Dün geceki karşılaşmaya Beşiktaş tarafından bakalım önce: Düşünün ki siz yeni kurulmuş bir takımsınız ve karşınızda topla sizden çok daha rahat oynayan ve tehlikeli bir takım var. Futbolu biraz bilen bir teknik direktör için oyunculara verilecek talimatlar bellidir:
- Rakibe topla oynayacak geniş alanlar ve rahat süreler bırakmayacaksınız.
- Rakibin en tehlikeli oyuncusuna top atılmasını –gerekirse çift kademe yaparak- engelleyeceksiniz. (Ki bu oyuncu Alex oluyor)
- Topu ayağınızda rakipten daha çok tutacaksınız.
Beşiktaş’ın temelde aldığı talimatların da bunlar olduğu belliydi zaten dün gece. Ancak yine de Beşiktaş’ı iki ayrı takım olarak değerlendirmek gerekiyor: Savunma yapan ve rakibi bozmayı amaçlayan Beşiktaş ve hücum oynayabilmesi ve rakibe oyununu kabul ettirmesi gereken Beşiktaş.
Beşiktaş savunması bu sezon ilk kez bu kadar konsantre olmuştu. Ancak yine de ilk dakikalarda klasik yerleşim sorunu yaşadılar. Hele İbrahim Toraman’ın son anda müdahele ettiği bir pozisyon vardı ki, Deivid’e o pas atılmadan önce, ceza sahasının hemen dışında Beşiktaş önce hücuma çıkarken topu kaybetti; arkasından da topu kazanan Fenerbahçeli oyuncunun üzerine 4 Beşiktaşlı birden koştu. Üstelik hepsi de geç kalmıştı. Bunun dışında savunmanın adam kovalaması ve ilk müdahaleleri başarılıydı. Yalnızca iki önemli eksiklik vardı:
· İbrahim Üzülmez ve İbrahim Akın felaket bir ikiliydi. Aralarında uyum yoktu. Savunmada çok açık verdiler. Önlerindeki Fenerbahçe’nin en gerideki oyuncusu Önder’i tam 3 kere üst üste kaçırdılar ve her biri tehlikeli pozisyonlara dönüştü. İbrahim Akın sonradan girdiği oyunlarda gösterdiği akıllı hareketlerin hiçbirini yapamadı.
· Beşiktaş savunması orta alana yakın oynayabilmek ve Fenerbahçe’ye top oynayacak alanı daraltmak için ofsayt taktiğine fazla konsantre olmuştu. Ancak rakibi ofsayta düşürdükleri pozisyonların birçoğu kılpayı ofsaytlardı ve Deivid biraz dikkatli olsaydı gol yiyebilirlerdi.
Hücumda ise Beşiktaş’ın klasik aksaklıkları devam ettiğinden bu mücadeleci oyunu 3 puana dönüştüremediler, hatta kaybetmeleri an meselesiydi. Neden mi?
· Delgado son yıllarda Şükrü Saracoğlu’na çıkan en kötü Beşiktaşlı oyuncuydu. Düşünün ki çok yüksek bir bedele orta alanın ortasına takımı çekip çevirecek bir oyuncu alıyorsunuz. Ancak bu oyuncu ayağına aldığı her topu ya kötü bir pasla ya da anlamsız bir zorlamaya girerek kaybediyor. Acele kullandığı bir faul dışında ilk düzgün pasını 70. dakikaya doğru yapıyor. Üstelik kaybettiği bütün toplar arkasında kimse yokken gerçekleşiyor ve takımında en az 4-5 oyuncu rakibi kesebilmek için 30’ar metrelik deparlar atmak zorunda kalıyorlar. Hem de defalarca. Delgado’nun sakatlığı veya hastalığı nedeniyle isteksiz veya kondisyonsuz bir oyun beklenebilir, ancak akılsızca oynamanın sakatlık gibi bir bahanesi olamaz. Delgado’nun yerine daha ilk yarıda değişiklik yapılmalıydı bence. Örneğin Ali sağ tarafa geçebilir Burak ortadan hücumlara kalkabilirdi. Ricardinho girebilir ve yalnız kalan Nobre’ye yakın oynayabilirdi. Ancak Tigana’nın ne düşündüğünü bilmiyorum. Tigana, Fenerbahçe’nin yorulduğunu ve oyundan düştüğünü anladığı son 15 dakikaya kadar Delgado – Ricardinho değişikliğine gidemedi.
