EURO 2008
FUTBOL
DÜNYA'DAN FUTBOL
BASKETBOL
NBA
VOLEYBOL
FORMULA 1
MOTOR SPORLARI
TENİS
OLİMPİYAT
DİĞER
RÖPORTAJLAR
YAZARLAR
Ercan Taner
Güntekin Onay
Cem Dizdar
Can Belge
Kıvanç Koçak
Cevahir Evren
Nurullah Bakır
Nevzat Aydın
Kaan Tunçbilek
Ömer Gözü
Mert Özlü
Adnan Bostancıoğlu
İlker Acun
Dorukhan Acar
Veysel Balkaya
Mehmet Sevinç
Fırat Bayar
CANLI SONUÇLAR
İSTATİSTİKLER
VİDEO
YAYIN AKIŞI
HAFTANIN YAYINLARI
LİNKLER
Ana sayfam yap
NTVMSNBC
NTV
CNBC-e
NBA TV
e2
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
N. Geographic
İletişim

Estetik ve teknik

Bizim için önemli olan gerçekten sonuçsa, çekirge hikayesini unutmamamız gerekir. 3. sıçrayışı (aynı 2006 Dünya Kupası elemelerinde olduğu gibi) gerçekleştiremezsiniz.


NTVSPOR
Güncelleme: 19:18 TSİ 26 Şubat 2008 Salı

TV’de, genellikle de karşılaşmalardan sonra yapılan yorumları dinlerken bazen aniden duyduğum bir kelime ile irkiliyorum ve midem bulanıyor. Futbol camiasının sığ kelime dağarcığı içindeki onlarca klişeleşmiş sözden biri aslında bu: “Önemli olan 3 puandı, aldık.” Futbolu neden seyrettiğini unutanlar ve taraftarlık duvarları arasından çıkamayanlar için belki fark etmiyordur ancak bizim gibi futbolu hala bir gösteri ve eğlence olarak görenler için bunu bir hakaret olarak algılıyorum. İyi ki teknik direktör değilim, zira bu cümleyi sarf eden ilk oyuncumu acımasızca kapı dışarı ederdim.

 

En fazla eleştiri alacağını düşündüğüm yazılarımdan birine bu şekilde girdim ancak bu girişi yine milli takıma bağlayacağım kuşkusuz. Önceki yazımda anlatmaya çalıştığım da buna benzer bir şeydi aslında.

 

Estetik duygusu daha doğrusu ilgisi zayıf olan toplumlardan biriyiz. Örneğin yaşadığınız sokağa veya evden işe yolculuk güzergahınızın çevresine bakmanız yeterli bunun için. Şekillsiz sokaklarda, aynı sırada ama her biri farklı bir açıyla duran, biri diğerinin önünü kapatmayı amaçlayan binaların bu kadar yoğun olduğu, son yüzyılda yapılan binalarının hemen hiçbirinde bir zarafet olmayan çağdaş başka bir ülke bilmiyorum dünyada. Kuşkusuz bu anlayışın spora da yansıması kaçınılmaz.

 

Bizim için önemli olan gerçekten sonuçsa çekirge hikayesini unutmamamız gerekir. 3. sıçrayışı -aynı 2006 Dünya Kupası elemelerinde olduğu gibi- gerçekleştiremezsiniz. Lütfen Macaristan karşılaşmasından sonra yazılanları okuyun. Futbolumuzu beğenmeyen çok az yazar var medyada. Bunların birçoğu da futbolu iyi analiz edebilen insanlar. Takımın iyi olduğunu ve Terim’in günümüz futbolu gereği çok koşan oyunculardan seçme bir takım oluşturduğundan bahsediyorlar. Evet milli takım çok koştu ve mücadele etti, buna bir itirazımız olamaz. Ancak çok koşan oyuncularla oynamanın günümüz futbolunun tek gereği olduğunu düşünüyorsanız çok ama çok yanılıyorsunuz.

 

Şöyle ki, futbolda fizik kondisyon öyle bir noktaya geldi ki, gerek dünyanın en iyi 15-20 milli takımı arasında, gerekse de Şampiyonlar Ligi’nin en iyi 16 takımı arasında fizik gücü farkı neredeyse minimuma indi. Artık farkı yaratan ise, özellikle hücuma çıkarken isabetli top kullanmak, doğru adamı bulmak ve bu şekilde hem hızlı hücuma kalkabilmek hem de gereksiz enerji sarfiyatı yapmamak. Kısacası artık üst seviyelerde, kolektif (ve bireysel) tekniği daha yüksek olan takımlara yer var sadece. Çünkü zaten fizik gücü bir önşart.

