Avrupa Şampiyonası elemeleri başladığında başantrenör Bogdan Tanjevic'in Türkiye'deki misyonunu tamamladığı şeklinde bir yazı yazmıştım. 12 Dev Adam'ın üst üste sahadan galibiyetle ayrılmasının ardından ise 'Neden milli takımımız kazandıktan sonra sessiz kalıyorsunuz?' şeklinde sorularla karşılaştım. Bu yazıyı eleme maçları tamamlandıktan sonra yazmayı düşünüyordum; ancak Fransa maçı oynanmadan Polonya vizesi aldığımız için düşüncelerimi paylaşmak istedim.
Bogdan Tanjevic ile ilgili yazımın ardından düşüncelerime katılan ve katılmayan insanlar oldu. Beni en çok şaşırtan nokta ise, sadece 'Tanjevic taraftarları' ve 'Tanjevic düşmanları' şeklindeki iki görüşün dışına çıkılamaması. Maalesef, her şeyi siyah ya da beyaz olarak görüyoruz.
Yazımda Tanjevic'in Dünya Basketbol Şampiyonası'nın ardından taş üstüne taş koyamadığını ve oyuncularla yaşadığı problemler nedeniyle, özellikle de kadro seçiminde, şu anda çalıştırdığı takımlara zarar verdiğini belirttim. Aslında bu benim Tanjevic düşmanı olduğumu göstermiyor.
'Kurt hoca'nın çalıştırdığı takımların ve elde ettiği başarıların altını çizerek Avrupa'nın en kariyerli antrenörlerinden biri olduğunu gözler önüne sermek istedim. Tanjevic'in kötü antrenör olduğunu iddia etmiyorum; sadece Türkiye'ye verebileceği başka bir şeyin kalmadığını ve yapılacak kan değişikliğinin her iki taraf için de fayda sağlayacağını düşünüyorum.
Bu turnuvada başarılı olduğumuz için elbette kendisini tebrik ediyoruz, ancak bu her türlü sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Sırp çalıştırıcının bazı oyuncularla yaşadığı kişisel problemler takımın bir üst seviyeye çıkmasını engelliyor. Örneğin bu turnuvada en çok ön plana çıkan isimlerden Kerem Tunçeri, yaşlı olduğu gerekçesiyle 2007 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nda kadroda yer almamıştı. Bu örnekleri artırmamız mümkün.
Bu turnuvada Kaya Peker, Tutku Açık ve Serkan Erdoğan gibi oyuncuların kadroda yer almamasının takımın potansiyelini düşürdüğünü belirtmiştim. Bu saydığım isimlerin yerine kadroda bulunan oyuncuların ne kadar katkı yaptığına birlikte bakalım.
Barış Hersek, oynadığımız 5 maçın 4'ünde toplam 29 dakika süre aldı. Barış'ın 4 maçta toplam 7 ribauntu ve 3 sayısı bulunuyor. Antalya Büyükşehir Beledeiyesi'nde başarılı bir sezon geçiren Ersin Görkem, 5 maçın sadece 2'sinde görev yaptı. Toplam 11 dakika sahada kalan tecrübeli oyuncu sayı kaydedemezken, 3 ribaunt ve 1 asist yaptı.
Cemal Nalga, oynadığımız 5 maçın sadece 1 tanesinde görev yaparken, 9 dakika süre aldı. Bu süre içinde de 2 sayı – 2 ribaunt ve 1 asistle katkı yaptı. Ömer Onan'ın sakatlanmasının ardından kadroya dahil edilen Murat Kaya, 2 maçta formasını terletti ve toplam 14 dakika sahada kaldı. Toplamda 5 sayı ve 2 ribaunt üretti. Cenk Akyol ise, oyuna girdiği 2 maçta toplam 20 dakika süre alırken, toplam 3 sayı – 2 asist ve 1 top çalma yaptı.
Öte yandan, 6 oyuncumuz toplam 100 dakika ve üzerinde Türkiye'nin başarısı için ter döktü.
Sonuç olarak söylemek istediğim, potansiyeli çok daha yüksek bir takım haline gelebileceğimiz. Polonya'da çok daha güçlü takımlarla karşılaşacağız. Bu başarının bu kadar büyük bir potansiyeli barından bir ülkeyi tatmin etmemesi gerektiğini düşünüyorum. 2010 yılını hedef göstererek 2009 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nı ikinci plana atmamıza gerek yok.
Kişisel problemlerin ortadan kaldırılmasıyla oluşturulan bir kadroyla Polonya'da zirve için mücadele edebileceğimize inanıyorum. Bunun için de kan değişikliği yapmamız gerekiyor. Kan değişiminin Türk Milli Takımı, Fenerbahçe Ülker ve Bogdan Tanjevic için çok daha başarılı günleri beraberinde getireceği kanaatindeyim.