Maçta 70’li dakikalar oynanıyor ve takım 1-0 geriden maçı 3-1’e getirmiş. Tribünler maçı ve takımı bırakıyor, Hakan Şükür tezahüratlarına başlıyor. Dakika 75, hoca, sahada gerçekten tel tel dökülen ve yorgunluğu her halinden belli Hakan Şükür yerine Ümit Karan’ı yanına alarak Hasan Kabze’yi sahaya sürüyor. Ardından Erman Özgür’ün golü ile Konyaspor maça ortak oluyor ve 80’li dakikalardayız. Rakip ceza alanı içine giren ya da orta yapacak olan her Galatasaray topçusu Hakan Şükür’ü arıyor gözleriyle. Bunu abartan Hasan Şaş rakip 18 içinde şutlasa gol yapacağı pozisyonu bile Hakan’a gol attırmak için harcıyor. Ve sonuç, 1 hafta içinde 9 gol yiyen bir takım, son 15 dakikada kendi sahasında 2 gol yiyen ve Konya ile 3-3 berabere kalan lotocu Galatasaray.
Bu Hakan Şükür meselesi, tüm organları ile Galatasaray için saplantı ayarında. Bu saplantı sadece hocada olsa, tribün ve sahadaki diğer futbolcularda olmasa mesela, dersiniz ki hoca şaşırmış. Ama bir futbol maçının tüm unsurları bu saplantıyı yaşıyorsa, söyleyecek söz yok. Hakan’a gol attırmak, Galatasaray’ın maçı rahatça kazanmasının önüne geçmemeli ama geçiyor. Sonuç, başta kaptan Hakan Şükür olmak üzere herkes için üzücü.
Liverpool maçının ikinci yarısında yakaladığı ivme ile çıkmıştı Galatasaray sahaya. İştahlı futbol ilk 10 dakikada hemen dikkati çekiyordu. Özellikle soldan Arda-Orhan uyumu ile organize hücumlar etkiliydi ancak gol gelmedi. Yine Galatasaray’ın baskılı oyunu sürerken, bir-iki dakika önce soluyla kullandığı frikikle alay konusu olan Eder’in aynı soluyla attığı müthiş gol geldi. Bu şoku da atlattı sarı kırmızılılar ve Arda’nın şovu ile 3-1 öne geçmiş, keyiflenmişti.
Tam burada tuhaf işler olmaya başladı. Yukarıda bahsettiğimiz Gerets’in oyuncu değişikliği tercihi bu tuhaflıklardan sadece ilkiydi. Mondragon’un neredeyse 10 saniye topu elinde tutması ve haklı olarak çalınan çift vuruş. Korner kazanan takımın Carrusca-Arda ikilisi ile korneri harcaması ve korner atma pozisyonundan kontra yemesi. Hücum bölgesinde topu saklayamamak. Gaziantep maçının ikinci yarısında tek oynadığı orta alan göbeğinde etkisizliği tescillenmiş Okan’ın Ayhan’ın yerine sahaya gönderilişi. Gayet kritik bir skorla oynanırken maç, kenar yönetimin Ilic yerine sahaya Carrusca’yı yollaması ve tükenmiş halde olan Arda’nın orta alan göbeğine çekilmesi sonucu orta saha direncinin hepten ortadan kalkması. Ve yine, ezberlediğimiz şekilde yan toptan yenen gol.
Futbol tuhaf tesadüfler oyunu. Bugün varlığını dahi unuttuğumuz (nedense?) Aydın Yılmaz Konya önünde 90+’da attığı golle Galatasaray’ı şampiyonluk yolunda tutmuştu geçen yıl. Aynı Konya, bu kez İstanbul’da yine aynı dakikalarda şampiyonluk iddiasına çelme taktı Galatasaray’ın. Sahi, nerede bu Aydın Yılmaz? Ferhat da yok oldu, bir haftanın içinde. Anfield Road da ilk 11 oynayan Mehmet Topal da yoktu dün ilk 18’de. Gerets’in bazı seçimlerini anlamak gerçekten güç.
