İDEALİST BİR TEKNİK DİREKTÖR
Geldik Cruyff’un teknik direktörlük yıllarına. Futbolculuğunun son yılında Ajax başkanına kızmış ve Feyenoord’a giderek kulübe 10 yıl sonra ilk şampiyonluğunu ve Hollanda Kupası’nı kazandırmıştı. Sadece attığı gollerle değil takımı yönetme şekli ve asistleriyle. Ertesi yıl 3. kere Ajax’a geldi Cruyff.
Aslında 1981’de Ajax’a teknik danışman olmuştu ve daha ilk maçında tarihe geçen bir olay yaşamıştı. Ajax, Twente karşısında 3-1 yenik durumdaydı. Cruyff bir anda tribünden indi ve Ajax altyapısının başında efsane olmuş teknik direktör Beenhakker’a aldırmayarak oyunculara talimatlar vermeye başlamıştı. Karşılaşma bittiğinde Ajax 5-3 öndeydi.
1984’de Ajax’ın başına geçtiğinde PSV’nin parladığı bir dönemdir. Yine de Ajax ile 3,5 sende 1 lig şampiyonluğu 1 de Avrupa Kupa Galipleri Kupası kazanır. O dönemde altyapı hocalarının alt takımlara gönderdiği birçok genci zorla geri getirir. 14-15 yaşında güçsüz çocukların erkenden genç takımlara alınmasına ve sonra hayal kırıklığı damgasıyla geri gönderilmesine karşıdır. Gelecek vaat ettiğini sezdiği oyuncularla özel olarak ilgilenir ve onlara kişilik kazandırmaya çalışır. Bunların birkaçını saymamız yeterli diye düşünüyorum: Marco Van Basten, Dennis Bergkamp, Frank Rijkaard, Ronald Koeman, Ronald ve Frank De Boer kardeşler, Rob ve Richard Witschge kardeşler, Clarence Seedorf, Edgar Davids, Brian Roy, Patrick Kluivert, Aron Winter, Wim Jonk, John Bomsan, John Van’t Schip, Gerald Vanenburg. Liste uzayıp gidiyor.
Bir forvetin birebirde mutlaka rakibini geçmesi gerektiğine inanıyordu. Hatta böyle bir durumda yanında 2. bir savunmacı götürmesin diye 2. bir forvetin o bölgeye çok yaklaşmasına izin vermezdi. Birebirini iyileştirmesi için Van Basten’i aylarca Hollanda’nın en iyi savunma oyuncusu Spelbos ile çalıştırır.
1986-87 sezonunun son haftalarına Ajax, PSV’nin 4 puan gerisinde girer. Kupa Galipleri Kupası’ndan ise yarı finaldedir. Van Basten’in sakatlık şikayetleri üzerine, Cruyff, Van Basten’e onu ligde oynatmayacağı sözünü verir. Buna karşılık Van Basten de Kupa Galipleri Kupası’nın son 2 maçında oynayacak ve kupayı kazandıracaktır. Ancak beklenmeyen bir şey olur ve PSV, 2 maç üst üste kaybedince ligde puanlar eşit hale gelir. Cruyff yine de verdiği sözü tutar ve Van Basten’i ligi kaybetme pahasına oynatmaz. Buna karşılık, Van Basten de bunun karşılığını öder ve Kupa Galipleri finalinde attığı tek gole kupayı Ajax’a getirir.
Ajax’a Bir Kere Daha Veda ve Barcelona…
Van Basten’in yok pahasına Milan’a satılması Cruyff’u çok kızdırır. Ajax başkanı Toni Harmsen ve Ajax altyapısıyla ters düşer. Yöneticiler onun işlerine karışmasını kabul edemez.. İpler kopar ve sezon ortasında çok sevdiği Ajax’tan 3. kez ayrılır. Önünde onlarca teklif vardır. Hem de Avrupa’nın en iyi takımlarından. Ancak o kararını vermiştir.
Ertesi sezon, bir zamanlar futbol oynadığı Barcelona’nın başına geçer. Barcelona ortalama 20-25 bin seyirciye oynamaktadır ve onca pahalı transferine (Maradona, Schuster vb) ve ünlü teknik adamlarına rağmen alay konusu olmuştur. Real Madrid’in 6 Avrupa Şampiyonluğu’na karşın Barcelona’nın elinde hiç yoktur.
