Lig sonunun psikolojisi ayrıdır, ama hep baharın ilk günlerine denk düşmesiyle akıllara başka türlü kazınır bir ruh halidir de, lig sonu dediğimiz şey. Isınınan hava bir gevşeklik sebebidir, birilerinin zaten gevşek olmamak için hiçbir sebebi kalmamışken, başkaları kışın yatmış olmanın bedelini bu havalarda çalışarak ödemek zorundadır. Fakat ağustos böcekleriyle karıncaların maçları çakıştığı zaman da o meşhur değnek ve iki ucu çıkıyor karşımıza.
Bu sezonu bu bakımdan oldukça temiz ve iç rahatlığıyla geçiriyoruz. Meselâ, şampiyonluk yarışını, yarışan iki takımı finalde karşı karşıya getirerek çözmeyi umuyoruz: Birinci sınav Galatasaray-Fenebahçe. Çözüm Fenerbahçe. Galatasaray yenince problem çözülmüyor, ara problem; ikili averaj Fenerbahçe'de kaldığı için yine çözülmüyor, belki düğüm iyice köreliyor. Dolayısıyla sıra ikinci sınava geliyor: Sivasspor-Galatasaray. Fenerbahçe'ye o sırada, ligde kalmayı hâlâ garantileyemeyen Gençlerbirliği düşüyor, tam karmaşa... Diğer taraftan meşhur değnek, Kayseri-Rize maçında çıktı bu hafta: Bir sürü şey esrarını korurken Rizespor'un küme düştüğü bilgisini haiziz artık.
Kadim derbiyle başlayalım: Galatasaray'la Fenerbahçe eşleşmelerinin bir şekli vardı son zamanlarda. Her türlü ahval ve şeraitte maça Galatasaray iyi başlar, Fenerbahçe uyutup uyutup golü bulana kadar da "bu sefer olacak galiba" hissini yaşatırdı. Fenerbahçe'nin umumiyetle ilk devreye rastlayan ilk golünden sonra seri Fenerbahçe'nin gönlüne göre uzar, ya da dururdu. Doğrusu, yine aynı senaryoyu hissettim, maç başlayınca. Ümit'in direkte patlayan şutu ilk işaretti, biraz sonra gol geldi. Senaryo Fener'in istediği gibi yürürlüğe girmiş ama arada, yoldan çıkmıştı. Alex'in iki sızmasından da gol çıkmayınca, Galatasaray'ın istediğini alacağı yavaş yavaş belirdi.

Maçı Galatasaray iyi oynayarak kazandı, fakat skor tek golde kalınca, ve tek gol de Volkan'ın ne zaman takımın başına bela olacağı belli olmayan aşırı özgüveninden kaynaklanınca, fatura genç kaleciye kaldı. Hatası büyük ama aslında Galatasaray zaten maçı hak etmişti ve alacaktı görünüşe göre.
Tuhaf olan, bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden tribündeki teknik direktörler geçerken, kulübede, medyanın tanıdığı resmî bir teknik direktör olmaması... Takımın, sanki "hiçbiriniz bu işi bilmiyorsunuz" der gibi, eski hocalarının gözü önünde çoğuna nasip olmayan bir Fenerbahçe zaferi kazanması! Kenarda duran Cevat Güler bir antrenman ve kondisyon uzmanı. Ama artık bir teknik direktör de... Ligde dört maçta dört galibiyet aldı, hiç gol yemedi. Belki de takımı şampiyon yapacak. Ve akıbeti önceki şampiyon hocalar gibi olacak.
Öbür tarafta Zico'nun maçtan sonra sezonu "verimli ve güzel işler çıkardık," diye özetlemesi... Kim itiraz edebilir, hele Şampiyonlar Ligi ve Süper Lig düşünülerek? Doğru söylüyor ama bu "her şey bitti tavrı" dikkat çekici. Lig, sonuna kadar getirilmiş, son anda kaybedilmiş bir hedef değil ki henüz. Şampiyonluk için yarışan Sivas kendi evinde Galatasaray'ı yendiği andan itibaren ibre tekrar tamamen Fenerbahçe'nin lehine dönüyor. Burada bilinçli bir gevşetme taktiği de söz konusu olabilir tabii.
