Her sezon alışkanlık oldu, kritik maçların arkasında gizli ilişkiler aramak... Rizespor-Beşiktaş maçından önce Bursasporlu eski bir yöneticinin iddiaları, Kayserispor-Rizespor maçı öncesi Gençlerbirliği'den yapılan açıklamalar, Hakan Sivriservi'yi hakemlik camiasından temizleme operasyonuna başlayan kulüp yöneticileri, yorumcular ve gazeteciler... Yazmaya kalksak neler var neler... Objektif gibi görünüp önyargılı konuşmak; "Türk futbolunun önünü açıyoruz" naralarıyla aslında en büyük zararı vermek; çözüm yerine boş laf üretmek; takip etmeden, araştırmadan, izlemeden, okumadan, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak... "Herşey bu kadar kolay mı" diye soruyor insan kendi kendine... Ne yazık ki çok kolay!
Daha düne kadar "Federasyon Fenerbahçe'yi şampiyon yaptı" diyenler bugün nasıl oluyor da Galatasaray'ın şampiyonluğunu ilan edebiliyorlar peki? Ya da Kayserispor'un Kadıköy'deki dişe diş mücadelesinin ardında para ilişkileri arayan yöneticiler, bugün hangi bahaneyle şampiyonluk kupasına uzaktan baktıklarını açıklayabilirler? Son yıllarda boş tribünlerin önünde neden bu kadar çok maç oynadığını sorgulamak veya futbolculara, teknik direktörlere harcanan milyon dolarların hesabını yapmak yerine neden sadece hakem hatalarına bağlar kaçan şampiyonluğu bir kulüp?
"Hükümet futbolu ele geçirdi" sloganıyla hemen hemen her hafta türlü senaryolar üreten yorumcular Kasımpaşa ve Rizespor'un ligden düşmesinin arkasında Anayasa Mahkemesi'ni mi arayacaklar şimdi? Yoksa Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Rizespor maçı öncesi Kayserisporlu yöneticileri aramayı unuttu mu diyecekler? Yoksa utandılar da kafalarını kuma mı gömdü bu insanlar!
Uzatmaya gerek yok aslında. Zaten kaliteye hasret kaldığımız futbolu çirkinleştirmek için elinden geleni yapmaya çalışanları medyadan, kulüplerden uzak tutmanın zamanı çoktan geldi. Tribündeki, televizyon karşısındaki veya eline gazete alan sporsever her yıl daha da bilinçli hareket etmeye başladı. Kim ne derse desin, yöneticiler devreye girip ortalığı kızıştırmadığı sürece maçlarda şiddet kolay kolay yaşanmaz oldu. Taraftar grupları aynı masada yemek yiyen, aynı cafede çay içip sohbet eden insanlar... Kavga, gürültü içindeki futbol programları ne kadar rating alıyor artık? Ya da Henry, Ronaldinho, Adriano üçlüsünü aynı anda Fenerbahçe'ye transfer eden hangi gazete ciddiye alınıp, tiraj yapıyor?
Son iki büyük turnuvayı uzaktan izleyen Türkiye, Avrupa Şampiyonası'nda boy gösterecek. Dünya Kupası'ndaki üçüncülüğün kıymetini bilemedik. Nasıl bir sonuçla ayrılırsak ayrılalım bari bu turnuva futbolumuz için milat olsun. Teknik direktörüyle, yöneticisiyle, futbolcusuyla, medyasıyla herkes kendini yenilesin ki her iki yılda bir bu heyecan yaşansın. Ya da dünya derbisi dediğiniz maçlar diğer ülkelerde yayınlansın! Taraftara hiç sözüm yok. Çünkü bu kalitesizliğin içinde en az pay onların...