Karşısında yine uzlaşılmaz bir başkan bulur. Ancak çok katı önlemler alır. Başkan Nunez’in soyunma odasına gelmesini yasaklar. Konuşacağı bir şey varsa ofisine çağırmasını ister. Oyuncular arasındaki anlaşmazlıklara kendi kurallarıyla çözüm bulur. Bakero, Beguiristain, Guardiola gibi gençlerde ısrar eder. Kaptan Alexanco’nun cesaretine ve liderliğine hayran olur ve ona güvenir. Yanına ise Barcelona’da beraber oynadığı ve şehirde herkesin saygısını kazanmış Rexach’ı alır.
İlk sezonu sonuç anlamında kötü gider ancak yine de tribünler 90 binin altına düşmez. İkinci sezonda takım sadece Kral Kupası’nı kazanırken eleştiriler had safhaya çıkar. Ancak o sabır ister. Taşlar oturmak üzeredir. 1991 yılında ise inanılmaz çıkış başlar.
Barca o yıl İspanya Ligi’ni kazanır. 1992’de ise hem lig şampiyonluğu gelir hem de Barcelona tarihinin ilk Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu. Üstelik futbola ekonomik ve sportif olarak hakim hale gelen İtalyan takımlarına rağmen. Ronald Koeman’ın 120. dakikadaki frikik golü Barcelona tarihinin zirvesiydi. 1992 yılında kazanılmayan tek bir kupa bırakmaz Barca. O ise bunların hangisi 1992’nin en önemli olayıydı sorusuna “Hiçbiri. Kızım evlenmesiydi.” şeklinde cevap verir. Barca 1992’de Barcelona Olimpiyatlarındaki NBA-ABD takımından esinlenerek Rüya Takım diye anılmaya başlanır.
Aynı yıl by-pass ameliyatı olur ve hayatı boyunca içtiği sigarayı bırakmak zorunda kalır. Üstelik sigara karşıtı kampanyalara da öncülük etmeye başlar. Artık lolipopları elinden düşürmemektedir. Ancak ameliyatın sadece insanı daha iyi hale getirmek için yapıldığına inandığından takımla beraber futbol oynamaya devam eder. Ceza sahası içinde 8’e 8 veya 8’e 4 yaptırdığı maçların bir amacı takımın dar alanda isabetli ve hızlı paslaşmasını sağlamaksa da, diğer bir amacı da kendisinin de futbol oynayabilmesidir.
Barca sonraki 2 sene daha şampiyon olur. Şampiyonlar Ligi’nde finale gelir ama Milan’a kaybeder. Bu dört sene Barca tarihinin en parlak yılları olur.
Bu arada 1994 yılında Dünya Kupası için Hollanda Milli Takımı’nın başına geçmesi konusunda yoğun baskı yaşar. Teklifi kabul etmek üzereyken, Hollanda Federasyonu’nun kendi ceketini giymesinde ısrar etmesi gibi sudan sebeplerle anlaşma imzalanamaz.
1995 yılında Ajax Şampiyonlar Ligi’ni kazanırken Ajax’ı eleştiren ve altyapı hataları yüzünden geleceğinin karardığını söyleyen tek kişi odur. Ancak bu eleştirileri Hollanda tarafında sert tepki bulur ve Ajax’ın başarısını kıskanmakla suçlanır. Yıllar kimin haklı olduğunu ortaya çıkaracaktır.
Yine 1995 yılında, Barca’da sözleşmeleri biten oyuncular ayrılmaya başlarken takımda kan değişikliğine gitmeye karar verir. Ancak yeni transferlerin ve özellikle Hagi’nin bütün sezonu sakat geçirmesi hesapları bozar. Meho Kodro çok iyi oynamasına rağmen inanılmaz goller kaçırır. Çok beğendiği ve transferinde ısrar ettiği genç Figo ise yavaş yavaş pişmektedir. Barca kötü bir sene geçirir. Sonraki seneye ise kötü bir başlangıç yapar ve Cruyff başkan Nunez ile kapıştıktan sonra ayrılmak zorunda kalır. Nunez’in futbolu sevmediğine ve sadece kendi egosu için başkanlık yaptığına inanmaktadır. Nunez tek bir deplasmana dahi gelmemiştir ve 7 senede Cruyff ile tek bir yemek bile yememiştir.
Ayrıldığında Milan, Bayern, Juventus başta olmak üzere Avrupa’daki 30’a yakın kulüp peşindedir. Çünkü onun futbolu seyirci çekmektedir. Kurduğu takımlar kaybetse bile güzel futbol seyrettirmektedir. Ancak o hepsini reddeder. Nunez’den sonra gerçek bir futbol sevgilisi olan Laporta onun danışmanlık yapmasını istediğinde ise kabul eder. Ne mi önerir? İlk olarak Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Hollanda ile başarısız olan Rijkaard’ın getirilmesini!
Bir sonraki yazıyla beraber Cruyff’un futbol felsefesine girmeye başlıyoruz.