Fransa’da bir aralar “ama” kelimesinin dilden çıkarılması için kampanya başlatıldığını biliyor muydunuz? Çünkü “ama” kelimesi kendisinden önce söylenenleri geçersiz kılan, bu nedenle de gereksiz ve hatta zararlı bir kelime olarak nitelendiriliyor. Örneğin birçok şirketin çağrı merkezinde kullanılması yasaktır “ama”nın.
Neden mi böyle başladım? Son yazıma yapılan yorumları ve gelen mailleri okuduğumda en çok karşılaştığım ifade hemen hemen şöyle: “yazdıklarınızı destekliyorum ama bu kişi Tigana olamaz.” Zaten yazının cevaplamaya çalıştığı sorulardan biri Tigana’nın neden kalması gerektiği olduğuna göre yazdıklarıma katılmıyor aslında okuyucuların bu kısmı. Kötü günlerde faturanın genelde hocaya çıktığını düşünürseniz bu da anlaşılmaz bir itiraz değil aslında.
Genelde medyadaki yorumculardan farklı bir uygulama yapıyor ve yazılarımı ilgili karşılaşmalardan 1-2 gün önce yazmaya dikkat ediyorum. Bunun nedeni 1-2 gün sonra oynanacak karşılaşmanın fikirlerimde bir değişiklik yaratmayacak olması. Örneğin Hakan’ın milli takıma seçilme felsefesini desteklemediğimi ifade ettiğim yazıyı Moldova karşılaşmasından 1 gün önce yazdım. Çünkü o karşılaşmanın sonucu ve Hakan’ın atacağı goller görüşümü değiştirmeyecekti. (ki birçok okuyucu Hakan’ı eleştirmekle, onun milli takıma seçilme felsefesinin eleştirilmiş olmasını karıştırdılar). Keza geçen hafta Sivas karşılaşmasından önce yazdığım yazıda belirttiğim görüşler de Sivas karşılaşmasının sonucuna veya oyununa göre değişmeyecekti. Değişmedi de.
BASİT BİR OYUN?
Beşiktaş nasıl kurtulur konusu günün en moda tartışması kuşkusuz. Beşiktaş’ı en basit ve göründüğü şekliyle eleştirenler dünyanın her yerinde olduğu gibi faturayı teknik direktöre kesmeye çalışıyorlar. Çünkü yönetime kolay müdahale edemezsiniz, futbolcuyu ise sezon içinde kolay kolay elden çıkartamazsınız. Bu yüzden de tanrılara kurban edilebilecek tek kişi hocadır. Futbolu ve kulübü bir bütün olarak görenler ise sorunları anlamaya çalışıyorlar, çalışırken de yönetimin politikaları ve oyuncular üzerinden fanteziler yapıyorlar. Ancak onlar da işin içinden çıkamıyorlar. Oysa futbol basit bir oyun ve cevapların bu kadar karmaşık olmaması lazım diye düşünüyor insan.
Neden mi basit? Hangi çağda ve hangi ülkede futbol oynuyor olursanız olun ve hangi dizilişi uygularsanız uygulayın kazanmanın ve iyi bir futbolun gereklilikleri basittir:
- Mesela topa hükmeden oyuna da hükmeder. Topa hükmedemezseniz ve çok top kaybederseniz rakibi kovalamak için ekstra bir enerji harcar ve konsantrasyonunuzu kaybederek taktiksel olarak oyundan düşersiniz. Üstelik bunu sürekli yaptığınızda sakatlıklar gelmeye başlar. Ayrıca topu doğru yere atanla yanlış yere atan, alması gereken yerde olmayanla doğru yerde duran arasında ayırım yapamazsınız.
- Mesela savunma oyuncularının birinci görevi savunma yapmaktır. Hücuma çıkmak ancak birinci görevin doğru yapılması sonucu mümkündür. Geride iyi yerleşemediğin halde hücuma konsantre olmaya çalışırsanız sık sık rakip oyuncuları kaçırırsınız. Ayrıca bu bölgede sezgileri güçlü ve pozisyon süzen oyuncular ekstra önemlidir.
