Böyle karşılaşmalarda "kim iyi oynamış / kim kötü oynamış" analizi yapılmamalıdır. Sahadaki tüm oyuncular konsantre olmuştur ve yapacakları hatanın bütün emeklerin çöpe gitmesine neden olacağını bilerek en sağlam şekilde oynamaya çalışırlar. Risk almasının gerekeceği noktaya kadar risk almamaya çalışır oyuncular. Böyle oyunlarda ikili mücadelelerden en fazla galip çıkanlar "iyiler" listesine girer, hızlı ve doğru karar verebilenler "maçın yıldızı" listesine.
Dün gece Zico "kazanan onbir bozulmaz" felsefesinin ilginç bir yorumuyla, ilk maçta oyunun gidişatını değiştiren kadroyu ve dizilişi sürmüştü sahaya. Sadece ilk maçın cezalısı Gökhan vardı farklı olarak. Uğur'un Essien karşısında oynamasının bir fayda sağlamayacağını düşündüğü için, o kanadı Vederson'a bırakıp Deivid'i içeri devrilen bir ters ayaklı olarak kullanarak rakibi bozacaktı. Fenerbahçe geride alan daraltarak rakibi kilitlemeye çalışacak ve ileride Semih - Alex ikili oyunlarından ve Kazım - Deividi ikilisinin öldürücü şutlarından sonuç almaya çalışacaktı. Takım doğru gibiydi. Plan doğru gibiydi. Takım iyi hazırlanmıştı. Moraller yerindeydi. Kazım'ın rotasyona girmesiyle takım yeni bir alternatif kazanmıştı üstelik.
Chelsea ise sezonun çoğunda başladığı kadro ile çıktı sahaya. Oysa ligdeki çıkışına en fazla katkıda bulunan oyuncusu Anelka'yı kullanma cesareti göstermesi beklenebilirdi Grant'ten. Sağda ise Belletti - Essien ikilisinin hücum yeteneklerinden faydalanması. Her ikisini de yapmadı. Alternatifleri düşünüldüğünde bunu yapmadı diye suçlanamazdı kuşkusuz. Ancak Drogba'nın ilk maçta olduğu gibi rakip stoperler arasında kıskaca alınacağını (ki Arsenal karşısında da aynı sıkıntıyı yaşamıştı), buna karşılık ceza sahasına daha yanlardan girerek rakip savunmayı sıkıntıya sokacak (ki Fenerbahçe'nin en çok pozisyon yaşadığı hücumlar bunlar) bir ikinci forvet ile gole daha yakın olacağını düşünmedi. Oysa ligde bunu her denediğinde gollü galibiyetler elde etmişti. Sanırım bir golü nasıl olsa bulacağına inandığı için bu dizilişe girme riskini göze alamadı.
Tüm bu planlar 3. dakikada değişti kuşkusuz. Deivid'in seyrettiği, Fenerbahçe savunmasının ise adama değil topa kilitlendiği bir anda, Ballack beklenmedik rahatlıkta bir gol buldu. Deivid'i suçlamanın bir anlamı yok. Çünkü onda savunma ve hamle becerisi yok maalesef. Ardından 8. dakikada müthiş bir savaşla Chelsea soldan ikinci golü bulmaya çok yaklaştı. Bu kez direk izin vermedi. 2. gol olsa rakip konsantrasyon eksiği yaşar mıydı ve uzatmaya gidecek golü bulma ihtimalimiz artar mıydı? Yoksa Fenerbahçe daha fazla risk alıp kalesinde daha fazla pozisyon görür müydü? Bilmiyoruz. Ancak o pozisyon karşılaşmanın kader anlarından biriydi.
Fenerbahçe'nin bu dakikadan sonra disiplinden kopmaması ve oyuna hakim olmaya çalışması Türkiye ligindeki diğer takımlardan en büyük farkıydı. Ardından önce kalecinin sakatlanması, sonra Carvalho ve Drogba'nın sakatlıklarının nüksetmesi bizim için (faydacı gibi görünsek de) bir umuttu. Bunun nedeni Chelsea'nin iyi oyuncularının çıkıyor olması değildi, daha çok değişiklik alternatiflerinin azalmasıydı. Ayrıca M.City önünde güzel kurtarışlar yapan Cudicini'nin yerine ısınmamış bir Hillario'nun girmesi avantaj olabilirdi. Ancak bunların hepsi boşa çıktı. Drogba ve Carvalho devam etti. Hillario ise 2 güzel refleks hareketi ile önce Gökhan'ın sonra Kazım'ın vuruşlarını çeldi.
