Efes Pilsen yönetimi, sezon başında David Blatt'i takımın başına getirerek büyük bir risk aldı. Efes Pilsen, yaptığı savunmayla Avrupa'da marka olmuş ender kulüplerden biri olmasına karşın, Blatt gibi hızlı hücum basketbolunu ön plana çıkaran bir antrenörle anlaşarak takımda yaşanacak büyük değişimin sinyallerini verdi.
Tecrübeli antrenörün Rus milli takımıyla yaşadığı Avrupa şampiyonluğunun ardından ise, beklentiler daha da yükseldi; ancak birçok kişi elde edilen başarıda Blatt kadar kadroda yer alan Andrei Kirilenko, Victor Khryapa ve Sergei Monia gibi hızlı hücum basketboluna çok yatkın isimlerin de ne kadar önemli rol oynadığını pek fazla dikkate almadı.
Sezonun başlamasıyla birlikte birçok basketbolsever, Efes Pilsen yönetimi de dahil, Blatt'in elindeki sihirli değnekle takımı ligde ve Avrupa'da zirveye taşımasını bekledi. Kadrodaki Türk oyuncuların önemli bir kısmının yüksek tempoda basketbol oynamaya uygun olmadığı göz ardı edildi ve takıma yeni katılan Amerikalı oyuncularla göze hoş gelen hızlı hücum basketboluna uyum sağlanabileceği düşünüldü. Evet, yabancı oyuncu seçimlerini Blatt yapmış olabilir; ama bu tercihlerin takımın transfer için ayırdığı bütçe doğrultusunda yapıldığını da unutmamak gerekiyor.
Efes Pilsen forması giyen Türk oyuncuların Blatt'in sistemine, yüksek tempoda hücum ağırlıklı oynan basketbola, uyum sağlamakta ne kadar zorlandıklarını Ermal Kurtoğlu'nun şu sözleri net bir şekilde açıklıyor: "Oktay Mahmuti'nin sert savunmaya dayalı anlayışının yerine bütün maç boyunca koşan, hücum üretmeye çalışan bir sisteme geçtik. Hepimiz için, başta da benim gibi savunmaya ağırlık veren oyuncular için ayak uydurmak zor oldu. Gerek dakika paylaşımı, gerek yardımlaşma..."
Herkes yeni sisteme alışmanın zaman alacağını biliyordu ve bu süreçte alınacak mağlubiyetlerin doğal karşılanması gerektiği kanaatindeydi; fakat çoğu kişi bu sürecin bir yıl belki de bir yıldan daha uzun zaman alabileceğini hesaba katmadı ve üst üste gelen mağlubiyetlerle yüzler asılmaya başladı.
Blatt de aslında alınabilecek kötü sonuçlara herkesin hazır olması gerektiğini şu sözlerle ifade etmişti: "Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Ben Efes Pilsen'e kurtarıcı olarak gelmedim. Burası öyle sıradan, düz bir kulüp değil. Geçmişte önemli başarıları olan, geleneklere sahip bir camia. Belki son bir kaç yıldır istedikleri yerlerde değiller;ama burası şampiyonluklara, başarılara alışık bir kulüp. Öncelikli hedefim bu kulübü en iyi şekilde temsil edecek oyuncu topluluğu yaratmak."
Efes Pilsen'i en iyi şekilde temsil edecek oyuncu topluluğunu yaratmak için Blatt'e yeterli olanakların ve sürenin sağlanmadığını düşünüyorum. En azından Euroleague'te final-four'u hedefleyen bir takım için yeterli transfer bütçesi masaya koyulmadı. Efes Pilsen yönetimi takımda yaşanacak sistem değişikliği sebebiyle alınabilecek kötü sonuçların farkında olmasına rağmen Euroleague'te final-four'a kalamadıkları için yine Blatt'i hedef gösterdi ve Karşıyaka mağlubiyetiyle de yollar ayrıldı.
Tecrübeli antrenör ile yolların ayrılmasının ardından Efes Pilsen'in Genel Menajeri Engin Özerhun yaptığı açıklamayla birlikte Blatt'in başarısızlığın tek sorumlusu olarak görüldüğü net bir şeklide ortaya çıktı. Özerhun yaptığı açıklamada, "''Blatt'in İtalya ve Rusya'daki başarıları ortada ama ne yazık ki bizde olmadı. Avrupa Ligi'nde dörtlü finale gidemedik. Karşıyaka maçının ardından değişiklik yapmanın zamanı olduğunu düşündük. Bundan sonra en üst nokta için mücadelemizi vereceğiz'' diye konuştu.
Sonuç olarak, Blatt'in mutlaka hataları oldu. Ancak, keşke alınan kötü sonuçların tek sorumlusu olarak bir tek o gösterilmesiydi ve Efes Pilsen yönetimi tecrübeli antrenörle yollarını çok daha iyi bir şekilde ayırabilseydi.