Sivaslı için Galatasaray-Fenerbahçe derbisini tatlı bir huzurla seyretmenin tek
yolu Denizlispor'u deplasmanda yenmekten geçiyordu. Üç yenilgi serisi yapan Denizlispor çok da ciddi bir engel çıkarmadı rakibine. Sezer ve Hayrettin'in güzel golleri Sivas'ın işini kolaylaştırdı, ama mutlak rahatlık haram Sivas'a, Ankara maçında olduğu gibi farkı teke düşüren gol Yusuf'tan geldi. Yine stres içinde bitti 90 dakika. Ve Kayseri'de olduğu gibi, Denizli taraftarı da Sivas yenilgisine şüpheyle yaklaştı. İşte o meşhur değneğin ilk zuhuru... Maçın tamamını görmedim ama, Sivassporluların son bölümü son derece tedirgin geçirdiğini gördüm. "O maç"lardan değildi sanki...
Benzeri, Sivas'a yenildiği için "satılmış" damgası yiyen Kayserispor can derdindeki Rizespor'u ağırlarken ortaya çıktı. Şimdi Kayseri gibi takım evinde Rize'ye yenilse, kimbilir neler söylenecek... Ama Kayseri yenip Rize küme düşünce de Rize başkanı Kadir Çalık başladı: "Biz kimseye un satmıyoruz". Bu ne demek şimdi? Cavcav'ı kastediyor da, bize "Gençlerbirliği un satarak ligde kalıyor," demeye mi getiriyor? Kimin una ihtiyacı var, neden var, anlamak, tenezzül etmek bize kalmış... Ama undan yola çıkarak, biraz zor sanki!
Rizespor birkaç sezondur bu dip mücadelesinin göbeğinde, son dakika yırtanlardandı. Vural zamanı bir hadise oldu, örtbas edildi. Galatasaray'ın son şampiyonluğunda attıkları gole vah vah ederken yakalanıp da bunu reddeden oyuncular oldu. Bu sezon teknik kadrosu, futbolcu kadrosu ve yönetim külliyen yenilenirken hedef dipten kurtulup daha yukarıya oynayan bir ekip yaratmaktı, ters tepti. Kasımpaşa'dan sonra, düşen ikinci takım onlar oldu.
Aslında Manisaspor da, bu hafta Konyaspor'u 2-0 yendikten sonra ancak, Rizespor'un puanına ulaşabildi. Ama ikili averaj denen marifetin gücü işte; Rize'nin hiçbir türlü bir şansı kalmazken, Manisa hâlâ matematik denen o yalan bağla bağlı, can çekişiyor. İşi çok zor, ama eğlenceli bir ihtimal olarak duruyor kenarda. Hedef bu hafta yendikleri Konya ve Gençlerbirliği. İkili averajda ikisini de geçiyorlar, ama iki hafta için altı puanlık fark işi ilginç kılan: Kasımpaşa ve Gaziantep gibi iki gevşek takımla karşılaşacak Konyaspor'un bu iki maçtan bir puan çıkaramaması mucize gibi duruyor, ve o bir puan çıktığı anda da Konya devre dışına atıyor kendisini. Aynı şey Gençlerbirliği için de geçerli, fakat onun maçları aynı gevşeklikte değil; Fenerbahçe ve Sivas, sırasıyla... Buyurun. Sıfır puan ihtimali yok değil. Manisa altı puan toplayabilir mi? Önümüzdeki hafta Kasımpaşa maçı var, geçtiler diyelim. Son maç, İstanbul'da, Beşiktaş'la. Bu tarz işlerden canı yanan Beşiktaş, belki de son haftaya Şampiyonlar Ligi ümidiyle girecek... İşte Gençlerbirliği'ni, bu hafta Belediye'yi 2-1 yendikten sonra, en çok rahatlatan ikinci şey de bu herhalde. Düşmeleri için, "kendi kaybetmeleri yetmiyor, rakiplerinin de kazanmasını beklemek zorundalar"... Halbuki tam da şimdi bir Konya-Gençlerbirliği maçı olsa... Kimbilir ne kıyamet kopardı!
