Oftaş maçı bitmeden Galatasaray'ı şampiyon ilan etmek ciddi acemilik olur, zira Galatasaraylıları şampiyonluğa yakın tutan Trabzonspor-Fenerbahçe maçı bana sorarsanız.
Oftaş, böyle bir vaziyette, olabilecek en zor rakip. Beşiktaş'ı şampiyonluk rotasından saptıran da Oftaş'tır, hedef göstermek gibi olmasın: Kafasını bir sebeple maça veremeyen takımı darmadağın etmeye muktedir, her daim hazır kıta, konsantre futbol takımı mübarek.
Ama 3-5'li Sivas galibi Galatasaray'ı sırf bu çılgın galibiyet için ve bunu resmen bir teknik direktöre sahip olmadan yaptıkları için bile zirveye layık görmek mümkün: Beş maçtır gol yemeyen takımın en tedbirli tutumunu kalesinde üç golle kutlaması bir yana, çift forvetten teke düşerken Lincoln hassasını da kenarda oturtup Sivas'a Sivas'ta beş atmak olacak iş değil! “Ayaklar baş olunca” futbol da ferman dinlemiyor işte: Beraberliğin kıymetini bilen Galatasaray teknik heyeti tedbirli bir diziliş ön görüyor. Lâkin atmaktan ziyade yememeye meyilli bu kadro 13'te golü yiyor. Sonra Sivas'ın tedbire meyyal oyunu başlıyor. İşbu senaryonun sekiz golle nihayete ereceğine karar veren yegâne merci de futbol topu olsa gerek, biz spor yazarları ne yana çekersek çekelim. Ama Arda'yla Ayhan'ın son performansına alkış tutarak...
Galatasaray'ın akıbetini henüz bilmesek de, Sivas için bir şeyler söylemek mümkün: Şampiyonluk ihtimali, Şampiyonlar ligi'yle birlikte, bu yenilgiden sonra bitti. Çok âşikâr bir sebeple: Altı puan Fenerbahçe'ye, altı puan da Galatasaray'a verdiler, ne olacaktı? Derbi hesabıyla on ikişer puan ediyor, bunun altından kimse kalkamazdı. İşte hiç olmazsa yarısını kurtardıkları Beşiktaş'la UEFA rekabetinde öndeler bir hafta kala.
Sivas-Galatasaray maçının ışığında, Fenerbahçe-Gençlerbirliği kendi kendine yetmez bir maç olarak gölgede kaldı. Halbuki son derece önemli bir maçtı o da: Gençlerbirliği Manisa'nın intiharından habersiz, kendi kendini kurtarmak için, Fenerbahçe de en azından Şampiyonlar Ligi için bu maça değer vermeliydi. Gençlerbirliği o değeri verdi, devre arasında Manisa'nın 2-0 yenik olduğunu öğrenene kadar. Fenerbahçe ise 13'te Galatasaray'ın gol yediği haberine kadar maçı parmağının ucuyla bile oynamadı. Sivas'ın gol haberiyle bastırmaya başladılar ama futbol işte, golü yiyen de onlar oldu. Maçın hakkını baştan sona veren tek adam, Zico 35'te müdahale etti ve Semih-Kazım hamlesiyle, bu maçı Fenerbahçe'ye kazandırdı –Semih'e de gol krallığını, anlaşılan. Şampiyonluk kaçtı görüşü hâkimken, bu galibiyetin önemi de gözden kaçıyor. Zico'nun erken müdahalesi sonucu Fenerbahçe beraberlik golünü ilk yarıda bulmasa, devre arasında Galatasaray'ın galip olduğu haberinden sonra kimse bu takımı oynatamazdı. Ama o golün şevki ve Gençler'in de ikinci yarıdaki gevşekliğiyle Fenerbahçe kazandı, Şampiyonlar Ligi'ni garantiledi. Dolayısıyla, önümüzdeki sezon Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde ne yapacaksa, onun yolunu açan Edu'nun golüdür. Bunu, Ankaragücü'nü yendikleri halde Şampiyonlar Ligi fırsatını kaçıran Beşiktaş'lılar daha iyi biliyorlar.
Beşiktaş'ın deplasman başarısı göz kamaştırıcı, lâkin onların da şampiyonluk hesaplarına mâl olan İnönü'deki performans: Dışarıda, içeride olduğundan fazla puan topladılar. İçerideki kayıpların en kritikleri de, son düzlüğe denk düşen Fenerbahçe ve Oftaş maçları. İki maçın arasına denk düşen Sivas deplasmanı meselâ, galibiyetle bitirildiği için hâlâ UEFA şansı mevcut, oysa Fener'den son dakika golü yenmese, bugün şampiyonlar Ligi de söz konusu olacaktı.

UEFA şansına gelince; sezon başında Trabzonspor-Sivasspor maçı 1-0 ev sahibi lehine giderken son saniyede sahaya giren Trabzonlu taraftarlar yüzünden maç hükmen Sivas'a verildiğinde sormuştum: Trabzon'un cezası çok doğru, üç puanı silinebilir, fakat Sivasspor neden ödüllendiriliyor? Lig rekabeti sırf Trabzon'la Sivas'ı ilgilendiren bir müsabaka değil ki... İşte şimdi bu noktaya geldik, Beşiktaş UEFA'ya gidemezse, sebebi Trabzonlu seyirciler mi olacak? Bir tuhaflık yok mu?
