Takım cuma günü oynadıysa ya da sakatlık ve benzeri bir nedenle kadro dışıysa, haftasonları benim de kupon yatırdığım ganyan bayiine gelir. Bayinin sahibi ile ahbap olduğundan, genellikle cam bölmenin arkasına geçip onun yanına oturur. Uzun telefon konuşmalarının ardından ‘kalın’ bir kupon yapar. O esnada bayide olanlar genellikle merak ederler ne yazdığını... Gittikten sonra dayanamayıp sorarlar.
“Neyi tek geçmiş?”
“Kaç liralık oynadı?”
Bayi, kişisel bir mahremiyete sahip çıkar gibi bilgi vermez.
Bir zamanlar at sahibiydi. Atına kendi adını vermişti. O vakitler bir tay daha aldığını okumuştum gazetelerden; ona da Amokachi ismini uygun bulmuştu. Sonradan çekildi o işlerden.
* * *
Sokakta, sizin-benim gibi biri... Bir kaç milyon doların altına imza atan yıldız bir futbolcuya benzer bir tarafı yok. Özellikle iki sezon arası, değil yıldız, hızla aldığı kilolar nedeniyle futbolcu olduğundan kuşku duyarsınız. Çekirdek çitlemeyi, dürüm yemeyi seviyor.
Türkiye liginde şampiyon olmuş dört takımda da oynadı. Düşünüyorum, galiba tek örnek. Yakın zamanda yapılan bir röportajda, hayattaki hatalarından birinin, belki de en büyüğünün bu olduğunu söyledi. “Beşiktaş’tan hiç ayrılmamalıydım” dedi.
Medya karşısında kendinden emin, ziyadesiyle rahat. Meslekdaşlarından farklı cümleler kuran, o çok bildik klişelerin dışına çıkabilen, müdanasız bir adam. Dahası, önemsemiyor. Aslına bakarsanız, önemsediği bir şey var mı, emin değilim. Yanlış anlaşılmasın, sözünü ettiğim şey, bir ‘boşvermişlik’ değil. Söz gelimi öyle maçlarını izledim ki, takım dökülürken canını dişine takıp ölüyü dirilttiği oldu. Önemsememe hali, daha ziyade otorite ya da güç karşısında. Malum, medya hem otorite hem güç. Ama o ‘takmıyor’. Öteden beri öyle... Başkanlarla, yöneticilerle, teknik direktörlerle, hasılı bir kulübün hiyerarşik yapılanmasında kim varsa takıştı.
Öyle ki, ne Ali Şen’e ne Erman Toroğlu’ya pabuç bıraktı. Yıllar önce Ali Şen onun için “Fenerbahçe’de yeri yok” dediğinde, “Vaktiyle kapımı çok aşındırdılar, ama ben yüz vermedim” cevabını yapıştırdı.
Erman Toroğlu’nun çok üzerine geldiği günlerde, “Bir zamanlar ‘kazma bir futbolcu’ olan Toroğlu bile bu memlekette iş bulabiliyorsa ben de bulurum, dolayısıyla gelecek kaygım yok” dedi.
* * *
Kolay sinirlenmiyor. Aslında eskiden de ne saha içinde ne dışında kendini kaybederdi. Hep ‘cool’ bir yanı oldu. Sözgelimi... Kart gördü ve haksızlığa uğradığı kanaatinde; hakemin üzerine yürümeler, bağırıp çağırmalar falan hiç ona göre değildir. Sadece yüzünde müstehzi bir tebessüm, “çattık yaa!” ifadesi...
Şimdilerde mizah duygusu daha bir gelişti. Hatta üzerine bir ‘dervişlik’ geldi desek, abartmış olmayız. Galiba geçen sezon, attığı olağanüstü bir golün ardından gazetecilerin golle ilgili güzellemeleri üzerine “Beni gaza getirmeyin” deyip güldü.
Vaktiyle dünya yıldızı bir futbolcu olan hocasının, “Ondaki futbol zekası ve teknik kapasite bende yoktu. O, daha ziyade Platini ve Giresse’e benziyor” sözleri kendine iletildiğinde, sadece “Tigana doğru söylemiş” demekle yetindi. (Kabul, kendine güven halini bazen abartabiliyor.)
Hafızalarda yer edecek ‘bomba’larından biri de Beşiktaş’ın sezon içindeki transferleriyle ilgili yorumuydu: “Bobo’nun ismi güzel, Gökhan’dan ise Beşiktaş uzun yıllar yararlanır!” Durum bundan daha zarif ve gerçekçi özetlenebilir mi?
Şimdi... Spor basını, futbolsever, televizyon yorumcusu, hasılı konuyla ilgili kim varsa herkesi kıvrak bir bilek hareketiyle açık düşürdü; aniden Şekerspor formasını giydi. 2-B’de sürdürecek futbol hayatını. Radikal’in haberinde dediği gibi, yine ‘sergenlik’ yaptı. Belli ki bir zaman daha gündemden inmeyecek.
* * *
Kimi zaman özel hayatına dair hikayeler, eşine az rastlanır futbol becerisi ve zekasını gölgeledi. Taraftarın ona karşı neler hissedeceğini bilememesi, hatta aşkla nefret arasında hızlı geliş gidişler bundan olsa gerek. Bu mevzu açıldığında, kendi de kabul ediyor, “Çok hatalarım oldu” diye, ve peşinden ekliyor: “Bu konuyu kapatalım.”
“Kapatalım” dediği konuları burada açmak istemem ama, saçma sapan insanlar ve çevrelerle girdiği lanetli ilişkiler içim(iz)de hep dert olarak kaldı. Bahsettiğim şey, hani şu ‘bir profesyonel olarak kendine dikkat etmiyor’ başlığı altında toplanacak zaaflar değil. ‘Reis’lerin kol gezdiği dünyaya yakınlığından söz ediyorum. Belki de en çok bu yüzden, şöyle gönül rahatlığıyla “İşte Sergen! Bizim Sergen” diyemedik, 15 yıldır...
Eh, bu da az dert değil.