 

Bizim milli takımımızın bu seviyeye geldiğini mi iddia edeceksiniz? Oysa, İngiltere – Makedonya karşılaşmasının ardından bizim Macaristan ile oynadığımız karşılaşmayı izleyenleriniz kör döğüşü izlediğini düşünmüş olmalı. Tek kelimeyle sıkıntı vericiydi. Hücuma dönük pasların hiçbiri doğru noktaya gitmiyordu. Aradaki farkı ise sahanın her yerinde top almaya çalışan Tuncay’ın bir anlık girişkenliği getirdi.

 

Öte yandan, futbolda her devirde çok açık bir kural var. İyi bir sağ açığınız, dahası iyi bir sağ kanat organziasyonunuz varsa birçok takımın savunmasını alaşağı edebilirsiniz. Zira dünayda iyi sol beklerin ve iyi sol kanat savunmalarının sayısı çok sınırlı. Beşiktaş’ın Recep-Rıza-Metin üçgenleriyle yıllarca ligin tozunu atmasının en önemli nedeni buydu. Bugün milli takımımızın elinde bu kanadı çok iyi kullanabilecek süratli oyuncular var. Yapmamız gereken isabetli paslaşmalarla kendimize pozisyon yaratmak ve kanatlardan inerek topları geriden gelecek oyunculara indirmek. Oysa Macaristan maçında bu hızlı oyuncuların herbiri orta alana sıkışmıştı. Rakibin sıkı alan savunmasının da etkisiyle kimin ne yaptığı pek belli olmadı.

 

Diğer karşılaşmaya dönelim. Öncelikle Makedonya puan almasaydı bile bunları yazacaktım. Zira İngiltere kazansaydı bile Makedonya hiç ezilmedi. Çok iyi hazırlanmıştı ve savunmanın göbeğinden kanatlarına, hücum ve orta sahanın bütünleşmesine kadar elinden gelen en iyi futbolu oynamaya çalıştı. Dahası yüksek pas yüzdesiyle zevk verdi. Oynadığı futbol uzun süre unutulmayacak.

 

Şunu unutmayalım: Şans bu elemelerde yanımızda. Avrupa futbolunda hiç ışık saçmayan Malta, Macaristan, Moldova, Bosna gibi ekipler bizim grubumuzda. Rakiplerimiz ise bizim gibi Dünya Kupası’nı göremeyen Norveç ve Yunanistan. Diğer grupların birçoğunda en az 4 iddialı takım kapışırken bizim işimiz çok daha kolay. Ancak bunu da layıkıyla yapmamız gerekiyor. Bundan 3-5 sene önce böyle bir gruptan çıkmak bizim için çocuk oyuncağı olabilecekken, bugün Macaristan’ı yenmek bize umut veriyor. Zaten önceki yazımda bir zamanların devrimci Terim’ine devrim çağrısı yapmamın da nedeni buydu.

 

Bazı şeyler sonuçtan önemlidir. 3 puan kısa vadeli küçük ve basit amaçlarınız için önemlidir ama bundan yıllar sonra insanlar kötü oynayarak kazanılmış bir maçı hatırlamayacaktır. Ancak mükemmel bir futbol oynadığınız bir karşılaşma yenilseniz bile kolay kolay unutulamaz. Estetik goller ve hareketler de öyle. Tarihte yerinizi (bugün YouTube’da J) yerinizi alırsınız.

 

Bu yazıyı özellikle Moldova karşılaşmasından önce yazıyorum. Çünkü o karşılaşmada oynayacağımız futbol rakibin zayıflığı itibarıyle görüşlerimi fazla değiştirmeyecek.  

 

Son olarak, yine önceki yazımda, Terim’i eleştirmemi alkışlayanlar ve yuhalayanlar oldu. Bunların hiçbiri beni bağlamıyor zira ben eleştirimi Terim veya Hakan Şükür üzerine odaklamıyorum. Her ikisinin de yaptığı hizmetleri inkar etmek objektif olmayacaktır. Öte yandan, yukarıda yazdıklarımın suçunu Terim’e atmak da kesinlikle kolaya kaçmaktır. Milli takımı bir raya oturtmuşken hocayı ve sistemi değiştirenlerden tutun, futbolun yukarıda belirttiğim yönünü geliştirmeye çalışmayan futbolculara kadar herkes burada pay sahibidir. Bir de “önemli olan 3 puan” felsefesine kafa sallayanlar tabii ki.