- Mesela en ilerideki oyuncuyla savunmanın önündeki oyuncu arasında, hatta savunma arasında büyük mesafeler olmamalıdır. Özellikle tek forvet oynanıyorsa bu oyuncunun deliler gibi koşarak yıpranmaması için hatlar görünmez iplerle bağlı ve yakın olmalıdır.
- Mesela takımın en önemli bölgesi orta alanın ortasıdır. Çünkü buradaki 2 oyuncunun (bazen 1 veya 3 de olabilir) görevi takımın açıklarını ve hatalarını kapatmak, taktiğin sahada kusursuz şekilde uygulanmasını sağlamaktır. Bu nedenle de her zaman disiplinli, istikrarlı ve fantezilere girmyen oyunculardan seçilmelidir. Bu oyuncular sürekli topun arkasında kalmalı ve gerektiğinde iyi şut çekebilmelidir. Ayrıca savunmanın da açıklarını kapatacak sezgileri olmalıdır. (Beşiktaş’ta bu alanı genelde Serdar, Koray ve/veya Kleberson’un kullanması bekleniyor. Tigana Serdar’ın bu pozisyonda pişmesini ve hissettiği potansiyeli ortaya çıkarmasını bekliyor. Koray ise tam bu bölgenin oyuncusu.) Takım 2 forvetle oynuyorsa orta alandaki 2 kişi daha geride kalmalı ve hücum oyuncularına alan yaratmalıdır. Tek forvetle oynanıyorsa bu kez orta alandaki 3. kişi ileriye yakın oynamalı ve forvete çok da uzak kalmayarak kaybedilen toplarda rakibin topu hızla oyuna sokmasına engel olabilmelidir.
- Mesela 17-18 yaşları, birçok gencin kafasını dikine en çok gittiği, en asi olduğu yaşlardır. Bu yüzden de bu yaşlarda oyuncu seçerken daha zihni açık ve dinlemesini bilen oyuncuları seçmek önemlidir. Ve bu gençlere bu gerçekleri dikkate alarak davranmak gerekir. Yoksa bu gençleri kolay kaybedersiniz.
Bilmiyorum yukarıdaki basit kurallar size bir takımı hatırlatıyor mu?
DÖNÜM MAÇI MI?
Tigana aslında oyuncularının eksiklerinden bahsederken suçu tam olarak onlara atarak kurtulmaya çalışmıyor. Çünkü koyduğu nokta teşhislerle aslında oyunculara bunlara dikkat etmeleri gerektiğini söylediğini anlıyoruz. Bütün mesele mesajın doğru anlaşılması.
Pazar günü Beşiktaş’ı çok tehlikeli bir karşılaşma bekliyor. Bir çıkışın başlangıcı da olabilir, önceki seneler olduğu gibi bir rehavetin de. Ancak ne olursa olsun en kötüsü bu karşılaşmanın kaybedilmesi olacaktır. Beşiktaş’ta Alex gibi hücum sezgisi, Aurelio gibi savunma sezgisi olan oyuncular (en azından o derecede) yok. Üstelik Alex atacağı nokta paslarla yerleşim sorunu yaşayan Beşiktaş savunmasının arasında sayısız pozisyon yaratabilir. Bu nedenle Alex’e sıkı bir markaj uygulamak, bunun başarısızlığı halinde devreye girecek ikinci bir oyuncu belirlemek şart.
Ayrıca daha da önemlisi Beşiktaşlı oyuncuların üzerlerindeki baskıyı azaltmak ve oyuna konsantre olmalarını sağlamak. Zira her oyuncu başarısızlık korkusunu hissetmeye başladı ve kolay dağılabilir bir noktada. Özellikle de gençler. Ayrıca Runje de, hatalı şekilde ileri çıkarak gol yediği halde bu cesaretinden vazgeçmemeli. Ancak taraftar baskısı onu belki de daha korkak oynamaya sevkedecek.
Bu nedenle Tigana’nın yapması gereken ilk şey oyuncularına güvendiğini net olarak göstermek olmalı.
Güzel bir karşılaşma izlemek dileğiyle.