· Bu karşılaşma gelecek karşılaşmalar için hem bir baz değildi hem de hücum anlamında umut verici değildi. Birincisi bu şekilde alan daraltması çok önemli olsa da, ligdeki diğer karşılaşmalarda rakibi bozmak değil kendi oyununuzu oynamak zorundasınız. İkincisi Beşiktaş hala gol atamıyor. Dahası pozisyon dahi üretemiyor. Fenerbahçe’nin orta alanda savunmayı bıraktığı dakikalarda kazanılan toplarda 2-3 pozisyon daha çıkabilirdi ancak 3’e 2 veya 4’e 3 gidilen bu hücumlarda toplar hep kanatlara atılarak pozisyonlar öldürüldü. Ricardinho’nun atamadığı maçın en önemli pozisyonunda bile hücum kötü bir pasla öldüğü anda tekrar pozisyon meydana geldi. Beşiktaş’ın top kendisindeyken çok daha fazla konsantre olması ve hücumda yakaladığı pozisyonları gole çevirecek güvene ulaşması şart.
Gördüğünüz gibi sahadaki taktiğiniz ne olursa olsun insan faktörünü asla unutmamalısınız. İşin temelinde bu yatıyor. Seçtiğiniz oyuncuların performansı, kendi bölgelerinde yaptıkları – yapamadıkları hareketler ve aldıkları – almadıkları pozisyonlar bir karşılaşmanın kaderini belirliyor. Hatta psikolojileri bile sonuçta etkili.
YA FENERBAHÇE…
Psikoloji dedikten sonra Fenerbahçe’ye geçelim. Fenerbahçe rakibin rahat alan bıraktığı karşılaşmalarda sonuca kolay gidiyor. Bu kez karşısında buna çok dikkat eden bir rakip vardı. Bu nedenle Fenerbahçe topa hükmedemedi. Bunda en büyük nedenlerden biri Tümer, Tuncay, Alex ve Deivid gibi takım savunmasına fazla katkısı olmayan 4 oyuncunun birden sahada olmasıydı. Oysa Beşiktaş’ta Nobre bile pres yapıyordu.
Bir diğer nedense Fenerbahçeli oyuncuların karşılaşmaya hazırlanma mentaliteleriydi. Geçen sezon yaşananlar (Beşiktaş başkanının çıkışları, Kupa finali mağlubiyeti, Tümer sorunu) oyuncuları o kadar hırslandırmıştı ki, maçtan önce söylenenlerin çoğu intikam iması veren ifadelerdi. Aslında böyle bir şartlanma Fenerbahçe için itici bir güç olmalıydı. Ancak rakibin sahada neler yapacağını tahmin etmeleri ve ona göre önlem almaları halinde. Beşiktaş’ın Sivas karşılaşmasından çok farklı bir oyun oynayacağı bilinmeliydi. Oysa sahada buna hazırlıksız birçok oyuncu vardı.
Benim görüşüme göre Tümer’in yerinde Aurelio’nun olması kolay top kaybeden Beşiktaş’ın oyuna hükmetmesini engelleyebilirdi. Veya Mehmet Yozgatlı oynayabilirdi ki, Beşiktaş’ın zaten dağınık olan sol çizgisinden Önder’le beraber sayısız varyasyon yaratabilirdi.
Sonuçta bu karşılaşma kimse için bir çıkış ve iniş ifade etmiyor. Sadece Beşiktaş savunmasının ilk görevi olan savunmaya konsantre olması ve alan paylaşımını becermesi gelecek karşılaşmalar için olumlu bir gelişme.