mutsuz ya, Konya tarafı da, iki kez öne geçip de kazanamamanın burukluğundan mustarip. O burukluk dursun, aslında biliyorlar ne önemli bir puan kotardıklarını.
Oftaş'ın Kasımpaşa'ya 1-0 yenilmesi lige renk katacak sanki. Son haftalara büsbütün kopuk gireceğine, Kasımpaşalılar da bir "başarı öyküsü" yazar mıyız diye düşünecek artık. Fikstürleri hemen üstlerindeki üç takımı sunuyor arka arkaya: Rize-Manisa-Konya... Arada Bursa'yla Ankaragücü var. Bu arada, Kasımpaşa'nın galibiyet becerisinin 1-0'dan ibaret olduğunu hatırlatmak istiyorum. Altı galibiyet ürettiler, beşi 1-0. Oftaş da, bu yenilgiye rağmen hâlâ Ankara'nın lideri, ligin sekizincisi konumunda.
Bursaspor-Manisaspor maçı da önemliydi. Bursa'nın kazanmasıyla bir düğüm çözüldü. Fakat Eser'in üçüncü dakikadaki golüne rağmen kolay olmadı. Bilhassa, Romachenko'nun 60'ta, hak ettiği faul verilmedi diye itirazdan bir sarı, üstüne protestodan (küfürlü olsa gerek) cart diye kırmızıyı görmesi bu kadar kritik bir maçta nasıl açıklanacak? 10 kişiyle, Manisaspor'a direnmeyi başardılar, direnemeseler kalan haftaları çok zorlaştıracaklardı. Zira Konya-Kasımpaşa-Beşiktaş-Kayseri... Kalan fikstür iç açmıyor. Manisa için daha gerçek bir durum tabii. İki puanla düşme potasındalar. Konyaspor'u içeride karşılayacak olmaları çok büyük avantaj, iki iç saha maçları daha var. Son hafta Beşiktaş deplasmanı ise, en zor halkası fikstürün.
Beraberlikler kralı Nurullah Sağlam Ankaragücü karşısında yine temiz bir 1-1'i alıp gidecekken, son saniyede Bülent Bölükbaş, ikinci golünü atıp Gaziantepspor'u uçurdu. Ankaragücü, yenilmesine rağmen iyiydi. Rize'de olduğu gibi, çok iyi kontrataklar yakaladılar, net pozisyonlar buldular, deplasmandan puanı almak üzereyken 2-1 yenildiler. Bu iki takımın da rahat olduğunu söylemek mümkün. Ankaragücü rahattı, Gaziantepspor da son üç haftada aldığı yedi puanla tehlikeyi önemli ölçüde bertaraf etti. Ama söylemek lazım, bu tehlikeli bölgede dolaşma hali salt bu sezona mahsus değil, Gaziantepspor artık aşağı sıraların takımı olmaya başladı sanki.
Belediyeler mücadelesi de benzer bir sonuç doğurdu: İstanbul Belediye ve Ankaraspor Olimpiyat'ta karşılaştılar, 1-0 kazanan, puana daha çok ihtiyacı olan Ankaraspor oldu. Ankaraspor'da Susic, üçüncü galibiyete imza attı, üçü de üst üste. İstanbul tarafında ise, Abdullah Avcı'nın Galatasaray'a gideceği konuşuluyordu, başkana göre yenilginin sebebi de bu. İkisinin görüşmesinin sonunda, Abdullah Hoca'nın sezon sonuna kadar takımda kalmasına karar verildi. Galatasaray yine, Gökhan Ünal'da olduğu gibi, araya girip kafa karıştırdığıyla kaldı.