Başlığı geleneksel bulabilirsiniz, fakat İsrail karşısında seyrettiğimiz Ümit Milli Takım bu tutumu haklılaştıracak kadar kötü bir futbol oynadı. Burada sorumluluk sadece sahadaki genç futbolcuların olmasa gerektir. Ben yıllardır bu düzeyde zaten iyi futbol oynadığımızı görmedim. Çünkü bizim, ümitler düzeyinde futbola bakışımızda bir, hatta 'büyük' bir sakatlık var.
Önce futbolcu seçimleri bir garip işliyor. İsrail karşısında seyrettiğimiz futbolcuların büyük bir kısmı, Fatih Terim tarafından A Milli Takım
kadrosuna çağrılsa, kimse itiraz etmez; hatta takımı gençleştirdiği için alkışlanabilir bile. Dolayısıyla, çoğu üçbüyüklerin kadrosuna bir biçimde girmeyi başaran, yahut Süper Lig takımlarının kadrosunda bulunan futbolculardan oluşan ve bu düzeyde oynama motivasyonu yerine, daha profesyonel alışkanlıkları olan oyuncuların futbolumuzun klasik hastalıklarının hepsini taşımasında şaşılacak bir yön olmasa gerektir. Nitekim daha 48. dakikada 10 kişi kalmamız, maçın başından beri evsahibi takım olmanın avantajına sığınmamızı istemeyen hakemi 'çözmekte' zorlanışımız bundandı. Bu oyuncuların, dakikalar ilerledikçe, kendilerine maçtan önce söylenen herşeyi unutarak, bir kaos halinde oynamakta ısrar etmeleri de aynı nedenle anlaşılabilir.
Ümit Milli Takımı, çoğu futbolsever için yıllarca bu takımı çalıştıran Raşit Çetin'in 'kenardan' bazen çaresiz çığlıklarıyla özdeşleşmiş bir takımdı. Reha Kapsal da, aynı familyadan bir teknik direktör; 90 dakika saha kenarından talimatlar yağdırır, uyarılarda bulunur. Bir Ankaragücü maçında, daha 30. saniyede sağ bekine durması gerektiği yeri hatırlattığına gözlerimle tanık oldum. Fakat, o da, selefi gibi aşırı motivasyona kurban gittiğinden, cezası nedeniyle tribünlerdeydi. Maça çıkarttığı onbirden 30. dakikada vazgeçti ve Gerets'in yaptığını yaparak, Mehmet Güven'i oyundan çıkardı. Gerçi o âna kadar da organize oynamayı becerememiştik ama bu değişiklikle Ümitler, rakibin zaten boşalttığı bir alanda memlekete hiçbir yararı olmayan, 'topa sahip olma oranı' konulu kompozisyonu sürdürdüler.
Önce şunu belirtelim; futbola, emeğe azıcık saygısı olan bir ülkede, Ümit Milli Takım'ın başında, Abdullah Avcı'nın olması gerekirdi. U-17'de gösterdiği başarıyı tekrar edip edemeyeceği ayrı bir konu. Başarılı olması da gerekmiyor zaten. Fakat Abdullah Avcı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi AŞ isimli bir takımda Arif Erdem'le birlikte kariyerini sürdürmek zorunda.
Ümit Milli Takımı, bir 'kadro'nun oluşturulması gereken yerdir, 'hazır' bir kadronun kullanıldığı yer değildir. Fakat bunu yapabilmek, bir futbol aklı, bir futbol felsefesi gerektirir. Abdullah Avcı, bunun işaretlerini vermiş, hatta kanıtlamış bir isimdir. Aslına bakılırsa, Fatih Terim'in yanında olması gerekir. Oysa kendisine Ümit Milli Takımı bile 'çok' görülmüştür. Dolayısıyla, Süper Lig'in 'vasat' teknik direktörlerinin 'ekmek teknesi' hâline gelen Ümit Milli Takımı'nın 'orada' oynamayı azımsayan futbolcularla kötü sonuçlar alması beklenmedik bir şey değildir. İmdi, bu teknik kadroyu seçen Terim, Ümit Milli Takımı'nın başarısızlığı konusunda bir açıklama yapacak, sorumluluğu üstlenecek midir?