Genç ve ışık vaadeden oyuncuları, bazı geçmiş güzel günlerini arayan oyuncularla bütünleştirmiş, futbola her sene onca yatırım yapan ama İngiliz takımlarına nazaran daha az takım olabilen ve bal yapamayan bir arı görüntüsüyle Beşiktaş’ı andırdığını düşünüyordum biraz. Ama tüm benzerliğin de bununla sınırlı olduğunu kabul etmek gerekiyor. Zira -teknik özellikleri zayıf olmasına rağmen- kaya gibi oyunculardan kurulu savunması ile Beşiktaş’ın savunması arasında hiç o kadar da benzerlik varmış gibi durmuyordu dün. Ayrıca topsuz oyunu, takım savunması ve alan paylaşımı Beşiktaş’tan çok değil sadece birkaç yüzyıl ileri görünüyordu.
İşte bu yüzden çok da taktiksel yönden eleştirmenin anlamı yok Beşiktaş’ı. Çünkü aynı CSKA’yı elediği gece de yazdığım gibi:
- Futbolda artık pas yapmayan, topu ayağında tutan oyunculardan kurulu bir takımın yeri yok, (artık tek şansınız tut, pas çıkar, boşa kaç.)
- Hele isabetli pas yapamayanların, değil ileri yanındaki arkadaşına bile topu verirken taca atanların hiç yeri yok,
-Savunmanız canla başla mücadele etse bile, rakip forvetle açık alanda bire bir kalacak yerleşim hataları yapabiliyor veya bazı anlar gaza geliyorsa yine şansınız yok,
-Kanatlardan varyasyon yapamıyorsanız yine durumunuz iç açıcı değil.
Hele de tüm bunların üzerine, deplasmanda böyle iyi kapanan ve rakibe sırtını döndürmeyen bir takımla oynuyorsanız, ancak Kadir gecesinde filan bir şansınız olabilir. Bunları yazmaktan benim parmaklarım şişti ancak aylardır bir şey değişmedi. İşin tuhafı, Tigana ilk geldiğinde Beşiktaş’ın 2-3 pasta hızla hücuma çıkması yönünde antrenmanlar yaptırmış ve bunda da kısa vadede görünür başarılar elde etmişti. Neden o zaman bu anlayışı uygulayan oyuncular bugün topla oyalanıyorlar anlamak mümkün değil.
ÖZETİN ÖZETİ
Maçın özetini illa istiyorsanız: Rakip Tottenham, savunmanın (hangi savunma?!) yerleşim hatalarından ve yavaşlığından 2 çok kolay gol buldu. İlk yarıda ofsayt diye kesilen bariz bir pozisyonu, 2. yarıda biri direkten dönen ve toplamda anlaşılmaz şekilde kaçan 2 gol pozisyonu vardı. Beşiktaş’ın ise tek bir pozisyonu yoktu. Toraman ve Üzülmez kanatlardaydı ama Burak, Ricardinho ve Mehmet “ben daha ortada duracağım, karşıdan daha çok vuracağım” kapışmasına girince ve arkalarındaki Fahri ve Serdar oyun kurmak bir yana ancak seken toplara yetişebilince kanatlar kırık bir vaziyette kaldı öyle.
Öte yandan takımda yaratıcı olabilecek 2 oyuncu Delgado ve Kleberson da olmayınca yaratıcılık düzeyi sıfıra indi. Sergen’in bir yerlerde kıs kıs güldüğünü duyar gibiyimJ
AKIL ALMAZ BİR TARAFTAR
Ben bu Beşiktaş taraftarına ne diyeyim. İnanılmaz bir kitle bu. Her türlü duyguyu barındıran, kimi zaman klasik Türk toplumunun çabuk galeyana gelen özelliklerini yansıtan, kimi zaman bunun çok üzerinde bir tevazuyla rakibi alkışlayabilen, kimi zaman oyuncuları yakalarsa parçalayacak intibası uyandıran bir şiddetle tezahürat yapan, kimi zaman ise saniyeler önce ıslıkladığı takımına sahip çıkan bir taraftar.
Sonuçta 3 Türk takımı da kaybetti. Üstelik ikisi kendi evinde. Artık değil kazanmak puan almak bile bizim için zor hale geldi. Benim değişim –dönüşüm üzerine yazdığım yazılarda bile insanlar Hakan Şükür’ü tartışmak istediklerine göre, kısa vadede çarkı geri çevirmemiz pek de mümkün görünmüyor.
Haftaya bu konuya daha derinlemesine gireceğiz.