
Ankaragücü'nün altın değerinde üç puan aldığı maçı Eskişehir'de yerinde izledim.
2 haftadır Ankaragücü'ne dair iyi şeyler ne okumak ne de yazacak mümkündü. Bursaspor maçından sonra havalimanında olanlar, kulübün basılması ve yöneticilerin tepkisi vs derken her şey o kadar kötüydü ki, bunu atlatmanın en güzel yolu, sarı-lacivertli futbolcuların alacağı bir galibiyet olacaktı. Bu maçı çok önemli bulduğum için Eskişehir'de yerinden seyretmeye karar verdim. Türkiye'nin en güzel şehirlerinden biri Eskişehir'i ve oradaki dostları görmek de benim için manidardı.
Bu güzel şehirde biraz gezinmeden maça gitmek manasız olacaktı. Porsuk üzerindeki şık köprüler, tramvay hattı, Seine nehrindekine benzer kayıklar, heykeller, şık kafeler ve restoranlarla bu şehri görmek bir keyifti. Eskişehir'e deplasmana gelen takımların seyircileri için seyahatlerinin bir nedeni daha olur bu güzellikler. Şehir merkezinde olan stada gittiğimizde bir sorunla karşılaştık. Maça birlikte gittiğim arkadaşlar Eskişehirsporlu olunca hep beraber maratona gittik ve kulüpten resmi olarak alınmış biletlerin kullanılmış olduğunu gördük ve ne yazık ki, iade istediğimiz halde bu verilmedi. Dilerim bu sadece bizim başımıza gelen bir sorundur, yoksa bir kulüp organizasyonu faciası olduğunu düşünebilirim.
Ankaragüçlüler kendilerine ayrılan yeri iğne atsanız yere düşmezcesine doldurmuşlardı, Eskişehirli futbolseverler de yerlerini aldılar. Karşılaşmaya Ankaragücü klasik sayılabilecek bir onbirle başladı: Kalede Serkan, defansta Elyasa, Chabani, Dos Santos, İlkem, orta sahada Gökhan, Cem Can, Murat Erdoğan, Murat Duruer ve forvette Jaba ile Mehmet Yılmaz.
Ankaragücü karşılaşmaya daha istekli başladı. Öyle ki, Eskişehirspor'un Youla, Anderson, Bülent Kocabey ile çıktığı bir maçta Ankaragücü savunmasını çok rahatsız edeceğini düşünmüştüm. Ankaragüçlüler savunmada dikkatli, pozisyonlarda da biraz şanslılardı, ileriye taşıdıkları toplarda Gökhan başrolü oynuyordu. Bu isteklilik, 23.dakikada meyvesini verdi ve Gökhan zorladığı pozisyonda golü atmayı başardı. Ankaragücü'nde ilk yarıda en büyük eksik, Mehmet Yılmaz ve Jaba'nın oyuna pek katkısının olmamasıydı. Murat Erdoğan ve Gökhan'a yeterli destek gelmiyordu. Eskişehir'de konsantre olamamış çok futbolcu vardı.
İkinci yarıda Elyasa öyle bir hata yaptı ki, kırmızı-siyahlı oyuncular maça konsantre olacaktı. Rahatlıkla savuşturabileceği top, döndü korner oldu, kornerden gelen 2. orta gol oldu. Elyasa bu hataları maç boyu tekrarladı ama Eskişehirliler yeterince değerlendirmesini bilemedi. Ünal Karaman, Rıza Çalımbay'a göre müdahelelerini daha erken ve doğru yapmaya başlayınca ve bu etkisini gösterince Eskişehir tribünlerinde telaş başladı. Oyuna giren Metin Akan, öyle goller kaçırdı ki gözlerime inanamadım. İstekli futbolu, azmi ile penaltıyı kazandırdı. Hakemin Metin'i düşüren Tayfun'a kırmızı kart göstermemesi ise ilginçti. Chabani, Ankaragücü'nün penaltıcısı olabileceğini gösterir derecede iyi vurdu, umarız bir penaltıcı kazanmıştır sarı-lacivertliler. 3.golü atmak Gökhan için zor olmadı, klasına çok yakıştı ve Eskişehirli futbolseverlerin de alkışını aldı.
Maçın adamı açık ara Gökhan Emreciksin oldu. Takımının yaratıcılıktan uzak olduğu anlarda yaptığı driplingler, önündeki Eskişehirsporlulara attığı çalımlar, yaptığı ortalar ile etkili oldu. Maçın belki de 2.adamı Metin Akan'dı. Kendisine verilen ikinci forvet görevini çok iyi yerine getirdi. Mehmet Yılmaz'ın 2.yarının sonlarındaki performansını beğendim. Boş boş koşmadığı, arkadaşlarının önünü açtığı anlarda çok faydalı oluyor. Eskişehir'de maçın adamı Rıza Çalımbay'dı(!). Oyunu sadece seyretti, müdaheleleri geç kaldı, Gökhan Emreciksin'in önünü bir türlü kapatamadı.
Eskişehirsporlu taraftarlar ne yazık ki sahaya attıkları cam bardakla, her dakika bitmek bilmez küfürleriyle Turkcell Süper Lig seyircisi olma yolunda çok gerilerde olduklarını gösterdiler. Ve Ankaragücü taraftarı. Eskişehirspor tribünlerinde çokça şöyle cümleler duydum "Ankaragüçlüler hep böyle mi?" "Hiç mi susmazlar?" . 90 dakika boyunca susmak bilmediler, skor beraberliğe gelince tezahüratları daha bir coşkulu, daha bir motive edici olmuştu. Eskişehirli taraftarların tezahüratlarını bile bastırdılar çoğu zaman. Destekleri harikaydı. Boşuna demiyorlar: Arkanda biz vardık seninle her yerde, Rize'de İzmir'de Eskişehir'de!