Türk takımı, 52 ülkenin katıldığı şampiyonanın, hem yarı finalinde Hindistan’ı, hem de finalde ise Tayvan’ı son atışlarda 1 puanla geçerek şampiyonluğa ulaşmıştı. Özellikle çeyrek finalde Dünya Rekoru kıran Tayvan’ı finalde yenmek gerçekten büyük bir başarıydı.
Öte yandan, Berkin Özkaya, Yusuf Çorba ve Uğurcan Sugetiren‘in imza attığı bu başarı maalesef Türkiye’de zoraki duyuldu. O da Okçuluk Federasyonu’nun Anadolu Ajansı’nı arayarak bilgi vermesi sonucunda. Haber birkaç gazetede, olduğu gibi kopyalanmış olarak ve hiçbir araştırma katkısı olmaksızın aynı bir paragraflık haberle duyuruldu. Bazı medya organları 1-2 adet -çocukların seçilemediği- fotoğraf eklemişti. İnternet sitelerinde de durum çok farklı sayılmazdı.
Oysa bizim göster(me)diğimiz ilginin çok daha fazlası yabancı internet sitelerinde ve basın organlarında daha geniş haberlerle yer aldı. Dünya Şampiyonu oluyorduk ve yarışma hakkında elde edebildiğimiz ayrıntıların çoğunu Türk değil yabancı medyadan alıyorduk! İronik.. Acıklı..
Kuşkusuz bu başarının ve bu şampiyonaya yurtdışında verilen değerin bir anlamı var:
Birincisi, dünyada okçuluk sporuna ilgi her geçen gün artıyor. Yüzüklerin Efendisi’nin asil elfi Legolas mı esin kaynağı oldu bilinmezJ ama şu an dünyada en fazla yükselen sporlardan biri. Özellikle ABD okçuluğa büyük bir yatırım yapmış durumda. Fransa ve İtalya yıllardır yatırım yapıyor. Tayvan, Hindistan, Rusya, Ukrayna ve Kanada da bu sporda her zaman iddialı ülkeler.
İkincisi, Yıldız milli Takım oyuncularından Yusuf Çorba bu spora henüz 3 yıl önce başlamış ve 1991 doğumlu. Berkin Özkaya’nın bu spordaki geçmişi ise sadece 4 sene. Çok büyük yatırımlar yapan ve kendi içlerinde yoğun rekabetler yaşayan ülkelerin yanında bu tecrübeler çok az kuşkusuz. Üstelik rakipleri gibi eğitim aldıkları kurumlardan destek de görmüyorlar. Bu da çocukların başarılarını daha anlamlı kılıyor. Ancak şu da bir gerçek ki, Okçuluk Federasyonu hedeflerine diğer bütün federasyonlardan daha iyi odaklanmış durumda.
Medya halkın afyonudur…
Gelelim olayın bir başka boyutuna: Maalesef bütün mesele medyanın ilgisine kilitlenip kalıyor. Marx “din halkın afyonudur” demiş. Herhalde bugün yaşasaydı aynı sözü bugün için de kullanır ancak ilk kelimeyi “medya” ile değiştirirdi. Medyamız dünyada her gün daha geriye giden ve dahası lig maçları uykumuzu almamıza neden olacak denli sıkıcı hale gelen futbolumuza aşırı derecede odaklanmış durumda. Üstelik de magazin programlarını aratmayacak bir kolaycılıkla.
Benim tahminim medya organlarından yüzde 90’ının spor servisi müdürlerinin Dünya Okçuluk Şampiyonası’ndan ve iddialı oluşumuzdan haberdar olmadığı. Zaten haberin medyada veriliş şekli de bunu gösteriyor.
Örneğin, Okçularımızın Dünya Şampiyonu olduğu günün bir gün sonrasının 3-4 büyük gazetesini açtığımızda Fenerbahçe’ye en az 2 sayfa ayrılmış olduğunu görüyoruz. Üstelik bu 2 sayfanın yaklaşık 1 sayfaya yakını resim. Maçın analizini geçersek, haberlerin büyük kısmı sahada 2 top olması vb gibi fındık kabuğunu doldurmayacak haberler. (Ki bu haberler bile yukarıdaki haberden daha uzun) Ve bir de büyük takımlarımızın kazandıkları her karşılaşma sonrası “Fenerbahçe farkı, Galatasaray farkı vb gibi” ultra yaratıcı!! başlıklar atan yorumcularımızın yazıları var. Komik olan ise bu yazıların hemen hiçbiri sahada gerçekten neler olduğu, maçın kader anları, sebep sonuç ilişkileri gibi değerlendirmelerden yoksun.
