Aslında dersin ilk dakikalarında işleyeceğim konu özellikle son 20 dakika canını dişine takıp saldıran takımımıza biraz haksızlık oldu. Ama nasıl açıklanabilir Çek maçında son 20 dakikada izlediklerimiz? Fatih Terim'in oyuncu değişikliklerindeki isabetli tercihleri, Petr Cech'in yaptığı inanılması güç hata, kaleye doğrudüzgün ilk şutunu 270. dakikada atan Nihat'ın jeneriklik golü... Bunlar yeterli olur mu futbol hayatımda yaşadığım en büyük sevinç-şok karışımını izah etmeye.
Futbolun ciddi bir kısmı şansa yani bilinmeze dayanıyor. Takımlar arasındaki güç dengesinin oyunun neticesine bu kadar az etki ettiği başka kaç tane evrensel oyundan bahsedebiliriz. Gelişen ilk doğrudüzgün atağımızda Arda'nın vurduğu topun direğin dibine gitmesi ve Cech'in parmak ucundan sonra direğe de değerek içeri girmesi hangi oyun gerçekliği ile ifade edilebilir. Peki çoğu futbolsever tarafından Buffon ile beraber dünyanın en iyi kalecisi gösterilen Cech'in gözleri kapalı alabileceği topu sektirmesi ve topun da tam düştüğü yerde şu ana kadar turnuvadaki en kötü oyuncularımızdan olan – Nihat'a değil de taktiğe suç bulmak lazım – Nihat'ın bitivermesi. Futbol işte bu kadar bilinmezi bünyesinde barındırdığı için bu kadar güzel.
Sıra geldi Sezar'ın hakkını teslim etmeye. Fatih Terim ile ilgili söylenebilecek yine tonlarca negatif eleştiri olabilir – sağolsun Fatih Hoca hiçbir şekilde büyüklük göstermeyip her demecinde egosentrik tarafını vurgulmaya devam ediyor. Özellikle basın toplantılarında söylediği Kafka'ya taş çıkartan son derece karizmatik aforizmalar başka bir yazımızın konusu olsun. Böyle bir maçtan sonra mucize yaratan takımın teknik direktörüne yüklenmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Hatta gözümün önünde iki sahne var. Birincisi takımın 2.5 maçtır ilk defa top oynamaya başladığı anlarda beni şaşırtarak Mehmet Topal'ın yerine Kazım'ı alması, diğeri de – Türkiye'de ne kadar gözüktü bilemiyorum maç 2-2'ye geldiğinde kenara gelip vargücüyle ve tüm mimikleriyle 'Saldırın!' talimatını vermesi. İkisi de Fatih Hoca'ya yakışan ve görmek istediğim hamlelerdi. Yüklenmeyeceğim dedim ama yine dayanamadım, bir şey ekleyeyim. Emre Güngör sakatlanıp kenara alındığında 10 kişi oynadığımız 3 dakika içerisinde verdiğimiz iki pozisyonun ikincisinde golü yedik. Burada suçu 4. hakeme atmaktansa 3 dakika 10 kişi oynayamayan takımın hocasının kendisini eleştirmesi gerekmez mi?
Sıra geldi Hırvatistan maçına. Çok eksik var ve sıkıntılar yaşayacağız. Hırvatistan ise ilk iki maç sonunda grup liderliğini garantilediğinden daha diri olarak karşımıza geliyor. Ancak ben bu tip turnuvalarda maçları bu detayların kazandırdığını düşünenlerden değilim. Önümüzde bir 90 dakika var ve karşılaşacağımız rakip son 20 dakikasında evire çevire yendiğimiz Çek takımından daha iyi bir takım değil. Türkiye'nin önüne yine çok ciddi bir fırsat geldi. Son 10 seneye baktığımda bu düzeydeki fırsatları hep olumlu değerlendirdiğimizi görüyorum. İsviçre'de bir Almanya-Türkiye yarıfinali çok güzel olacak.
İki çift laf da Arda için. Günümüz futbolunda üzerine gittiği adamı tabir yerindeyse 'yürüyerek' geçebilen topun ayağına yapıştığı Messi ve Ribery var. Arda kesinlikle onlardan eksik bir top oynamadı Çek maçında. Zaten burada herkes bizim takım ile ilgili Arda ve Nihat'tan bahsediyor. Umarım Galatasaray Ribery'de olduğu gibi Arda'yı da elinden kaçırmaz.
Dersin sonunda tarih yazan milli takımımızdan bahsedelim. Caddelerde Türkiye forması ile gezerken beni gören diğer ülke taraftarlarının surat ekşittiklerine denk geliyordum. Haklılardı, bu bir futbol şöleniydi – üstelik bu turnuvadaki futbol kalitesi şu ana kadar beklenmedik derecede iyi - ve biz bunun bir parçası olamıyorduk. Geçen sefer şampiyon olan Yunanistan'a sempati ile bakan bir tane futbol taraftarı yok. Türkiye'yi ıkına sıkına çeyrekfinale, yarıfinale yürüyen bir takım olarak değil de Avrupa şampiyonalarının tarihçesinde örnek gösterilecek bir geridönüşe – ingilizcesi 'comeback' bir türlü istediğim gibi çeviremedim – imza atan, oynadığı futbol ile insanların yüzünü buruşturan değil de gülümseten takım olarak görmek en büyük dileğim – tıpkı 2002'de Brezilya maçından sonra olduğu gibi.
Geçen sefer uğurlu gelmişti. Hadi rastgele çocuklar...