Ligin üst kısmı yarım yamalak belirdi işte. Şampiyonlar Ligi ikilisi belli; Galatasaray ve Fenerbahçe, biri şampiyon olacak. Sivas'la Beşiktaş'tan biri UEFA'ya, biri Intertoto'ya gidecek, son hafta maçlarına göre... UEFA'nın ikinci yolcusu da hafta içi Kayseri-Gençlerbirliği Kupa finaliyle belli olacak.
Aşağı taraf ise tamamen çözüldü. Kasımpaşa'yla Rizespor zaten düşmüştü. Bu hafta kendi evinde Kasımpaşa'ya yenilen Manisaspor da birinci ligle bağlarını kopardı bu hafta. Gençlerbirliği'nin yenilgisine rağmen ligin son haftasına son bir heyecan katkısında bulumak istememelerinin faturası da hiç hafif değil, ligin istikbali açısından. Ve yine, ilginç bir biçimde fatura Beşiktaş'a çıkmış görünüyor. Tamam, bir yandan son maça Manisaspor'un asılması için bir sebep kalmadı ama, aynı şekilde, muhtemelen kupa yorgunluğunu taşıyacak Gençlerbirliği'nin de son maça asılmasına bir sebep kalmadı. Gençlerbirliği'nin son rakibi de Sivas işte!
Kasımpaşa düştükten sonra da cengâver bir iştahla oynarken, sezon başından beri hiç umut vermeyen Rizespor, kendi sahasında Ankaraspor'a da De Nigris'in 90'daki golüyle 1-0 yenildi. Onlar buruk bir biçimde ikinci lige hazırlanırken bu önemsiz maçın sonucu da Ankarasor bakımından ilginç: 20. haftaya kadar 17. sıradan kurtulamayan Ankaraspor, Ankaralılar içinde en kötüsü olduğu gibi, küme düşmenin de en ciddi adayıydı. Susic döneminde silkindiler ve beş galibiyet ürettikleri son yedi haftalık performansın sonunda lig sekizinciliğine ve Ankara grubu liderliğine yülkseldiler.
Manisa'nın yenilgisinden sonra bir önemi kalmadı ama, Konya kendi kendini kurtaran bir puanı Nurullah Sağlam'ın Gaziantepspor'undan aldı zaten ve ligde kendi marifetiyle kaldı. Nurullah Hoca'nın olduğu yerde, kimse puansız kalmaz zaten: Sezona başladığı Konya'da yedi maçın 4'ünden beraberlik alıp istifa etti, Gaziantep'e geldikten sonra oynadığı 13 maçın da 7'sini berabere bitirdi. Yani aldığı galibiyetler yanilgilerin toplamı asla beraberlikleri kadar etmiyor. Konya deplasmanında da, 86'da golü yediği halde çok sevdiği bir puanı bırakmadı.
Bursaspor'u deplasmanda yenen Kayserispor, artık herkesi kendi kadar hedefsiz bulmanın rahatlığı içinde. Onlar çoktan rahata ermişken işlerin diğerleri için kızıştığı 24'le 31. haftalar arasında sekiz maçta tek galibiyetle yetindiler ama öyle bir yerdeydiler ki zerre kıpırdama olmadı yerlerinde. Ama rahatlık bahsinde kimse Bursa'nın eline su dökemez. Bu sezon lige hiçbir şey katmayan yegâne takım... Ama iyi takım: Paçaları sıkışınca gerekeni almak, sonra yatmak hayat felsefesi... Bir tek, İstanbul'da Fenerbahçe'yi yenerek dikkat çektiler. Onları, en renksiz takım olarak hatırlayacağız bu sezon.
Renkli takımların başında da Belediye var herhalde: Toplam puanda Bursa'nın epitopu bir puan önünde, ama artistik puanı kuvvetli, diyelim. Bu hafta Trabzon karşısında 1-0 öne geçip de maçı kaybetmeleri yine kendi artistliklerinden. Öyle ya, sezona damga vuran en belirgin özellik, öne geçenin kazanamaması, Belediye'nin mevcut olduğu maçlarda. Bu da, iyi ve güzel futbol oynama isteğinin bir göstergesi olsa gerek: Öne geçip de kapanmazlar, öne geçip kapananı da cezalandırırlar...
Oftaş'la Denizlispor da lige renk katan ekipler. Denizli son birkaç sezonu düşme potasında idrak edip son haftalarda yırtan bir takımken, bu sezon erkenden yukarı fırladı ve sezonu altı ilâ sekizinci sıra arasında gide gele geçirdi. Son haftalarda bir isyan çıktı, bastırıldı. Bu hafta da, kendi yerine göz diken toy Oftaş'ı deplasmanda 2-0 yenerek yeniden yedinciliğe çıktı. Takım oyunlarıyla kendi futbol kimliğini ayrıştıran Oftaş da bu yenilgiyle, Ankara liderliğini averajla Ankaraspor'a bıraktı. Şimdi Ankaralıların üçü 40 puanda buluşmuş vaziyette, aralarında Nurullah Sağlam'la... Bir çürük Ankaralı Gençler, o da Cavcav kaprisinin ve sezonda beş hoca çalıştırmanın bedelini ödesin artık.