Maça çıkan onbirlere baktığımda 'Bir takımın savunması ile bu kadar mı oynanır?' demekten kendimi alamadım. Banko ilk onbir çıkan Çağdaş'ın yerine Fatih Akyel monte edilmiş, sağ beke ise Ferhat çekilmişti. Hal böyle olup solda da Büyükşehir Belediyespor'dan alınan Murat Ocak'ın tecrübesizliğini hala atamadığı gözüküncee maçın ilk bölümlerinde kanatlardan gelen akınlarda Trabzonspor savunması sıkıntı yaşamaya başladı. Bunlara bir de Tolga'nın formsuzluğu eklenince Gaziantep bulduğu pozisyonların tamamını gole çevirerek karşılaşmayı kazandı.
Umut çok istekli ve sürekli koşup rakibi bozmaya çalışan hırslı bir oyuncu. Ama gerek gol noktasındaki becerisi gerek ise teknik anlamdaki kıvraklığı Trabzonspor gibi bir takımın forvet yükünü tek başına çekebilecek boyutta değil. En azından şu anda değil. Bu genç oyuncuları - ilk maçta Cem Demir de böyleydi - böylesine büyük bir sorumluluğun altına birdenbire atınca başarısızlık durumunda oyuncuyu kaybedersiniz. Umarım Lazaroni günü kurtarmak adına ne yaptığının farkındadır.
Yattara ne zaman oynayacak?
Yattara konusundan ben artık sıkıldım. Ziya Doğan, Şenol Güneş, Halilhodzic ve Lazaroni. Bu hocaların tamamı Yattara ile problem yaşamış ve Yattara'yı kenarda beklettiği için kaybedilen her puandan sonra çok ciddi eleştiri almış isimler. Lazaroni ise daha da kötü bir durumda. Elinde şimdi Marcelinho da var. Yani Marcelinho, Yattara, Syzmek, Gökdeniz ve bir forvet ile oynamadığı durumda kaybedilen her puanda 'Bu Marcelinho nasıl oynatılmaz? Gerekirse taktiği Yattara'ya göre yapsın? …' gibi yüklenmelerle karşı karşıya kalıyor. Bir de bu durumda Musampa'nın alınmaya çalışılmasını anlamak mümkün değil. Musampa'nın da ortasahanın solunda oynadığı durumda bu takım 6 forvetle mi oynayacaktı?
Zenga mı Lazaroni mi?
Walter Zenga'nın kaleciğini hatırlamayan yoktur. 1990 Dünya Kupası'nda gol yemeyişini, İnter ile geldiği Türkiye'de Beşiktaş'a karşı kurtardığı topları - Sinan Engin ile karşı karşıya kalıp kurtardığı hepimize 'Ahhhh' çektirdiği bir pozisyonu - hala hatırlarım. Antrenörlük hayatında da şu ana kadar başarılı ve aç bir hoca görünümünde. Duruşu, takım üzerindeki otoritesi, verdiği demeçler, 4-4-2'deki röportajında Gaziantep'e 'Evet.' dedikten ancak henüz imza atmadan gelen çok daha yüklü teklife 'Geç kaldınız.' demesi…
Lazaroni ise zamanında Brezilya Milli Takımı'nın hocası olmuş ancak 10 senedir çok da büyük bir başarıya imza atmadan 2. sınıf takımlarda hocalık yapmış, kariyerinin sonundaki doymuş bir hoca.
Dün oynanan maçta da Zenga'nın hırsı kendisini daha 6. dakikada tribüne yollattırdı. Sezon öncesi ondan fazla teknik direktörün adı Trabzonspor ile anıldı ancak kutudan Lazaroni çıktı. Yöneticiler bir düşünsünler bakalım Trabzonspor taraftarı hangisi tip teknik direktör ile Avni Akere'e çıkmayı tercih ederdi? Zenga Gaziantep'te başarısız da olabilir ancak Trabzonspor'un ununu eleğini asmış teknik direktöre değil kendini ispatlamaya çalışan aç teknik direktöre ihtiyacı var.
Kaptan Fatih Akyel
Fatih Akyel gerek topu oyuna sokarken gerekse müdahelelerinde sürekli hata yapıyor. Yalnız bire birde hızlı, ve sert futbolunu tecrübesi ile birleştirdiği zamanlar takımda çok da sırıtmıyor. Dün Hüseyin oyundan alınınca Trabzonspor'un kaptanlık pazubandını aldı. Geçen senenin ortasında Trabzonspor'a binbir tepkiyle transfer edilen Fatih Akyel bu ligin başında kaptan olabiliyorsa bu takımda artık herşey olabilir. Fatih Tekke ayrılmış, Hüseyin oyundan çıkmışken - oynadığı maçta Trabzonspor aleyhine bahis oynayan Gökdeniz'in yerine - yıllarını bu takıma vermiş Hasan Üçüncü'nin kaptan olması gerektiğini düşünüyorum. Trabzonspor'un kaptanlığı bu kadar ucuz olmamalı.