Bu yaklaşımın özünde, belki günlük yaşamın temposundan, sabırsızca zamanla yarışıyor olmamızdan, belki beynimize spor yaptırmamaktan, çok fazla gereksiz bilgiyle kafalarımızın doldurulmasından, kısacası trafikte olduğu gibi hayatın da emniyet şeridinden kaçma arzumuz yatıyor. Bu da bizleri kolay, hazır ve bildiğimiz konulara sevkediyor. Ancak aynı zamanda derinliğimiz ve çok yönlülüğümüzün önünde de bir engel teşkil ediyor. Son günlerde karşılaştığım 2 örnek de bu düşüncemin pekişmesine yol açtı: Politikayla aram olmamasına rağmen geçtiğimiz günlerde Erkan Mumcu’nun bir üniversiteye konuk olduğu bir programa takıldığımda, çok fazla kelime ve derin cümleler içeren konuşmalarının anlaşılmadığına, konunun hep basit sloganlara çekildiğine tanık oldum. Keza Orhan Pamuk’u aşağılamak amacıyla sürekli “kitapları en çok satılan en az okunan yazar” yakıştırmaları yapan köşe yazarları da bende aynı izlenimi uyandırdı. (Zaten –eğer siyasi bir kararla Nobel kazandıysa bile- ödülün söylediklerinden dolayı değil, söyledikleri yüzünden yargılanmasından dolayı verildiğini düşünmeyen çok insanla da karşılaştım.)
Spor medyası da, aynı devlet içindeki bazı organların, bu ülkeyi kurutmakta olan adaletsizlik, yolsuzluk, beceriksizlik, ötekileştirme, çeteleşme gibi tehlikeleri akıllardan uzak tutmak için sürekli halkın irtica korkusundan beslendiği gibi, spor medyamızın önemli bir kısmı da sporseverlerin iş toplantılarından köşebaşlarına kadar her yerde tartışabildikleri futboldan beslenerek diğer spor dallarını yok sayıyor.
Futbol tabii ki en çok sevilen ve benim de özellikle oynarken kendimden geçtiğim bir spor. Ayrıca tüm medya organlarına haksızlık etmek gibi bir niyetim de yok. Ancak gerçek muhabir ve yazarlarımızın kendilerine verilen şablonların dışına çıkabilmeleri ve gerekirse tek başlarına durabilmeleri çok önemli bir fark yaratacaktır.
Okçulukta elde ettiğimiz bu başarının büyük bir başlıkla ön sayfalara taşındığını bir düşünün. Bu ülkede okçuluğa kaç gencin bir anda merak salacağını ve hayaller kurmaya başlayacağını düşünün. Böyle olmayacağını düşünenlere, başta Fransa Turu ve bisiklet olmak üzere çeşitli spor dalları hakkında yazdığım yazıların ardından gelen okuyucu mesajlarını gösterebilirim. Gençleri sadece 1-2 spora odaklamak, çıkışın buralarda olduğunu göstermek yanıltıcıdır. Ayrıca unutmayalım ki, bu sporlarda başarılı olmak ve dünyanın önemli üniversitelerinden burs almak birçok çocuğumuzun geleceğini kurtaracaktır.
Son olarak Dünya Şampiyonu takımdan Berkin Özkaya’nın babası Eray Özkaya’ya kulak verelim: “Bu çocukların manşet olmaları için Dünya Şampiyonu olmaları bile yetmiyor. Ancak ekmek çalsalardı emin olun kolayca manşetlere çıkarlardı.”
Hepinizin Ramazan Bayramını ve akabinde Cumhuriyet Bayramını kutluyorum. İlk başta da bunu en fazla hak eden genç okçularımızın.