Baştan kabul edelim, Beşiktaş maçın son 20 dakikasına kadar, golü bulacak neredeyse hiç bir şey yapmadı. Ama son 20 dakikada, bu sezon oynadığı tüm maçlarda bulduğu pozisyonların toplamı kadar gole yaklaştı; ama olmadı.
Sakaryaspor’un 10 kişi kalmasını Beşiktaş değerlendiremedi. Ancak maçın son bölümlerinde Sakaryaspor orta sahası oyundan neredeyse bütünüyle düşüp rakibi kendi cezaalanında karşılamaya başlayınca Beşiktaş kanatlara inebildi.
Sakaryaspor’un en hırpalayıcı oyuncusu Cangele’nin kırmızı kart görmesi, Beşiktaş’ın oyun planında hiç bir değişikliğe yol açmadı. Bu hakikaten yadırganacak bir durum. Tigana, özellikle rakibi bunalttıkları son bölümlerde Gökhan ya da Toraman’dan birini forvete çıkartabilirdi. Riske girmedi. Aslına bakarsanız, aman aman bir risk de yoktu ortada. Sakarya ilerde sadece M’bayo’ya uzun top atıp onu kaderiyle başbaşa bırakıyordu. Hasılı, Beşiktaş’ın üç savunmacıyla (Gökhan ve Toraman çakılı oynadılar, kanatlardan Ali ve Üzülmez çıktığında, orta alandan Serdar takviye güç olarak savunmaya yaklaştı) kendi sahasında nöbet tutması gereksiz ve abartılı bir tedirginlikti.
Maçın sonucunda, Nobre’nin henüz 20. dakikada sakatlanması etkili oldu. Çünkü yukarda da dediğimiz gibi, Beşiktaş son 20 dakikada “tam Nobre’lik” denilecek cinsten öyle pozisyonlar buldu ki, siyah beyazlı takım için bu sakatlık rakibin 10 kişi kalmasının getirdiği avantajı neredeyse dengeledi.
Şimdi ortada bazı sorular ve sorunlar var.
Gökhan Güleç, İbrahim Akın, Fahri Tatan... Haydi Mehmet Sedef’i de sayalım... Bu oyuncular, sadece Beşiktaş’ın değil, Türk futbolunun da gelecekte ziyadesiyle yararlanacağı isimler olarak görülüyor. Lakin, öyle anlaşılıyor ki, bu arkadaşlar söz konusu beklentiye pek inanmıyor gibiler... İki senedir bırakın kendilerini geliştirmeyi, kimi maçlarda sanki futbolları geri gidiyor gibi bir izlenim veriyorlar. Oyunu okumaları, şut ya da pas seçimleri, teknik kapasiteleri... İki senedir ‘tık’ yok. İnsan üzülüyor. Birilerinin bu sorunun üzerine gitmesi lazım.
Bu arada yeri gelmişken, yukarda saydığımız isimler, takım arkadaşları Serdar Kurtuluş’un her hafta kendisini ne kadar geliştirdiğini izlemeliler.
* * *
Evet, ilk kez “istifa” sesi yükseldi İnönü tribünlerinden... Aslında, taraftar müteredditti. Kimi “istifa” çağrısı yaparken, kimi “yapmayın beyler, ayıp oluyor” havasındaydı. Ama sonuçta o malum davet bir kez yapıldı. Önce Tigana’ya, ardından yönetime...
Asıl önemli olan şu ki, Beşiktaş bundan önceki maçlarında da parlak bir görüntü çizmiyordu. Hatta Sakarya maçından çok daha kötü oynadığı haftalar oldu. Ancak anlaşılan, taraftarın sabır sınırı buraya kadarmış.
Bana sorarsanız, çok büyütülecek bir durum değil. Beşiktaş taraftarının önemli bir bölümü ligin ortasında hoca ya da yönetim değişikliklerinin hiç bir zaman hayırlı sonuçlar doğurmadığını biliyor. Diyelim Tigana gitti! Kim gelecek? Gelen hoca kendisine göre yeniden bir kadro kurmaya çalışacak, yeni bir oyun anlayışı yerleştirmek isteyecek vb. Gitti bir yıl daha! Zaten her şeye yeniden başlamış olmanın kaçınılmaz sarsıntıları gelen hocaya da tepki gösterilmesine neden olacak. Kısacası, bu saatte “istifa” talebi yersiz bir davranış. Dahası tehlikeli bir serüven.