Şampiyonluğa oynamak
Bu deyimi kullanmak çok kolay. Ancak kullandıktan sonra takım 3 maçta 1 puanla ligde sonuncu durumda ve tüm Trabzonspor tarihinin en başarısız başlangıcını yapmışsa durup bir düşünmek lazım. Başkanlığa seçildiğinden beri hem iktidar destekli seçilmesini hem de bugüne kadar bu klübe hiçbir şey vermeden bir anda Atay Aktuğ gibi son derece karizmatik ve düzgün bir başkanın yerine seçilmesini hazmedemediğim Nuri Albayrak'ın yönetiminin Trabzonspor büyüklüğündeki bir klubü yönetebilecek vizyona sahip olmadığı üzülerek görüyorum.
Takım için çabaladığına hiç şüphem yok - her maça gitmesini de takdir ediyorum - ve Fatih Tekke olayında kulubün kasasına giren para için kendisine çok teşekkürler ama Kayserispor maçından önce çıkıp 'Kayserispor formda ve bu maçın favorisi.' diyebilen bir yönetici zihniyeti, yönetimin aslında Trabzonspor'un büyüklüğünün ne kadar farkında olduğunu da gözler önüne seriyor bence. Aynı şekilde son derece haksız ve gereksiz bir şekilde Vestel Manisaspor maçının hakemine yaptığı çıkışın da hiçbir anlamı yok. Ancak camiadan ciddi tepki görüyor ve bu tepkiyi en kolay yönlendirebileceği kişi de hakem tabii ki. Pendikspor'dan alınan bir oyuncunun ligin ilk maçında Fatih Tekke gibi efsanevi bir golcünün yerine Trabzonspor kadrosunda ilk 11 oynayıp gol umudu olması da yönetimin transfer politikasını da gösteriyor bence.
APOEL maçı
Kıbrıs Rum Kesimi'nde ilk karşılaşmayı 2-0 yenik kapatıp yine çok zor bir durumda ikinci maça çıkabilirdik. Ancak bu sefer şans bizden yanaydı ve karşılaşma 1-1 bitti. Umarım APOEL maçı Trabzonspor için çıkışa başladığı ve patlama yaptığı bir karşılaşma olur ve turu geçeriz. Aksi takdirde maç sonrası hem yönetim hem de Lazaroni ile ilgili sesler ayyuka çıkacaktır. Bu da Trabzonspor için bu sezonun daha başlamadan bitmesi anlamına gelir. Büyük Trabzonspor taraftarı; kafanızda bu yönetim, hoca ve futbolcularla ilgili ne olursa olsun bir kenara bırakın, bu maça gelin ve takımı sonuna kadar destekleyin. Ben 20 sene sonra futbol muhabbeti yaparken hala Rum takımlarıyla ilgili Trabzonspor esprileri duymak istemiyorum.
NOT: Hidayet ile Mehmet Okur
Gerek Cumartesi gerekse pazar sabahı Basketbol Milli Takımı'mızı seyrederken gözlerim doldu. 14 sayı geriden gelip Avustralya gibi bir takımı yenen millilerimizin maçı hiçbir zaman bırakmadan her an mücadele etmeleri ve maçın sonunda çocuk gibi sevinmeleri gözlerimi yaşarttı. Aklıma bu ülkenin sözde en büyük (!) yetenekleri Hidayet ile Mehmet Okur geldi. Nowitzki gibi bir yıldız; hem de NBA final serisini oynamış ve NBA sezonunu en geç bitirenlerden olan - hani Hidayet hep diyor ya 'Dinlenmek istiyorum.' diye - Nowitzki Alman forması ile savaşırken, Tony Parker antremanda parmağını kıracak kadar hırslıyken, Pau Gasol vs… Avrupa'nın yıldızları Japonya'da mücadele verirken acaba Hidayet ile Mehmet - eğer seyretmişlerse - bu maçı seyrederken kimin kazanmasını istemişlerdir ve bundan sonra Milli Takım'a gittiklerinde bu çocuklarla konuşurken yüzleri kızarmayacak mı?