Fenerbahçe özellikle savunmada neredeyse hatasız oynadı. Çok mücadele etmesine ve yorulmasına rağmen oyundan düşmedi. Özellikle Gökhan bir ara iyice bezdirdi Kalou ve Cole'u. Hücumda bile kaldığı yerde pres yaparak ve rakibin önünü kapatarak ne kadar akıllı bir oyuncu olduğunu gösterdi. Üstelik hücuma katıldığı her pozisyon tehlike yarattı. Lugano ve Edu bugüne kadarki en iyi karşılaşmalarını oynadılar. Sadece markajları ve müdahaleleriyle değil, topu oyuna sokuşlarıyla da takıma güven verdiler. Aurelio'ya ise değinmeye bile gerek yok. Sanırım kendisinde ısrar eden artık sadece Valencia olmayacak.
Chelsea ise, erken gelen golle oyun planı bozulsa da, savunmada hemen hemen hiç hata yapmadı. Neredeyse tek hayatı Uğur'un müsait bir orta yapmasına izin vererek yaptılar. Makalele beklenmedik şekilde ve erken gelen golün de etkisiyle çapa vazifesini hiç bırakmadı. Kendi yarı sahasının ortasına tek başına hakim oldu. Ancak bu seviyede bir takımın bu kadar basit top kaybı yapması inanılır gibi değildi. Teknik kapasitesi çok yüksek olmayan ve hızlı paslaşamayan bir İngiliz takımının İngiliz liginin zirvesine oynaması İngiliz futboluna aykırı bir durum. Ayrıca, 1-2 sene önce dünyanın en iyi oyuncuları arasına giren Lampard'ın o eski öldürücülüğünden eser yok bu sezon. Asıl hayal kırıklığı ise Drogba'ydı. Dünyanın en iyi forveti olarak gördüğüm Drogba'nın Lugano ve Edu arasında kaybolması Fenerbahçe savunmasının başarısıdır. Ancak Drogba'da bizi asıl şaşırtan arkadaşları müsait durumdayken ve gol pozisyonuna girebilecekken yaptığı bencilliklerdi. Nefesimizi tuttuğumuz anlarda onun bu hareketleri yüreğimize su serpti.
Fenerbahçe'ye teşekkür ediyoruz. Zico'nun dediği gibi ancak bu seviyedeki takımlarla oynayarak tecrübe kazanılır. Bu nedenle Fenerbahçe bu sezon çok değerli tecrübeler kazandı. Ancak gelecek sene için hedefi yarı final olarak koymaktansa, futbolunu daha ileriye götürmek ve eksiklerini tamamlamak olarak koyması gerektiğini düşünüyorum. Zira ilk turdan sonra bütün turlarda zorluk derecesi birbirine yakın. Gördük ki grubumuzun lideri İnter, son şampiyon Milan veya Real gibi eşleşirsek çok daha fazla ürkeceğimiz takımlar 2. turda eleniverdiler. Örneğin, Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkını elde ederse, Fenerbahçe'nin gelecek sene daha zor gol yiyen bir ekip olması gerekiyor. Tabii bu durum Avrupa Kupaları'na katılacak bütün takımlarımız için geçerli. Zira Beşiktaş'ın da bu sene 2. tura ne kadar yaklaştığını, ancak kazanabileceği karşılaşmaları basit goller yiyerek kaybettiğini unutmamak lazım.
Son olarak, şu "İngilizleri şaşırttık" komplekslerinden ne zaman kurtulacağız merak ediyorum. Grant ve Chelsea'li futbolcuların ısrarla Fenerbahçe'yi tanıdıklarını ve izlediklerini söylemelerine rağmen nasıl bir psikolojiyle ısrarla bu soruların sorulduğunu merak ediyorum. Aynı şekilde, İngiliz basınındaki birkaç bildik gazete hariç, bütün medya organlarında Fenerbahçe'den tehlikeli bir rakip olarak bahsedildiği halde, bizim yorumcularımızın ısrarla "bizi küçümsediler ama" ifadeleri kendi hayal dünyalarında yaşamaktan başka birşey değil. Sanırım bazılarımız "fakir ama onurlu genç" olmayı, "başarılarıyla nam salmış bir delikanlı" olmaya daha çok tercih ediyoruz. Ayrıca, Fenerbahçe, Avrupa Kupaları'ndan zaten yeterince görünüyor. Ligde oynadığı futbolu izlemelerinin ise rakibe yarardan çok zarar vereceği açık. Çünkü Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nde gösterdiği konsantrasyon ve mücadele ligde gösterdiğinin çok üzerinde.