Milli takım arası, bu beraberlikle ve aynı hafta içinde oynanan 3 maçta sadece 1 puan toplayabilmiş olmakla moral olarak sıkıntı yaşayacak olan Galatasaray için iyi gelecektir. Öte yandan, gündem yokluğu içindeki spor basının da Gerets ismini ciddi şekilde yıpratacağı açık. Gelin, geçtiğimiz hafta içinde Hıncal Uluç’un ağzından köpükler saçarak “Kov bu adamı Adnan!” dediği, geçtiğimiz yılın şampiyon teknik direktörü Erik Gerets’i bir de biz değerlendirelim:
Soru 1- Erik Gerets kovulmalı mı? Soruyu şöyle de değiştirebiliriz; bir önceki yıl büyük imkansızlıklardan bir şampiyonluk çıkarmış ve takımın adını yeniden Şampiyonlar Ligi listelerine yazdırmış olan -ismi lazım değil- herhangi bir teknik adam, sezona arzulanan tempoda başlayamadığı için kovulmalı mı? Cevap makul ve mantıklı insanların tartışmayacakları kadar açık ve net: Tabii ki kovulmamalı. Peki ne yapılmalı? Ortada bir sorun olduğu kesin, sorunun kaynakları bulunmalı ve o kaynaklar kurutulmalı.
Soru 2- Bahsi geçen sorunlar ne olabilir? Hagi Galatasaray’da görev yapıyorken, Ergun Gürsoy’un tuhaf ve tecrübelerine yakışmayacak kaprisleri neticesinde tartışılan adam olmamış mıydı? Bu konuya hiç girmeyelim. Ergun Gürsoy o gün ne idiyse (Özhan Canaydın’a kongre kazandırdığını düşündüğü için şımaran deneyimli yönetici modeli), Adnan Polat da bugün o. Olanlar da o gün yaşananlara çok benziyor. Tek fark, Galatasaray taraftarı büyük efsanesi Hagi’nin arkasında durmayarak çok ayıp etmişti, bugün Gerets için o zamanki kadar net tepki göstermiyorlar ama gidişatın ne yönde olduğu da açık.
Olay şu ki; yöneticilerce o veya bu şekilde sahiplenilmeye çalışılan bir başarı var ve bu başarının esas mimarı Erik Gerets’in kimyası bozulmuş halde. Ve tabii ki basının çok önemli bir kısmı, bu konuda yarın bu ülkede olmayabilecek (bence haklı olan taraf) Erik Gerets’in değil, Galatasaray’a ikinci bir Saftig-Kuzmanoski rezaleti yaşatsa dahi 10 yıl sonra karşısına başkan olarak çıkabilecek kişilerin yanında yer alıyor. Zaten kimyası bozulmuş hoca, basın tarafından istenildiği gibi yönlendirilen kamuoyunu da karşısında buluyor ve ipin ucu kaçıyor. Özet; kimi şahısların şahsi kapris ya da reklamları uğruna bozulan ve bozdurulan Galatasaray dengeleri.
Soru 3- Çözüm? Geldiğimiz noktada birçok şey için çok geç olmakla birlikte (Heinz’ın gönderilişi ya da düşünüldüğü kadar kuvvetli bir orta alan transferinin yapılamayışı gibi), işin aslı için henüz yolun başında Galatasaray. Hiçbir yerde kaybedilmiş bir şey yok. Böylesi bir formsuzluğu, oldukça şanslı kabul edilebilecek bir dönemde, henüz sezonun çok başında yaşıyor ve rakipleri de kendinden çok farklı durumda değil. Mevcut durumdan ya silkelenerek çıkacak, ya da bu sezon için tüm hedeflerinden birden kopacak. Peki Galatasaray’ın potansiyeli nedir? Geçen sezonki kadrosundan çok fazla oyuncu kaybetmemiş bir takım olarak, biraz daha dikkatli ve adaletli seçimler yapılması halinde toparlanması zor olmaz. Ama bunu başaramama ihtimali de gayet yüksek çünkü hedeflere doğru bir bütünlük sağlanabilmiş değil.
Soru 4- Erik Gerets ne olacak? Bu, kamuoyunda gündeme taşınabilecek bir sual olduğu için burada konu ediliyor yoksa bana soracak olursanız elbette Erik Gerets’e hiçbir şey olmayacak. Galatasaray’ın başında geçen yıl yakaladığı başarıyı yakalayabilmesi için kendisine gerekli huzur sağlanacak, o ve ekibi sadece işini düşünecek, bu sezon gayet bariz olan hata ve adaletsizliklerini gözden geçirecekler. “Kovun bunu” deme cüretini utanmadan gösterenler ise nafile ve ayıp çabaları ile baş başa kalacaklar.
Çok mu iyimserim?