Trabzonspor gol atamama geleneğini dün de sürdürdü. Sivasspor karşısında gol atamadığı önceki 4 maçı özendirircesine gol pozisyonu dahi bulamayan Trabzonspor – Umut’un kaçırdığını gol pozisyonu saymakta zorlanıyorum çünkü Umut’un top tekniğiyle gol atması zaten başlıbaşına mucizevi bir olay – ardarda 5. karşılaşmasında da gol atamayarak tarihinde ayrı bir rekora imza attı.
Geçen hafta Antalyaspor karşılaşmasından sonra içimden yazmak gelmedi. Trabzonspor’un verilmeyen golünden, penaltı pozisyonundan veya tipinden de ne yaptığından çok haberdar olmadığını net bir şekilde ortaya koyan yardımcı hakemden, arkadaşları küfür yerken tribünde gülen Syzmek’den bahsederek Trabzonspor taraftarının zaten bozulmuş sinirleriyle oynamak istemedim. Ancak Sivasspor karşılaşmasında rakip kaleye bile gidemeyen takımı ve kenarda sürekli ‘İleri çıkın’ diye çırpınan Ziya Doğan’ı görünce iki çift laf da ben söyleyeyim.
Bu durumun baş sorumlusu Trabzonspor’un İstanbul güdümlü yönetimi. Aylar boyunca araştırıp sonunda Lazaroni’de karar kılan, Fatih Tekke’yi çok güzel bir fiyata satıp ondan gelen parayı çarçur eden, Trabzonspor’u Umut Bulut gibi ancak 2. sınıf bir Anadolu takımının forveti olabilecek bir oyuncuyla alternatifsiz oynamak zorunda bırakan, kulübün bütün geleneklerini ve taraftarın tepkisini hiçe sayarak Fatih Akyel gibi bir oyuncuyu bu takıma transfer eden ve sonra da kaptan yapan, senenin başında ortada dönen – ki kanımca Trabzonspor’un teklifinden haberleri bile yoktur – Hector Cuper, Jacques Santini, Luis Fernandez, Lucescu gibi isimlerin hiçbiri olmayınca rotayı çevirdiği Türk teknik adamlardan da ret yiyen ama Lazaroni’yi gönderirken daha önce kapısını çaldığı Ziya Doğan’a tekrar giden, içinde; Lazaroni konusunda içinde olduğu yönetime etmediği lafı bırakmayan ve sürekli atıp tutan İbrahim Hacıosmanoğlu’nu, Lazaroni’nin gelmesindeki baş aktör Haşim Sayitoğlu’nu ve hepsinden önemlisi siyaset bağlantıları ile kulübün başına geçen 40 yıldır kulübe çivi çakmadığı gibi Trabzonspor’a karşı ihalelere giren ve - hepsinden daha çok bana koyanı - geçtiğimiz günlerde Cem Papila’nın hakemliğe son noktayı koymasını büyük kayıp olarak değerlendiren Nuri Albayrak’ın kurduğu Trabzonspor yönetimi.
Henüz 1.5 yıl önce 30.000 kişinin aleyhinde yürüyüş düzenlediği, Trabzonspor’un uzun süredir şampiyonluğa en çok yaklaştığı dönemde önüne çıkan, çalabileceği her düdüğü Trabzonspor aleyhine çalan ve utanmadan televizyona çıkıp kararlarını savunan Cem Papila’nın arkasında duran bir Trabzonspor başkanı. Ben her Pazar Cem Papila’yı televizyonda gördüğümde sinirden tüylerim diken diken oluyor. Küçükken Beşiktaşlıymış, eşi Trabzonluymuş. Hangi takım ile sorun yaşamış ise mutlaka kendinden veya ailesinden o takımın onun için ne kadar önemli olduğunu örneklerle anlatıyor. Tıpkı 10 sene öncesinin Serdar Çakman’ı gibi. Vasat bir hakemsin, son derece cesur birtakım kararlarla gündeme oturuyorsun. Ondan sonra ver elini FIFA, FIFA olmazsa hakemlik bittiğinde televizyon programcılığındaki yerin hazır. Hele bir de Cem Papila gibi okumuş ve ağzın biraz laf yapıyorsa süper. Bir Gaziantep-Trabzonspor maçı vardı Trabzonspor’un 3-2 kaybettiği. O maçın hakemi Cem Papila’nın inanılmaz bir sarı kartla sonraki Galatasaray maçında Gökdeniz’i cezalı duruma düşürdüğünde ben Gaziantep’deydim. Başkan Nuri Albayrak ve yönetimi nerelerde ne yapıyorlardı acaba. Ayrıca Cem Papila’yı savunan ve başka bir Cem’e, Cem Deda’ya hatası olmadığı halde etmediği lafı bırakmayan Nuri Albayrak’dan sonra İstanbul Büyükşehir Belediyespor 2.ligde şampiyonluğa gidiyor.
