Her takım sporunda olduğu gibi basketbol branşında da, sahaya çıkarken kazanacağınıza inanıp motive olduysanız, maçı kazanmak için her zaman rakibinizden bir adım önde olursunuz. Maça iyi başlamanız, rakibinizin moralini bozarken sizin de kendinize daha çok güvenmenizi sağlar. Eğer rakip takım, maçın bu şekilde ilerleyen trendini değiştiremezse, gidişat sizin avantajınıza bir döngü yaratır ve maçı kazanarak tamamlamanızı sağlar.
TBL’nin dördüncü haftasında oynanan Türk Telekom-Galatasaray maçı, yukarıda yaptığımız tespitin güzel bir kanıtı oldu. Telekom takımı, sahaya çıktığı andan itibaren maçı kazanacağına o denli inanmıştı ki, rakip Galatasaray maç boyunca ne yaptıysa, Telekom’un bu direncini kırmayı başaramadı.
Kazanmaya olan inanç ve motivasyon, Telekom’un belki de yıllardan beri yaptığı en iyi savunmayı gerçekleştirmesini sağladı. Tüm oyuncular birbirleriyle uyum ve yardımlaşma halinde Galatasaray oyuncularına zor anlar yaşattılar. Galatasaray takımının önemli oyuncusu Fitch’in olmaması bir dezavantajdı; ama kanımca onun oynaması da sonucu pek değiştirmeyecekti.
Maç boyunca Telekom’un rakibi karşısında sağladığı fark, hemen hemen hiç azalmadan, belli bir seviyede maçın sonuna kadar devam etti. Bu da Telekom takımı açısından, fark açılmasına rağmen savunmadaki direncin bozulmadığını gösteriyor.
Savunmanın yanı sıra Telekom takımı, yüksek bir hücum gücü ve potansiyeline de sahip. Geçen yazımda da belirttiğim gibi, deneyimli oyuncular ile daha genç oyuncular arasında etkin ve işleyen bir denge yaratılmış. Haluk ve Alper, adeta bir asistan koç gibi saha içinden yöneticilik yapıyorlar. Zamanı geldiğinde skora yönelik oynuyorlar, gerektiğinde takım arkadaşlarının önünü açıyor, onların katkıda bulunmalarını kolaylaştırıyorlar. Genç oyuncular ise hücumda ayak basmadık yer bırakmıyorlar. Telekom’un hücumda sıklıkla başvurduğu “transition” oyunları da hareketli ve çok koşan bu gençler sayesinde başarılı oluyor. Özellikle Tutku, hücumda önemli bir silah. Geçmiş sezonlara göre kendine daha güvenli bir şekilde oynuyor ve bu da doğal olarak oyununa pozitif yansıyor.
Galatasaray maçında, Telekom’un yabancılarından Jagla özellikle çok etkili oynadı ve ne kadar çok yönlü bir oyuncu olduğunu gösterdi. Uzun boylu bir oyuncu olmasına rağmen, dışarıdan oynayabiliyor, üç sayılık atışlarda başarılı olabiliyor. Alman oyuncu Jagla, vatandaşı ve milli takımdan arkadaşı NBA yıldızı Nowitzki’nin bundan 10 yıl önceki halini anımsatıyor. Umarız, o da bu büyük yıldızın izinden gitmeyi başarabilir ve dünya çapında bir oyuncu olma yolunda merdivenleri tırmanabilir. Ancak, bugün için şunu peşinen söyleyebilirim ki, TBL’nin ilerleyen haftalarında Jagla rakip savunmacılar açısından büyük eşleşme sorunları yaratacak ve ligimizde yükselen bir grafik çizecek.
Türk Telekom’un bu yılki kadrosu, bence son yıllarda sahip olduğu en iyisi. Bu yıl, “bench” de oldukça derin. Tüm oyuncular, kazanmak isteyen ve arzulu bir basketbol oynuyorlar. Bu takımın, bu yıl ligde iyi işler yapacağına inanıyorum. Bence, giderek daha iyi basketbol oynayacaklar ve ligin zirvesini zorlayacaklar. Önümüzdeki hafta Efes’le oynayacakları maç, Telekom için bu çerçevede önemli bir test olacak.