Şampiyonlar Ligi’nde oynamanın güzel tarafları olduğu gibi, eziyetli tarafları da var. En eziyetli kısmı da iddianızı kaybettikten sonra başlıyor. Siz boş verin UEFA şansını falan, Galatasaray için Şampiyonlar Ligi, PSV’ye İstanbul’da kaybedilen maçla birlikte “eziyet” hüviyetine büründü.
Türkiye Ligi’nde zar zor toparlanan ve hasbelkader bir iki maç üstü üste kazanma başarısını gösteren takım, çıktığı ilk ŞL maçını müteakip yeniden psikolojik çöküntü içine giriyor. Hal böyle olunca, oyundan zevk almak şöyle dursun, başta futbolcular olmak üzere herkes “bitse de gitsek” psikolojisine giriyorlar.
Böylesi bir ortamda Bordeaux maçından siz neler bekliyordunuz bilmem ama ben beklediğimi buldum.
Maddeler halinde yazalım, gerçekten asab bozucu olan maçla ilgili tespitlerimizi:
Madde 1: Galatasaray orta sahasında Sasa Ilic’in önemini tartışacak olan var mı? Var ise başarılar dilerim, ben tartışmıyorum. Galatasaray’ın özellikle hücum organizasyonlarının kimi zaman beyni, beyni değilse kalbidir Sasa Ilic. Şimdi birisi bana bir izah etsin Allah aşkına, ikinci yarı başlarken Sasa Ilic neden oyundan alınmıştır? Umarım yoktur ama bir sakatlık mevzu bahis ise, ki hiç öyle durmuyordu, ancak onu anlarım.
Benim aklıma gelen başka şeyler var;
- Mesela Hasan Şaş’ın top kaybı ve korner ziyanı branşlarında ŞL tarihine geçmesine yardım edilmek istenmiş olabilir mi?
- Ya da Sakaryaspor maçının ilk yarısında dökülen Inamoto’nun (nasılsa) Gerets tarafından oyundan alınmasını müteakip basın toplantısında hocadan hesap soran Japon gazetecinin salmış olduğu korku içgüdüsü müdür, İlic’i kenara aldıran?
Bu soruların cevabı Galatasaray teknik heyetindedir. Ancak Galatasaray kulübesinin haklı-haksız Ilic ile uğraşması, gün gelip kulübenin tepesine Sasa Ilic kadar taş düşmesi ile sona erecek korkarım.
Daha çok korktuğum bir şey var, Inamoto ve Carrusca ile iki önemli transfer başarısına imza atan ilgililerin, “10numaramania” hastalığı çerçevesinde fantezi kokan transfer görüşmeleri peşinde olması ve tartışmasız Galatasaray’ın en sorunsuz mevkiinde durduk yerde sorun çıkarmayı başarabilmeleri. Dedikodudur diyor ve geçiyorum…
Madde 2: Biz “sağbek Sabri” hususunu zor bela hazmetmeye çalışırken şimdi de önümüze “solbek Cihan” mevzuu çıktı. Antalya maçından sonra yazı yazamadık, yeri geldi bahsedelim. Gerets’in Antalya maçı planı gerçek bir felaketti, şansı yaver gitti, galibiyetle döndü deplasmandan. Tuhaf olan, o maçın en kötü tercihlerinden biri olan Cihan’ın sol kanatta değerlendirilmesi konusunun böylesi önemli bir maçta da ısrarla ve inatla sürdürülüyor olması.
Bu işin sonunda Gerets’e hiçbir şey olmaz. Olan Cihan’a olur. Görev adamı, asker, çalışkan ve vasat bir futbolcu olan Cihan, gerçekten verimli olması mümkün olmayan bir mevkide, doğal olarak hatalar yaptıkça taraftarlarla karşı karşıya gelir. Bir iki yuhalamanın açacağı yarayı tamir etmek mümkün olmaz. Orhan, Ferhat ve Ergün’ü bünyesinde barındıran kadronun sol bekliği için Cihan’a sıra gelmez…
Yeri gelmişken “sağbek Sabri” için de çok kısa bir hatırlatma yapalım. Ne yaparsa yapsın, ne olursa olsun Sabri çenesine ve eline/koluna sahip olmazsa, Galatasaray’dan gidişi bu sebepten olacak. Bu konuda saha içinde kendisine model olarak başarı ile görev yapan Hakan Şükür ve Hasan Şaş’ı da kutlamadan geçmeyelim.
Madde 3: Bir teşekkür de Zidane’a. Dünya Kupası final maçında yapmış olduğu kafa hamlesi, bir zamanlar futbol topu ile döktürdüğü Bordeaux Stadı’nda bu kez genç bir Türk oyuncunun taklidi ile sahne aldı. Genç Türk oyuncunun yapmış olduğu seviyesiz hareketi oyunun heyecanına verelim (verilmez ya, verdik gitti), kırmızıyı gördükten sonraki o güler yüzlü ifadeyi anlamak çok zor. Tecrübesizliktir, olabilir. Ancak en üst seviyeye kadar taşınan önemli bir yeteneğin bu seviyede kontrolünün elden kaçırılması, en çok Arda’ya kaybettirir. Bu hareketin derslerini herkesin çok iyi çıkarması gerekir.
Madde 4: Tolga Seyhan’ın gelmiş olduğu nokta moral bozucu. Daha düne kadar ülkenin önde gelen savunma oyuncularından olan Tolga, oynamamanın da etkisiyle tüm etkinliğini yitirmiş. Onun bu hali, gerek milli takım, gerekse Galatasaray için çok kötü. Tolga’nın performansı bu ise, Galatasaray’da Song ve Tomas’tan sonra tercih edilecek üçüncü stoper Orhan Ak olacaktır.
Madde 5: Son madde maçı yayınlayan Fransız TV kanalına ayrılmıştır. Ben, bu kadar kötü çekilen bir maç daha izledim mi, hatırlamıyorum. Zaten yamuk olan pilot kameranın sürekli ileri-geri zoomlarla midemizi bulandırması, yeni bir TV tekniği midir acaba? Midemiz bulandı derken mecaz yapmıyorum, gayet ciddiyim. İçim dışıma çıktı maçı bitirene kadar. Sürekli titreyen, ileri geri yaklaşıp uzaklaşan, yamuk bir görüntü. İlginç…