l Veysel BALKAYA
Yunanistan-Rusya maçının 82. dakikasında Karagounis, rakibine ufacık bir şarj yapıyor. İtalyan hakem Roberto Rosetti olması gereken yerde; pozisyona çok yakın. Top havada yere inmek üzere, Yunan futbolcu Rus rakibiyle teması bitiriyor ve hakem düdüğünü çalıyor. Sadece kameraların değil tüm stadın görebileceği bir şekilde Yunan oyuncunun yaptığı faulu tarif ediyor. Bir tiyatro sanatçısı gibi. Beden diliyle Yunan futbolcunun, Rus rakibine faul yaptığını tiyatro sahnesinde değil yeşil çimlerin üstünde canlandırıyor. Bir tiyatro sanatçısı kadar da başarılı...
Yunan oyuncu hakemin bu kararlığı karşısında kendi kendine hata yaptığını kabullenmeye başlıyor. Tartışmaya açılan bir durum kalmıyor. Karar veriliyor ve doğru veya yanlış olsa da oyun devam ediyor. Ne Rosetti'nin forması çekiştiriliyor ne de etrafta birkaç küme halinde birbirleriyle horoz dövüşü yapan futbolcu toplulukları oluyor. İşte doğru hakemlik de böyle oluyor... Kararlılık... Oyuncu karşısında kendi kararını tüm stada kabul ettiriyor.
Futbolun sanat kısmı sadece futbolcu için değil elbette... Biraz da hakemler sanatkar olmalı. Yukarıdaki enstantane çağdaş futbol hakemliğinin artık olmazsa olmazı haline geldi. 'Karar satmak' diye tanımlanıyor. Yani hakem en ateşli ya da stresli dakikalarda hangi baskı altında olursa olsun tribünleri ayağa kaldırıp kendisine baskı yaratacak durumu bertaraf ediyor. Sahanın diğer ucundaki bir kalecinin koşturarak olay yerine gelip tansiyonu daha da artırmasına set koyuyor.
Tanıdık sahneler değil mi? Turkcell Süper Lig'deki maçlardan bu tartışmalara çok alışığız. Futbolcular özellikle kendi hataları olduğu zamanlarda 'kazanda' kaynatabilecekleri ve eksiklerini satabilecekleri yegane unsur olarak hakemleri görüyor. Çünkü hakemlerin giydiği formanın rengi genellikle siyah ve onları tribünlerinden alkışlayan kimse yok. Yani sahada tek başına olan kişinin üstüne gidebildikleri kadar gidiyorlar. Hakemler ne yazık ki bu duruma biraz da müsaitler. Türkiye'de hakemlerimizin birçok eksik noktası var. Bu da onları sürekli tartışma odağı haline getiriyor.
MHK Başkanı Oğuz Sarvan'ın yeni sezon öncesinde üzerinde duracağı konulardan biri olacaktır 'karar satmak'. Her geçen sezon stresi artan Turkcell Süper Lig'de, hakemlerin saha içindeki otoritesini güçlendirmek ve tribünlerden olabildiğince az baskı görmeleri için bu durumu ezberlemeleri gerekiyor.
Sezon öncesi bir klasik haline gelen yurt dışında ünlü hakemleri Türkiye'ye getirip bizim 'genç yaşlı hocaları' bir salona doldurup onlara seminer verdirmekle müessese kendini geliştiremiyor. Bazı şeylerin yeniden yıkılıp yapılması gerekli. İstikrarsız merkez komiteler ve onların altında bulunun kurullardaki isimlerin hep bir klasman atlayabilmek adına yaptıkları birbirini incetmeme adına sergiledikleri davranışlar ne yazık ki hakemleri yıpratıyor.
Düşünsenize sezon öncesinde çekilen kurada Fenerbahçe – Galatasaray maçıyla yeni sezonun açıldığını... Sizce kim yönetebilir? Hangi isim atandığında tartışmasız iki kulüp de sesini çıkarmadan sükunetle maça konsantre olabilir? Hangi kulübün medyası o hakemin eski defterlerini karıştıran haber yapmaz? Selçuk Dereli'nin mi, Cüneyt Çakır'ın mı? Ya da Fırat Aydınus'un mu?