Macaristan maçı öncesi aday kadro, aralarında bizim de bulunduğumuz isimler tarafından bir “Fatih Terim takımı” için Türkiye şartlarında ağır denilebilecek ölçüde eleştirilmişti. Fatih Terim son derece deneyimli bir teknik adam ve onun oluşan bu eleştiri iklimini Milli Takım lehine çevireceğinden hiç şüphem yoktu.
Özellikle Milli Takım kampları esnasında yoğunlaşan eleştiriler, Ersun Yanal döneminden de hatırlayacaksınız, oldukça sağlam bir motivasyon ve bütünleşme olarak geri dönüyor. Milli takım da Macaristan önünde birçok şeyi iyi yapamadı belki ama galibiyeti getiren mücadele konusunda gayet başarılılardı.
Macaristan deplasmanında kazanılan 3 puan, gerçekten altın değerinde. Hele bir de maçta takımımızın ilk 11’inde oynayan oyuncuların 8 tanesinin, ligde sefilleri oynayan İstanbul büyüklerinden seçildiğini düşünecek olursak, bu formsuz dönemde alınan galibiyet gerçekten çok değerli. Elbette bu galibiyete anlam kazandırmak için esas yapılması gereken, dün Bosna Hersek’i elinden kaçıran Moldova maçından da galibiyet çıkarmak. Mustafa Denizli döneminde aynı takım önünde kaza yaptığımızı, ikili milli maç haftalarındaki istikrarsızlığımızı ve maçı seyircisiz oynayacağımızı da düşünecek olursak, Moldova maçının önemi biraz daha artıyor.
Fatih Terim, göbeği kilitleyeceğini bildiği Macaristan önüne çok sağlam iki kanat organizasyonu ile çıkmıştı. Sistemi çok kabaca 4-3-3’e dönüşebilen 4-5-1 olarak adlandırmak mümkün. Mücadele konusunda sıkıntı yaşamadığımızı ifade etmiştim. Sıkıntı yaşadığımız nokta, hücum organizasyonları oldu.
Üzülmez-Arda-Tuncay’dan oluşan sol, Hamit-Sabri-Gökdeniz’den oluşan sağ kanadımızla, rakibin üzerine çeşitli varyasyonlarla kanat akınları gerçekleştirebilirdik, topu etkin şekilde kanatlara ulaştırabilseydik.
Savunmamızın göbeğinde oynayan Servet ve Gökhan Zan ile savunmadan etkili top çıkışları yapamayacağımız açık. İkisi de stoper karakterli savunmacılar, Macaristan önünde de işlerini iyi yaptılar. (Burada Servet Çetin için bir parantez açalım. Servet’in Sivas’ta forma bulmaya başlaması ve Milli Takım seçicisi tarafından tercih edilmesi onun için büyük şans. Allah esirgesin yeni bir sakatlık yaşamaz ve yine Allah esirgesin yakın zaman içinde bir kez daha Shevchenko ile karşılaşmazsa Servet’in kariyerinin yönünü yeniden yukarı çevirdiğini söyleyebiliriz. Ülke futbolu adına sevindirici bir gelişme)
Savunmadan destek alamayan, orta alan partnerleri ise kanatlara kaçmış olan Aurelio’nun tek başına hem tüm defansif yükü omuzlayıp, hem de pas organizasyonunu kusursuz yapmasını beklemek, insafsızlık olur. Zaten Macaristan önündeki organize hücumlarımızın, oyuna Hüseyin girip Aurelio’nun gözünün önü birazcık açıldıktan sonra geldiğini herkes fark etmiştir sanırım. Aurelio değerli bir oyuncu ve bana öyle geliyor ki onu haddinden fazla defansif yük ile biraz boğuyoruz.
Netice itibariyle futbol şov yapmasa dahi Macaristan önünde hayati bir maç kazanan milli takım, bu milli takım haftası için zor olan maçı başarıyla tamamlamış oldu. Şimdi sırada nispeten kolay olan maç var ve Macaristan maçındaki bütünleşmeye katkı yapan eleştiri kaynaklı ekstra motivasyon yerini bir miktar rahatlamaya bırakacak.
Burada iş Fatih Terim’e düşüyor. Moldova önünde daha ofansif bir anlayışla sahaya çıkacağı kesin. Bence kilit, yukarıda da belirttiğimiz gibi Aurelio’nun bir miktar rahatlatılmasında. Onun ayağından başlayacak hücumlar daha dengeli, daha organize ve daha etkili olacaktır. O maçı da kazasız atlatırsak ile eşiği başarıyla atlamış olacağız. Hem de grupta sürpriz puan kayıpları peş peşe gelirken.