TBL’nin 6. haftasındaki maçta Efes Pilsen, Fenerbahçe Ülker’i 83-72 yenerek rakibinin namağlup ünvanını elinden aldı.
Efes açısından bu maçın, sezon başından beri gerek TBL’de gerekse Euroleague’de oynadıkları en iyi maç olduğu kanısındayım.
FB Ülker maçını Efes’e getiren birkaç etken göze çarpıyor. Öncelikle Efes savunmasını tebrik etmek gerek. FB Ülker maçında Efes’li oyuncuların yaptıkları savunma, bizlere bundan yıllar önceki Koraç şampiyonluğu dönemindeki Efes savunmasını anımsattı.
FB Ülker gibi hücum gücü çok yüksek oyunculardan oluşan bir takımı ilk yarıda 30 sayıda; maçın tamamında ise 72 sayıda tutabilmek kolay bir iş değil. Efes takımı, savunmada bu direnci gösterdi ve bence galibiyetin temel ateşleyicisi de bu oldu.
İkinci olarak, Efes’te sezon başında kendini gösteren tutukluk giderek açılıyor. Bunu geçen haftalardan itibaren dile getiriyorum. Nicholas zamanla kendini buluyor; Prkacin ve Haislip takıma daha fazla katkıda bulunuyor.
Burada önemli bir faktör de Cüneyt’in takıma etkin biçimde katılması. Cüneyt’i, çok eskiden, Bursa’da oynadığı yıllardan tanırım. Yıldız ve Genç Milli Takım’da birlikte oynamıştık. Cüneyt, yıllar içerisinde oyununu geliştirdi ve TBL’nin önemli oyun kurucularından biri oldu.
FB Ülker maçında Koç Mahmuti, onu ilk beş içerisinde başlattı ve bence bu oldukça doğru bir karardı. Cüneyt, Efes’te skora en fazla katkıda bulunan oyuncu oldu; bunun da ötesinde takımını oldukça güzel bir şekilde yönetti. Umarım Cüneyt bu çıkışını sürdürür; zira Efes’in ona gerek Avrupa gerekse Türkiye liginde oldukça ihtiyacı var.
FB Ülker cephesinde ise bazı işler maalesef iyi gitmiyor. Bu yorum, Efes maçını kaybetmelerinden kaynaklanmıyor. Daha önceki yazılarımda sıraladığım sorunlar artık kronikleşmeye başladı.
Takım içerisinde uyum sorunu ciddi boyutlarda. Solomon’un kişisel bazda iyi bir oyuncu olduğu tartışılmaz; ancak basketbol sonuçta bir takım oyunu. Takım olarak kazanıyor ya da kaybediyorsunuz. Bu nedenle takıma kişisel olarak ne verdiğiniz önemli.
Solomon, basketbolu bazen bir takım oyunundan ziyade ferdi bir oyun haline getiriyor. Bu da hücumda aşırı zorlamalara yol açıyor ve takımına zarar veriyor. Efes maçında Solomon, özellikle Nicholas ile karşı karşıya oynadıkları dönemlerde, takım disiplininden uzak bir şekilde oynamayı tercih etti ve bu tutumu FB Ülker oyununa oldukça olumsuz olarak yansıdı.
FB Ülker takımın maç kazanabilmesi için bence, İbrahim’in daha aktif biçimde hücuma katılması; Mrsic’in gecmis sezonlardaki gibi güvenini yeniden kazanmış şekilde oynamaya başlaması; Mirsad’ın halihazırda kendini sarmış olan kısırdöngüden kurtularak oyuna konsantre olması; Oğuz ve Semih’e de daha fazla süre verilmesi gerekiyor.
Ancak FB Ülker açısından en önemli konunun, Koç Aydın Örs’ün takımına bir takım oldukları bilincini aşılaması olduğunu düşünüyorum. Oyuncuların kişisellikten ziyade takımın başarısı için mücadele etmeleri, birbirlerine yardımcı olmaları ve eşgüdüm içinde oynamaları şart.
Önümüzdeki maçlarda FB Ülker’in iyi yola girdiğini ölçebilmek adına çok basit bir araçtan da faydalanabiliriz. Maç sonu takım istatistiklerini incelediğimizde, FB Ülker oyuncularının yaptığı toplam asist sayısı ne kadar artarsa, bu takımda işler o oranda iyiye gidecek.
Son bir not: Efes Pilsen-FB Ülker maçının üçüncü çeyreğinde Mirsad ve Haislip arasında yaşanan olayın benzerlerinin basketbol sahalarından uzak kalması dileğiyle.