Ziya Doğan için de ne yazayım bilemiyorum. Çok güvendiğin savunma oyuncusu Fatih Akyel’i bir anda hiçbir açıklama yapmadan 18 kişilik kadroya bile almıyorsun, kupa maçında genç oyuncuyu kazanayım diye Cem Demir’i sahaya sürüyorsun ardından Eskişehir öne geçince paniğe kapılıp çocuğu 25. dakikada kenara alıp Sivasspor maçının 80. dakikasında kurtarıcı olarak oyuna alıyorsun, Ersen Martin’den penaltıcı yapıp o zaten sakat haliyle burnundan kan gelinceye kadar oynatıyorsun. Kafasında Trabzon’u bitirmiş Syzmek’i ilk yarının sonunda Marcelinho’nun yerine dışarı alıyorsun. Bu hareket tüm taraftarın ‘Belki bugün silkinir.’ dediği Marcelinho’yu da takımdan uzaklaştırıyor.
Bu kadar hataya rağmen Trabzonspor yine de kesinlikle bulunduğu yeri haketmiyor. Son maçlarda şans da sürekli Trabzonspor’un aleyhine çalışıyor. Trabzonspor, yönetiminin ve teknik direktörünün bütün acizliğine rağmen Sakarya maçında penaltıyı atsa ve Antalyaspor maçında yardımcı hakemi geçebilse yine ilk beş içerisinde olacaktı. Önümüzdeki hafta Trabzonspor Fenerbahçe’yi yenerse, lig tarihinde bir devrede Fenerbahçe Galatasaray ve Beşiktaş’ı yenip en düşük puan alan takım olarak yine tarih geçebilir.
Trabzonspor’un 3 adet sarı kart cezası sınırındaki oyuncusunun tamamının sarı kart görüp Fenerbahçe karşısında cezalı duruma düşmesini ibretle izledim. Hasan Üçüncü’nün kart görmediği maç zaten çok az oluyor. O kadar dengesiz giriyor ki her faulünde hakemi kart göstermek konusunda arada bırakıyor. Yakında Hasan birinin ayağını kırarsa hiç şaşırmam. Çağdaş ise hakem tarafından günah keçisi seçildi. Geçen haftanın popüler ismi Mehmet Yıldız çok yetenekli ama oyunun çirkefliğine biraz fazlaca kaçan bir hali var. Çağdaş’a düşerken tekme attı ve maçın henüz 6. dakikasında rakibin stoperine sarı kart göstertti, ardından Stepanov’un suratına çarpan top için penaltı istedi vs vs. Umarım kendine çekidüzen verir ve kameranın çektiği şutlardan sonra kendisini takip ettiğini birisi ona söyler. Ekran başında salya sümük midem kalktı.
Bülent Uygun Sivasspor’da iyi bir başlangıç yaptı. Önce Beşiktaş ardında Trabzonspor galibiyetleri geldi. Umarım Türk futbolu yeni bir hoca kazanmıştır. 4-0 kaybettikleri Fenerbahçe kupa maçı sonrası biraz stresli görmüştüm. Basın toplantısında kendisinin gittiği heryerde başarılı olduğunu bunun Sivasspor’da da süreceğini falan anlatıp mangalda kül bırakmıyordu. Trabzonsporlu olunca aklıma geldi, galiba Bülent Trabzonspor’da da bir dönem forma giymişti. Kaçınız hatırlıyorsunuz Bülent Hoca’nın Trabzonspor’daki o başarılı dönemini?
Trabzonspor’un yediği golün faul olduğunu düşünüyorum. Ancak aynı şekilde yardımcı hakemin iptal ettiği Sivasspor’un golünün de ofsayt ile hiç alakası yoktu. Zaten Trabzonspor’un bu kadar kötü oynadığı bir maçın ardından hakeme çok yer ayırmanın da bir anlamı yok. Gökdeniz’e ise acıdım doğrusu. İddaa’ydı, Arnavutluk mafyasıydı tamam da sahada canını dişine takan ve faydalı olan birtek Gökdeniz’i görüyorum kaç maçtır. Gökdeniz, Umut ile girdiği bir verkaçta kendisine has vuruşu ile atağı öldüren Umut’a öyle bir şaşırarak baktı ki içimden: ‘Eeee Gökdeniz Efendi, sen en son futbol oynadığında yanında Fatih Tekke vardı. Ona alışınca Umut ile bu iş olmuyor tabii.’ demek geldi.
Haftaya Çağdaş, Musa ve Hasan yok. Bu oyuncuların olmamasının çok ciddi bir kayıp olduğunu düşünmüyorum. Ama takıma güvenim öyle bir kayboldu ki sanki Trabzonspor formasının sihirli bir hali var da sırtına geçiren futbolu unutuyor. Ferhat, Musa, Umut, Mustafa Keçeli pas atamaz haldeler. Haftaya oynanacak Fenerbahçe maçı ilginç bir karşılaşma olacak. Alex ve Ümit’in olmaması Trabzonspor için bir artı gibi gözüküyor ama ben olaya farklı bakıyorum. Çaykur Rize’de, Sakarya’da, Sivas’da Alex mi vardı da Trabzonspor kaybetti. Burada da kaybedilecek bir maç hem yönetimi hem teknik direktörü götürür. Götürmezse de taraftar bu skorlara ve düşme hattına alışıyor demektir ki bu çok daha kötü.