Bu arada Beşiktaş da Süperlig sınırlarının dışında kalan Adana'da Bursaspor'u 3-0 yendi. Bütün bir sezonu göz önünde tutarak, Beşiktaş'ın en iyi performanslarından birine şahit olduk. Geniş alan oyuncusu diye bir forvet tipini bu aralar ayrıştırıyoruz, Hakan Şükür tipi bitti mi? Holosko'dan bahsediyorum: Hakikaten, günümüz futbolunda, hele Avrupa'da en zor bulunan şey geniş alansa, Holosko biraz lüks bir transfer hakikaten. Oysa ben onun kabiliyetinin geniş alanla sınırlı olduğu kanaatinde değilim. Geniş alanda farkı biraz daha belirginleşiyor olabilir. Geniş alanı Delgado bulsa, etkili olmayacak mı sanki? Ama bu galibiyetin anahtarı da bu hakikaten: Aybaba -gerçi yine Holosko özelinde- takımın bıraktığı boş alanlara bağlıyor yenilgiyi. Bahar mevsimi işte, millet tatilde...
Beşiktaş hâlâ yarışta bir nevi. İşgal ettiği dördüncülük bir şey sunmadığı için tırmanma arayışında. Dolayısıyla, son iki maçından altı puan alıp, payına düşene razı olacak. UEFA ihtimali var, Şampiyonlar Ligi zor ama mümkün. Şampiyonluk olursa, yüzyıl konuşulur herhalde.
Ankaraspor hemşehrisi Oftaş'ı 1-0 yenip, düşme ihtimalini tamamen bertaraf etti bu hafta. Kazanamasa, haftaya Rize'ye çok kritik bir maça gitmek zorunda kalacaktı Gökçek'in enine çizgili takımı. Dolayısıyla Oftaş'ın kaçırdığı penaltı hayli değerli! Oftaş'lı Ufuk'un sözleri ilginç ama: "Ligde rahat bir konumda olmamıza rağmen genç bir takımız," diyor, ben bir bağlantı kuramıyorum. Meğer ki genç olmalarına rağmen rahat bir konuma ulaşmış olmasınlar. Bu maç sayesinde Ankaraspor'lu Hürriyet gibi ihtiyar emekçiler de rahat bir konum elde ettiler artık...
Ununu eleyenler ise haftanın yegâne beraberlikçileri: Gaziantep-Trabzon: 1-1, Kasımpaşa-Ankaragücü: 2-2.
Antep'te ilgi çekici olan, Nurullah Sağlam'la Ersun Yanal'ın karşı karşıya gelmesiydi benim açımdan. Her ikisi de zıt futbol anlayışlarının –hücum ve savunma diyelim- iyi temsilcileri, dolayısıyla sadece iki takımı değil, iki anlayışı da çarpıştırmış olacaktık, belki bir futbol felsefesi oluşturmak için de bundan faydalanacaktık. Sonuç, maalesef beraberlik. Neyse, ortada bir iddia olsa, belki biri kazanırdı!
Kasımpaşa-Ankaragücü maçında, 1-0 geri düşen takımın (Kasımpaşa) 13. dakikada öne geçebileceği kadar hızlı gelişti her şey. Maçı tekrar beraberliğe döndüren, ikinci yarıda ligin imajcı tayfasından Elyasa oldu. Ligde hedefi kalmayan iki takım da dostça vedalaşmış oldular.