NTV Spor paketine abone olmak için tıklayın
   • En çok puan alan haberler
 Ceylan Erim - Ankara 13 Ekim 2006, Cuma 17:34  
Ama bir yandan şöyle düşünmek gerekiyor: bir insan niye çalışır? Para kazanmak için ... Peki nie daha fazla çalışır? Daha yüksek bir mertebeye gelip daha fazla para kazanmak ve hayat standartlarını daha yükseğe taşımak için... Bu insan niye spor yapar? Daha sağlıklı olabilmek için.. Peki bir futbolcu niye top oynar?Para kazanmak için... Niye daha fazla antreman yapıp daha iyi oynamayı hedefler? Daha iyi bir takıma geçip, daha fazla para kazanabilmek için... Dolayısıyla işi ve hobisi aynı olan insanların 3 puanı almak tek hedefi olabilir. Bir hedefi daha varsa bu daha fazla puan almaktır. Yani bir futbolcuya düşen görev (milli maçlarda) fazla puan alıp averaj farkıyla bile olsa takımını grupta lider yaparak Türkiye'yi Avrupa'da daha iyi temsil etmektir. Bütün gazeteler 5-0 lık maçtan sonra Hakan şükürü yazdı(hemde kral sıfatıyla!). Demek ki Hakan şükür İSTEDİĞİ ZAMAN gayet hıslı koşup zıplayabiliyor. Bu durumda Hakan Şükürü tek birmaçla yargılayıp kral sıfatıyla gazetelere manşet yapmak yerine övmeyi bırakıp birazda eleştirmeliyiz. Hakan şükür bu maçta takımı için TÜRKİYE İÇİN değil, şerefi için çabaladı. Tekrar söylüyorum ben futboldan çok anlamam ama Hakan Şükür'ün artık oynatılmaması gerektiğini düşünüyorum ...ki sadece düşünmekle yetinmek zorundayım çünkü bu 4 golünden sonra 1 sene daha onu milli takımda görmeye mecburuz gibi görünüyor. Kaan beye yazısından dolayı teşekkürlerimi sunuyorum...
 bulent kalay - İstanbul 11 Ekim 2006, Çarşamba 11:10  
3 puan olsun bizim olsun söyleminizde haklısınız eğer ki bizim hedefimiz şampiyonlar ligi şampiyonluğu, dünya şampiyonluğu ise. Yok biz mahalle maçı gibi kafamıza göre takılalım diyorsak 3 olsun bizim olsun deriz. Artık maç etmiş olmak için maç yapmayalım.    
 Yakup Sarımehmet - Rize 10 Ekim 2006, Salı 23:58  
sevgili Kaan Abi yazılarınızı çok büyük zevkle okuduğumu söylemekle birlikte belki de ilk kez anafikrine katılmadığım bir yazı yazdığınızı söylemem gerek.İngiltere ile Şenol Güneş zamanında kendi sahamızda oynadığımız ve 0-0 berabere kaldığımız maçı hatırlarsınız herhalde.bence Türk milli takımı bir daha asla o maçta oynadığı gibi iyi bir futbol oynamayacak.maçın her anında oyunun hakimiydik.hatırlıyorum bir kontraatak pozisyonu var Rooney'in bir de malum penaltı var, onlardan başka oyun tamamen bizim kontrolümüzdeydi.peki sonuç ne oldu?İngiltere'yi yine yenemedik, yine gol atamadık.şimdi bugüne geldiğimizde, artık benim Milli takımımdan istediğim iyi futbol falan değil, galibiyet.iyi futbol seyretme ihtiyacımızı belki Şampiyonlar Ligini izlerken, belki İngiltere Ligini ya da İspanya Ligini izlerken giderelim varsın.ben çocukluk sayılabilecek çağımda Milli Takımımızın Dünya 3.lüğünü gördüm, bir daha bu seviyede bir başarıyı görmek için herşeyimi verirdim.ve siz de takdir edersiniz ki çok komplike ve eksiksiz bir futbol oynamaya çalışarak o seviyeye bir daha asla çıkamayız.o yüzden rakip kim olursa olsun,(klasik bir söylem olacak ama) 1-0 olsun, bizim olsun...

ARAMA: