Futbol camiamızda klişeleşmiş sözler vardır. Avrupa Kupaları’nda bir takımımız kendisinden daha az maliyetli, daha mütevazı bütçelere sahip bir takımla eşleştiğinde, yöneticisinden yorumcusuna, ilk söylenen sözcükler “Biz bu takımı rahat geçeriz” ya da “Bu takımda bir numara yok” klişeleridir. Rakip kendi takımlarından biraz daha iyi futbol oynayan bir takımsa bu klişe “Bu takım elenmeyecek bir takım değil” gibi şekiller alır.
Bu sözler takımlarımızın UEFA maçları öncesinde ve maçlar boyunca da sık sık hatırlatıldı medya tarafından. Ancak burada eksik olan, “biz”in ifade ettiği takımdan hiç bahsedilmemesi, daha doğrusu herhangi bir karşılaştırılma yapılmaması. Sanki o cümlelerin öznesi olan takımımız Barcelona veya Chelsea seviyesindedir ve rakiple karşılaştırma ihtiyacı hiç duyulmaz.
Peki ya o “takımımız”da;
- Savunma oyuncuları adam ve alan paylaşımında hata yapıyor, pozisyonlara müdahaleleri zamansız yapıyorsa, hatta hiç yapamıyorsa,
- Forvet oyuncuları teknik becerilerden yoksunsa ve yaratıcı değilse,
- Orta alan oyuncuları arasında top ayağına yakışan, top kontrolü yüksek ve soğukkanlı top çıkarabilen oyuncuların sayısı çok azsa,
- Takım savunması sistematik bir yerleşimle ve presle yapılamıyorsa,
- Ve oyuncular topu sadece gönderiyorsa, iletmiyorsa, bir başka deyişle hatasız 3 pas peşpeşe yapamıyorsa,
Rakibi küçümsemek doğru mudur? Siz bu şartlarda ilk hedef olarak 10 pas üstüste yapmayı mı, yoksa UEFA Kupası’nı almayı mı hedef olarak koyarsınız.
Bu satırlara CSKA Sofya – Beşiktaş maçının ortalarında, henüz gol yokken başladım. Bitirdiğimde Beşiktaş turu geçmişti, ancak benim görüşlerimde herhangi bir değişiklik yoktu. Takımın içerisinde olan, takımı hakkında karar verme sorumluluğu olan ve kariyeri başarılar ile dolu Tigana’ya ders vermek benim haddime değil kuşkusuz, ama bir Beşiktaşlı olarak tek söyleyebileceğim şey Beşiktaş’ın futbolunun bana zevk vermediği.
Üstelik daha önemlisi Beşiktaşlı oyuncuların birçoğunda bu kollektif hücum, savunma ve pas yönünde fazla bir gelişme olmaması. Savunma oyuncuları bir kere daha komik goller yediler. Her 2 CSKA golünde de Baki ve Gökhan zıplayamadılar bile ve rakip oyuncu onların arasından yükseldi.
YAZIK OLDU KAYSERİ’YE
Buna karşılık, izlemeye başladığımda başından ayrılamadığım Kayseri - AZ Alkmaar karşılaşmasının kalitesi çok daha yüksekti. Açıkçası görünen o ki, bir üst tura çıkan ne Fenerbahçe ne de Beşiktaş, Kayserispor’un oynadığı futbolu oynayamadılar. Ve aynı rakiple oynasalardı pek bir şansları olmazdı. Kayserisporlu oyuncular ilk yarıda çok yorulmasalar ve Ragıp o inanılmaz pozisyonda topu direğe nişanlamasaydı bu turun en önemli haberini yazdıracaktı futbol medyasına. Ancak bu kadar iyi futbol oyanyan bir rakibe karşı bu kadar konsantrasyonla oynayan ve ekstra fizik gücü kullanmak zorunda kalan Kayserili oyuncuların sonlara doğru tükenmesi de anlaşılabilir bir sonuçtu.
Şu bir gerçek ki, Gökhan şu anda Türkiye’nin en iyi forveti. Top tekniğinden, pozisyon takibine, hücum presten, takım savunmasına katkısına kadar her yönüyle mükemmel bir oyuncu. Kendini unutturabiliyor. Hem ayakla hem kafayla gol atabiliyor. Bu sezonun bir diğer parlayan oyuncusu ise Ragıp. Ligin ilk haftasından beri sürekli artan bir grafikle oynuyor. Hem kesici olarak hem hücuma çıkışlarıyla Kayseri orta sahasında çok etkili. Bana biraz Baraja’nın iyi zamanlarını hatırlatıyor.
Ancak gerek bu 2 oyuncunun gelişmesi gerekse de Kayseri’nin kollektif zenginliği (Alkmaar gibi bir takım önünde zaman zaman mükemmel paslaştılar) Ertuğrul Sağlam’ın takımına büyük bir katkı yaptığını gösteriyor. Ayrıca Sağlam’ın, Van Gal gibi büyük bir tecrübe karşısında hiç ezilmemesi ve geri adım atmaması büyük bir başarıdır.
Ligi nerede bitirirse bitirsin Kayserispor kesinlikle iyi futbol oynuyor ve bu da herşeyden önemli. Keşke haketmeyenlerden önce hakeden bir takımımız UEFA’da yoluna devam edebilseydi.